≡ Menu

“Vazgeçmeyenler – Tarık Ali’nin ‘Ayna Korkusu’ Romanı Üzerine” (Sennur Sezer)

Küreselleşme adıyla dayatılan emperyalizm sanata inanılmaz boyutlarda yansıdı. Tarihsel adının zaman ve mekândan kopukluğunu örten cilasına sığınan, paganist mistik masallar bir yandan, cinselliği tiksinti düzeyinde işleyen, güya insan psikolojisini irdeleyen anlatılar bir yandan, okumayla ilgisini kesmeyenleri kuşatıyor. Yerlisi yabancısı ya televizyonda ya sanat sayfalarında çıkıyor önümüze. Okumaktan caydırmaya uğraşıyorlar. Benim gibi okumadan edemeyenlerin işi zor kısacası.

ayna korkusu

Ben ne kadar çalışırsam çalışayım, biraz okumadan edemem. Dönüp dönüp eski kitapları okumak da istemiyorum doğrusu. Tarık Ali‘nin Ayna Korkusu ilaç gibi geldi bu yüzden… Doğrusunu söyleyeyim kapak arkasına bakarak aldım. “Yeni ve birleşik Almanya’da sosyalist inançlarından vazgeçmeyi kabul etmediği için işinden olan eski muhaliflerden Vlady, yabancılaşmış oğlu Karl’a yazdığı mektuplarla, kendi ailesinin komünizmle uzun ve tutkulu ilişkisinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışır. Bu aynı zamanda, devrime bütün bağlılıklarıyla Çeka’da görev yapmaya başlayan beş L’nin, bu beş L içinde yurtdışı istihbarat örgütünün şefi olan ve Kim Philby’i örgütüne katan Ludwig’e duyduğu aşk ancak komünist ideale bağlılığıyla eş tutulabilecek olan Vlady’nin annesi Gertrude’nin hikâyesidir.”

Bu tanıtım anti-komünist bir romanı da tanımlayabilir. Bizde sol tarihsel roman yazmaya kalktığını söyleyip, sola söven yazar mı yok… Ama Tarık Ali‘nin kimliğine güvendim galiba. Tarık Ali Pakistan doğumlu. Oxford’da okumuş. Kitlesel ve politik hareketlerde hep etkin olmuş. Şimdi New Left Review (Yeni Sol Görüş) dergisi editörlerinden. Sovyetler’deki sapmayı eleştiren bir kitabını anımsıyorum. Kitabı okumaya keyifle başladım. Altını çizdiğim satırlar şunlar:

“Umut dediğimiz şey, korkunun aksine, hiçbir zaman edilgen bir duygu olamaz. Umut hareket ister. Aktif insanlar ister. İnsanlar şimdiye kadar hep daha iyi bir hayat yaşama ihtimalinin hayalini kurmuşken birdenbire bundan vazgeçiyorlar.”

“Eski düzenin, başka hiçbir şey olmasa da, en azından bir erdemi vardı. Onun varlığı bile bizi düşünmeye, isyan etmeye Duvarı yıkmaya kışkırtıyordu.”

“Son yıllarda benim inançlarımla alay etmeye başladın ve bir keresinde milletin içinde benden dinozor olarak söz ettiğini duydum. (…) Dinozorlar bir milyon yıl önce ölüp gittiler, bizse kafayı hâlâ onlara takmışız neden peki? Çünkü soylarının nasıl ve neden tükendiğinin öyküsü gezegenimizin yaşamı hakkında çok şey öğretebiliyor bize. Hatta bir dinozoru genetik olarak yeniden yapmaktan bile söz edilebiliyor. Kısacası oğlum, ben dinozor olmaktan gurur duyarım.”

Doğu Alman Cumhuriyeti’nin birleşmeden sonra yaşadığı yozlaşmaların anlatıldığı sayfalar da var işaretlediğim. Kitap bittiğinde bütününü sevip sevmeyeceğimi bilemiyorum. Ama şimdilik okumalar iyi gidiyor. Vazgeçmeyenlerden birinin serüvenini okuyorum çünkü. Kitabı Mehmet Harmancı çevirmiş. Türkçesi akıcı. Kitap Everest Yayınlarından.

tarik ali konusuyor

Adları, eylemlerine uyan “sanat” dergilerinin gerçekçi edebiyata sövmek için, Sait Faik’i kullandığı, Köy Enstitüsü kaynakla yazarları kötüleme bahanesiyle sola çamur attığı günlerdeyiz. Büyük sermayenin kimi yