≡ Menu

“Yeni Anarşizm Kitapları Dalgası” (Süreyyya Evren)

Anarşizmle ilgili yeni çıktığını duyduğum bir kitabı alabilmek için kitapçıya giriyorum, girmişken son çıkanlar reyonuna göz gezdiriyorum ve bir de bakıyorum başka bir yayınevinden bir anarşizm kitabı daha yayımlanmış! Hayretle ikisini de alıyorum. Çok geçmeden gene yeni çıktığını duyduğum bir diğer anarşizm kitabını bulabilmek umuduyla kitapçıya giriyorum ve bir kez daha iki kitap alıp çıkmak durumunda kalıyorum. Bütçeye verdiği zarar dışında pek keyifli bir gelişme! Bu hareketliliğin ittirmesiyle hem bu taze kitaplara topluca göz gezdirelim, hem neler olduğu üzerine düşünelim, hem de sonraki adımı tahmin etmeye çalışalım diyorum.

img816

Türkiye’de Türkçe anarşizm kitaplarının tarihi tanıdık bir gecikme jestiyle başlar. 1800’lerin sonlarında ve 1900’lerin başlarında, bizim dışımızdaki dünya Bolşeviklerin Rusya’da iktidarı almasına dek sürecek coşkulu devrimci dönemini anarşizm ağırlıklı yaşarken Osmanlı’nın bu sahneye katılımı hayli sınırlı olmuştu. Ünlü Ermeni anarşist Atabekyan’ın ve arkadaşlarının girişimleriyle Ermenice yayınlar olduğunu, başka dillerde de kimi hamlelerin sezildiğini, İzmir’de, Selanik’te kıpırdanmalar, İskenderiye ve Kahire’de ciddi anarşist oluşumlar görüldüğünü ve zamanın anarşist trafiğinden bu toprakların da payına düşeni az çok aldığını biliyoruz. Gelgelelim Osmanlıca/Türkçe yayın sepetinin uzun yıllar bomboş kaldığı gerçeği de ortada. Ancak 1935’te, belki İspanyol anarşistlerinin dünyayı sarsmaya başlamasının etkisiyle, ilk kez Kropotkin çevrilebilmiş. Etika, Ahlakın Kaynağı ve Açılması adıyla Ahmet Ağaoğlu tarafından Türkçeleştirilen bu kitabın sonrası 1960’lara dek koyu bir sessizlik.
Derken Türkiye solunun 1960 darbesinin ardından kabarmasına eşlik eden üç beş ilgili kitap. 1970’lerde kitleselleşen marksizmin eleklerinden geçemeyen ve maalesef pek siyasi hayatımızda karşılığı olamamış bir iki katkı daha. Nihayet 1980’lerde fiilen anarşistlerin ve anarşist dergilerin belirmesini izleyen damardan, çekinmesiz dolandırmasız anarşist yayıncılık. İlk kez anarşist yayınevlerinin, anarşist yayın kolektiflerinin ortaya çıkışı. 1990’lardaki özgürlükçü sol tırmanmanın kurucu öğelerinden biri olarak çok yönlü bir anarşizan Türkçe kitaplığın raflardaki yerini almaya başlaması. 2000’lerde Zapatistalar ve Seattle sonrası küreselleşme karşıtı hareketin çalkaladığı dünyada, yatay örgütlenme biçimlerine ve postyapısalcı teoriyle anarşizmin teorik/pratik kesişimlerine odaklanan bir anarşist yayıncılık.
Belli başlı yayınevlerinin, hatta kimi marksist yayınevlerinin dahi anarşizme ilgi gösterir olmaları. Ancak sonra ansızın akışın kesilmesi -pıt! Birden anarşist dergilerin susması, kitap yayınlarının durması, neden niyetlenildiği belirsiz bir soluklanma. Türkiye’nin çok fazla gündelik siyasete gömülmesi mi? Belki. Parlamenter siyasetin hiç olmadığı kadar radikal solun da gündemine girmesi mi? Olabilir. Her durumda, açık olan kesif bir karanlıktan bahsetmiyor olsak da üç beş yıl en az süren bir ‘duraklama devrinden’ geçmiş olduğumuz. Ve şimdi, 2010’larda, yine yeniden anarşist kitapların neşesine sıranın geldiği. Tahrir’in ve aşağıdan yatay Arap devrimciliğin etkisi mi? Belki. Occupy (İşgal) hareketlerinin ruhu mu sıçradı? Olabilir. Veya bizim kendi iç ihtiyaçlarımız anarşist düşüncelerden daha fazla beslenmemizi doğurmuştur.
Peki, sözügeçen canlılığın müsebbibi olan eserler hangileri, biraz da onlara bakalım denebilir. Bakalım. Önce en tanınmışlardan yola koyulalım. Yeni çıkan kitaplar arasında parlayanların başında Agora Kitaplığı’nın yayımladığı iki kitap geliyor: Emma Goldman‘dan Modern Tiyatronun Toplumsal Önemi ile Noam Chomsky‘nin Anarşizm Üzerine‘si. Tiyatro merkezli bu kitabın da katılmasıyla Türkçedeki Emma Goldman kitaplığı biraz daha yetkinleşti. Goldman velut bir yazardı ve Türkçedeki temsili de giderek güçleniyor. Bu kitabın ayrıca Ibsen’in zamanında anarşist dünyada doğurduğu heyecanı da tiyatronun silikleşen politik aletliğini de geri hatırlatacağını düşünebiliriz. Noam Chomsky ise dilbilimciliğinden medya ve uluslararası siyaset uzmanlığına Türkiyeli okurun yakından tanıdığı bir isim değil sadece, aynı zamanda haksızlıklarla, adaletsizliklere mücadele ederken yanımızda görmeye alıştığımız aktivist bir figür. Daha dün Rakel Dink ile Şişli’de Agos’un balkonundaydı, bizlerle birlikte Hrant Dink’i anıyor, adalet talep ediyordu. Chomsky öncelikle bir anarşizm teorisyeni değil, çalışmaları bu alanda yoğunlaşmıyor, ama kariyerinin en başından beri tutarlı bir anarşist. Chomsky’nin anarşizm üzerine metinlerini ve söyleşilerini biraraya getiren bu cilt genel olarak Chomsky tarzı entelektüel dünya aktivizminin şekillenişinde anarşizmin oynadığı rolü anlamak, anarşizmin sunduğu altyapıyı hissetmek için birebir. Yeni çıkan kitapların kendi aralarında paslaştıklarını da belirtelim. Mesela Chomsky derlemesinde Chomsky‘nin Daniel Guerin’ınAnarşizm adlı kitabına yazdığı önsöz bulunuyor. Ve de raflarda hemen yanında uzun yıllar sonra ilk kez Türkçede bir eserine rastladığımız anarşist queer yazar Daniel Guerin’ın Habitus’tan çıkan Kahverengi Veba‘sı yerini almakta. Kahverengi Veba bir faşizm incelemesi, Fransa’da faşizmin tarihsel-teorik bir değerlendirmesi ve Almanya’da Nazizmin yükseliş döneminde çekilmiş erken bir fotoğrafı. Kahverengi Veba okuması da çok keyifli, örnek bir gazetecilik çalışması sunuyor diyebiliriz.
ano
Guerin’ın yaya olarak ve bisikletle yaptığı Nazi Almanyası yolculukları, her tür insanla kurduğu birebir ilişkiler ve sohbetler, sokaklardan, etkinliklerden, barlardan izlenimleri, yer yer bir edebiyatçı tadıyla yansıttığı ‘havadaki Nazizm’ ve solun hem kişisel hem toplu olarak verdiği reaksiyonları takip edişi ve aktarışı etkileyici. Böyle bir okumanın kendine göre tehlikeleri olsa da yer yer Türkiye’nin son yıllarıyla karşılaştırmaktan da insan kendini alamıyor. Özellikle Nazilerin sosyalist gazetelere el koyup başlarına da eski sosyalistleri geçirip Nazi propagandası yapışlarını okurken! Guerin’ın Kahverengi Veba’da bedenlere yaptığı vurgu da dikkat çekiyor. Zaten Guerin başka bir yerde, anarşizmin özünde devlet kontrolü modellerine karşı ‘bedensel bir isyan’ olduğunu söylemişti. Kahverengi Veba ile birlikte okuması zevkli olacak bir diğer yapıt da Versus Kitap’tan çıkan Daniel Colson’un Proudhon’dan Deleuze’e Anarşist Felsefe Sözlüğü. Colson’un kitabı lineer bir anlatı sunmuyor. Postyapısalcı düşünceyi içselleştirmiş, postanarşizme göz kırpan bir formatı var. Edebiyat okurlarının Julio Cortazar’ın Seksek‘inden hatırlayacakları sıçramalı, ağsal, hipermetinsel yapıya sahip. Kitap bir politik felsefe sözlüğüyle ilgili ezberlerinizi de bozuyor ve Kızgınlık, Kamusal İtiraf, İştah gibi maddeler bulunduruyor. Colson okuyarak anarşizmin ne olduğunu, anarşist geçmişin ne gibi olaylardan oluştuğu ders gibi öğrenmiyorsunuz belki ama anarşizme dokunduğunuzu hissediyorsunuz.
Tüm gündelik hayat karşılıklarıyla birlikte elinize geliyor anarşizm ve anarşist felsefe. Colson kitabının temel amaçları arasında anarşist hareketin olası ve paradoksal teorik tutarlılığının anlaşılmasını sağlamayı; anarşizmin yirminci yüzyılda yaşadığı teorik canlanmanın kökenleriyle kurduğu bağları göstermeyi; Spinoza, Leibniz, Stirner, Proudhon, Bakunin, Tarde, Nietzsche, Bergson, Foucault, Simondon ve Deleuze gibi filozof ve teorisyenleri birleştiren gizli yakınlıkları keşfettirmeyi sayıyor. Daniel Colson’la bir anarşizm konferansında karşılaştığımızda heterodoks İslam ile anarşizmin rabıtaları hakkında ne düşündüğünü sormuştum ve ilgilendiğini görmüştüm. Buradan islam ile anarşizmin kesişmeleri hakkında kafa yoran Türkiyeli özgün bir düşünür de çıkardığımızın müjdesini Colson’a eklemleyebiliriz. Bizi tartışmaya da davet eden kapsamlı bir esere Okur Kitaplığı’nın yayımladığı Dilaver Demirağ’ın Anarşizm, Unutulmuş Olanı Hatırlamak‘ına yakınlaşıyoruz böylece.
Türkiye’de anarşizmin erken Kara çevresi dönemlerinden beri içinde olan Dilaver Demirağ, pagan anarşizmden Hıristiyan anarşizme, oradan postkolonyal anarşizm olarak İslami anarşizme uzanan geniş bir alanı tarıyor. Demirağ, anarşizmin romantizmde yatan köklerinin farkında ve postanarşizmin günümüzdeki kimi politik tıkanıklıklara cevaplarını didiklemekten aldığı verimleri ‘şirketokrasi’ çağında direnişe bağlayarak üzerinde konuşulmayı hakeden zeminler açmakta. Kitaplar kitaplara bağlanıyor demiştik. Dilaver Demirağ da bizi Barış Soydan’ın hazırladığı müthiş derlemeye, Türkiye’de Anarşizm, Yüz Yıllık Gecikme’ye taşıyor. Demirağ, Soydan’ın söyleşi yaptığı onlarca isimden biri. Barış Soydan, Guerin gibi, keyifli bir gazetecilik deneyine imza atmış ve Türkiye’de anarşizmin tarihinden kesitler sunan kimi aktivistler ve yazarlarla öyle bir söyleşiler dizisi kurmuş ki sanki tek bir kişiyle bir nehir söyleşi gerçekleştirilmiş gibi okuyorsunuz. Gözünüzün önünden Osmanlı İstanbul’unda anarşist risaleler dağıtan Ermeni devrimcilerden başlayıp 68’in gençlik hareketlerine uzanan, 1970’lerden geçip 1980’lerde anarşizmin Türkiye’de çatılışına geçen, anti-militarizmiyle, ekolojistliğiyle, anarko-feminizmiyle, queer hareketi de sürükleyen cinsiyet özgürleşmesiyle 1990’lar anarşizmine varan, 2000’lere kadar gelen kara bayraklı bir film geçiyor, biraz klişe bir anlatımla söyleyecek olursak. Cemal Selbuz’dan Gün Zileli’ye, Kürşad Kızıltuğ’dan Rahmi Öğdül’e, Yavuz Atan’dan Batur Özdinç’e Türkiye anarşizmine katkılarıyla omuz vermiş pek çok ismi böyle konuşturarak tarihi de bir belge oluşturmuş Soydan.
Anarşistlerin Türkiye’de muhalif sol söylemin değişip zenginleşmesine yaptıkları büyük katkıyı adım adım takip ediyor. Farklı zamanlarda çoğu yüz yüze gerçekleştirilmiş söyleşilerin birbirini besleyen doğası bazı önermelerin neredeyse bir olgu noktasına çıkmasını sağlıyor. Avrupa 68’i ile Türkiye 68’i arasındaki ayrımlar okur için somutlaşıyor. Anarşizmin Türkiye’de daha ilk belirişinde progresivizmle, aydınlanmayla, modern bilimcilikle, kalkınmacılıkla, ve doğal olarak hakim solun kopmadığı pek çok egemen değerle koparak kendini tarif edişini anlaşılır ve politik olarak okunaklı kılıyor. Barış Soydan’ın kitabında söyleşileriyle yeralan iki isim, Ramazan Kaya ve özellikle Sezgin Ata, bizi son dönemde yayımlanan başka iki kitaba, Murray Bookchin’in Üçüncü Devrim ciltlerine gönderiyorlar. Bookchin’in ekolojik anarşizminin ve özgür belediyecilik yaklaşımının 2000’lerde Kürt hareketi üzerindeki dolaysız etkisi hala layıkıyla ele alınamamış enteresan bir konu.
Van merkezli Qijika Reş dergisinin kurucularından Ramazan Kaya söyleşisinde bir ucundan bu meseleyi yakalıyor. Öte yandan Türkiye’de bir Bookchincilik varsa bunun en ana temsilcisi diyebileceğimiz, Toplumsal Ekoloji dergisinin de yayıncısı Sezgin Ata’nın Bookchin kitaplarının Türkçe’de yayımlanmasında rol almış olması da ayrıca sevindirici ve güven verici. Dipnot Yayınları’ndan çıkan Köylü İsyanlarından Fransız Devrimine ve Fransız Devriminden İkinci Enternasyonale Murray Bookchin’in Üçüncü Devrim çalışmasının ilk iki cildini oluşturuyorlar. Muhtemelen, önsözlerde bahsedilen üçüncü ve dördüncü ciltleri de üç vakte kadar Dipnot Yayınları okurlara armağan edecektir. Bookchin bir dönem Türkçeye çok çevrildi ve çok okundu, sonra araya bir kesinti girdi. Halbuki Bookchin yirminci yüzyıl anarşizminin katılsak da karşı da çıksak olmazsa olmaz direklerinden biri. Özellikle Üçüncü Devrim’in birinci cildine yazdığı önsözü Türkiye’de siyasi aktivizme giriş yapan tüm gençlerin okuması bakış açılarını güçlendirici olacaktır.
Bookchin, köylü isyanlarından bugüne devrimci halk hareketlerinin tarihini anlattığı bu çalışmasında, kendi sözleriyle “büyük devrimleri ileriye doğru götüren halk veya ‘kitle’ hareketleri ile ‘tabana dayalı’ olarak bilinen grupların kurumsal yapıları ve örgütsel çerçevelerine” yöneliyor. Bookchin’in “toplumsal bir ayaklanma döneminde bir ‘güruh’ olarak gözüken şey, çoğunlukla kendini çok iyi ifade eden, toplumca anlaşılır ve iyi yönlendirilen bir halk ayaklanmasıdır” dediği yerde gel de günümüzün Arap devrimlerini, Mısır’ı, Tunus’u hatırlama! Bookchin’in dikkat çektiği gibi, “devrimci bir sürece giren kişiler devrim sonrasında, hiçbir suretle, devrimin başlamasından önceki kişiler olarak kalmazlar”. Aynı Mısırlıların devrim öncesindekiyle aynı Mısırlılar olmamaları gibi.
Bugünkü hayatımızın kaçınılmaz bir kader olmadığını hatırlatmanın en çaba isteyen ve en zihin açıcı yollarından birine koşmuş kendini Bookchin. İnsanı yan okumalara yönlendiren, dolu dolu iki cilt böylece Türkçe’ye kadar ulaşmış. Tabana dayalı hareketlerin tarihi ve bugünü demişken günümüzün Occupy (İşgal) hareketlerindeki büyük rolüyle epey tanınan, Türkiye gazetelerine de röportajlar vermiş, İstanbul’da bir konuşma yaparak Occupy eylemlerini anlatmış, daha önce ancak çeşitli makaleleriyle Türkçe’de tanıyabildiğimiz David Graeber de ilk kez kitap oylumunda Türkçe’ye kazandırıldığını not edelim: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi David Graeber’in Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar’ını yayınlayarak önemli bir kapıyı daha açmış. Roland Barthes’ın Bir Aşk Söyleminden Parçalar‘ını da akla getiren başlığıyla Graeber’in erken dönem çalışmalarından biri olan bu metin gerçekten de anarşist bir antropoloji için önçalışmalar gerçekleştiriyor. Graeber’i anlamak yirmibirinci yüzyıl anarşizmini anlamak yolunda kritik bir adım. Graeber hem küreselleşme karşıtı hareketler döneminde hem de Occupy hareketleri döneminde anarşizmin bir ideolojisi olmadığı iddialarına cevap verirken anarşizmin formunun, örgütlenme ilkelerinin bizat anarşizmin ideolojisi olduğu yanıtını vermesiyle bazı taşları yerine oturtmuştu.
Graeber ayrıca kendilerini anarşist olarak görmeyenlerin dahi kendilerini anarşizme dayanarak tanımladıkları ve anarşizmin fikirlerinden beslendikleri bir çağdan yazdığını anlatıyordu. Geleneksel anarşist ilkelerin -otonomi, gönüllü birlikler, kendiliğinden örgütlenme, yardımlaşma, doğrudan demokrasi- hem küreselleşme karşıtı hareketin temelini oluşturduğunu hem de her yerde her türden radikal hareket içinde aynı rolü üstlendiğini belirtiyordu. Anarşistlerin ‘nasıl’ sorusuna verdikleri dikkatin altını çizmekte Graeber kuşkusuz usta. Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar‘ı izleyen Graeber kitapları dünyada da epey yankı yaptılar ve çok sayıda dile çevrildiler. Her an Türkçe’de de belirebilirler. Anarşist kitaplar demişken sadece basılı kitaplara değil elektronik kitaplara da dikkat kesilmek gerekiyor. Can Başkent’in editörlüğünde atak yapan Propaganda Yayınları son dönemde pek çok e-kitapla literatürü zenginleştirdi, toparladı. Kara, Efendisiz, Ateş Hırsızı, Apolitika, Amargi gibi Türkiye anarşizmi tarihini yansıtan dergilerden seçkileri kitaplaştırmanın yanı sıra Ateizmi Anlamak, Türkiye’de Ordu ve İnsan Hakları İhlalleri, Türkiye’de ve Dünyada Vicdani Ret gibi e-kitaplar da yayımladılar. Öte yandan basılı anarşist yayıncılığın başat ismi Kaos Yayınları’nın sessiz sedasız imza attığı büyük iş de bütün bu bahsettiğimiz dinamizme net bir referans sundu: Pierre-Joseph Proudhon’un Sefaletin Felsefesi gibi bir sürekli geri dönülen bir klasik sonunda, üstelik Türkiye anarşizminin bir diğer değerli ismi Işık Ergüden’in çevirisiyle Türkçe’ye de dahil oldu. Marx’ın bu kitapla polemik yapmak üzere kaleme aldığı Felsefenin Sefaleti ile büyüyen kuşaklardan sonra şimdi Sefaletin Felsefesi‘ne sıra gelmiş gibi görünüyor.

Son dönemde Türkçede yaşanan anarşist kitaplar dalgası üzerinde bu kısa seyahati gerçekleştirdikten sonra herhalde şunu sormanın zamanı da gelmiştir: Şimdi sırada ne var? Bizi başka neler bekliyor olabilir? Genel resim ne gösteriyor?

Baktığımızda yayınların ekseriyetle büyük ve popüler isimlere yöneldiğini görüyoruz. Bookchin, Goldman, Proudhon, Chomsky, Guerin, hatta Graeber. Çeviriler kaynak yoksunluğunu kapatmak üzere sıklıkla klasik metinlere erişimimizi garanti altına almaya yöneliyor. Referansları berkitmeye dönük bu çaba sürerken bugün dünyada gözlemlenen, ayak uydurması hem zor hem de merak uyandırıcı yeni anarşist yayınların ve yeni anarşist yazarların yayıncılarımızın masalarına gelmeye başlayacağını da öngörmek mümkün. Çünkü günümüzde henüz Türkçede karşılığını bulamamış olağanüstü bir anarşist çalışma ve yayın patlaması var. Bu patlama birkaç koldan ilerliyor, bir tanesi gene klasiklerin kenarda kalmış eserlerini de gözeten titiz edisyonlar ve elbet yeniden yorumlanmaları. Sözgelimi Emma Goldman‘ın Türkçede de bulunan otobiyografisine ilaveten beş altı biyografisi var ve daha önemlisi Goldman üzerine kitaplar ve makaleler göz kamaştırıyor. Penny A. Weiss ile Loretta Kensinger’ın derledikleri devasa Emma Goldman‘ın Feminist Yorumlanışları (Feminist Interpretations of Emma Goldman) cildi bunlardan biri ve Türkiye’deki feminizm tartışmalarına ufuk açıcı etki yapabilecek metinlerle dolu. Cogito dergisinin Michel Foucault özel sayısında (Sayı: 70-71, Yaz 2012) daha yeni yayımlanan Goldman hakkındaki yakındönem makalelerden biri olan Kathy E. Ferguson’ın “Tehlike Söylemleri: Emma Goldman‘ı Bulmak”ı bir fikir verebilir.

emma kapak dusuk coz

Kathy E. Ferguson Emma Goldman: Sokaklardaki Siyasi Düşünce‘yi de (Emma Goldman: Political Thinking in the Streets) yayımlayalı çok olmadı. İstanbul doğumlu Avusturyalı anarşist yazar Gabriel Kuhn’un anarşist düşünür Gustav Landauer ve arkadaşı anarşist şair Eric Mühsam derlemeleri (Gustav Landauer, Revolution and Other Writings ile Erich Mühsam, Liberating Society From the State and Other Writings), gene Kuhn’un hazırladığı 1918 Alman devrimi kitabı (All Power to the Councils!: A Documentary History of the German Revolution 1918-1919)  Alex Prichard’ın uluslararası ilişkiler teorisinde Proudhon’a eğilişi (The International Political Theory of Pierre-Joseph Proudhon: A World Without Sovereigns) ilk akla gelenler.   Ayrıca Küba’dan Çin’e, Meksika’dan Japonya’ya, Arjantin’den İsrail’e anarşizmin dünya coğrafyasında geçmişine her gün yeni bir çalışma ile eğilindiğine tanık oluyoruz. James Horrox’un Yaşayan Bir Devrim, Kibbutz Hareketinde Anarşizm’i (A Living Revolution, Anarchism in the Kibbutz Movement), Frank Fernandez’in Küba Anarşizmi (Cuban Anarchism), Chris Ealham’ın Anarşizm ve Şehir, Barselona’da Devrim ve Karşı-Devrim’i (Anarchism and The City, Revolution and Counter-revolution in Barcelona, 1898-1937) veya Juan Sariano’nun Ütopyanın Paradoksları, Buenos Aires’te Anarşist Kültür ve Siyaset’i (Paradoxes of Utopia, Anarchist Culture and Politics in Buenos Aires) özellikle öne çıkıyorlar. Tabii Sam Whimster’ın derlediği Max Weber ve Anarşi Kültürü (Max Weber and the Culture of Anarchy) gibi kitapların da mesela anarşist bir sosyoloji için önaçıcı oldukları meydanda.  Artık genel tanıtım kitapları bile yeni araştırmalarla kuruluyor. Ruth Kinna’nın derlediği The Continuum Companion to Anarchism, gene Kinna ile Laurence Davis’in derledikleri Anarşizm ve Ütopyacılık (Anarchism and Utopianism) veya Nathan J. Jun ile Shane Wahl’ın derledikleri Anarşizme Dair Yeni Perspektifler (New Perspectives on Anarchism) hep yeni makelelerle örülüler. Lucien van der Walt ve Michael Schmidt’in Kara Alev’i (Black Flame, The Revolutionary Class Politics of Anarchism and Syndicalism) polemikçi, yön değiştirmeye yönelen tarzıyla ve üçüncü dünyacılığıyla fark yaratıyor. Özetle, buraya sığdıramayacağımız, her gün bir başkasının haberini aldığımız bir anarşist makaleler ve kitaplar artışı var dünyada. Klasiklere doydukça bu güncel seslenişlere de kulak kabartacağımızı hayal etmek zor değil. Son günlerde her kitapçıya girdiğimizde tanık olduğumuz sürpriz anarşist kitaplar dalgasına bunun bir işareti olarak da bakmak mümkün.

David Graeber, Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar’da, anarşist bir antropoloji kadar bir anarşist sosyolojinin, anarşist iktisadın, bir anarşist edebiyat kuramının eksikliğinden yakınıyor, bir süre sonra oluşabileceklerine dair de bir umut aralığı bırakıyordu. Bugün gerçekten de bunların hepsi ve daha fazlası gelişmekte. Graeber akademilerde neden hiç anarşist barınamıyor diyordu, bugün akademilerde anarşist çalışmalar gerçekleştirilebiliyor, anarşist akademisyenler birbirleriyle dayanışarak yeni üretimleri arttırabiliyorlar. Ve bunların verimlerine yetişmek de giderek zorlaşıyor! Ne diyelim, rasgele!


Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi, Pierre-Joseph Proudhon, çev. Işık Ergüden, Kaos, İstanbul 2012
 Proudhon’dan Deleuze’ Anarşist Felsefe Sözlüğü, Daniel Colson, çev. Işık Ergüden, Versus, İstanbul 2011
 Kahverengi Veba, Daniel Guerin, çev. Volkan Yalçıntoklu, Habitus, istanbul 2013 
 Anarşizm Üzerine, Noam Chomsky, çev. Tamer Tosun, Agora, İstanbul 2013
 Modern Tiyatronun Toplumsal Önemi, Emma Goldman, çev. Aslı Kutay Yoviç, Agora, İstanbul 2013
 Üçüncü Devrim Cilt I, Köylü İsyanlarından Fransız Devrimine, Murray Bookchin, çev. Sezgin Ata, Dipnot, Ankara 2012
 Üçüncü Devrim Cilt II, Fransız Devriminden İkinci Enternasyonale, Murray Bookchin, çev. Devrim Keskin, Dipnot, Ankara 2012
 Türkiye’de Anarşizm, Yüzyıllık Gecikme, Barış Soydan, İletişim, İstanbul 2013
 Anarşizm, Unutulmuş Olanı Hatırlamak, Dilaver Demirağ, Okur Kitaplığı, İstanbul 2012
 Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar, David Graeber, çev. Bengü Kurtege-Sefer, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2012
(Sabit Fikir, Mart 2013)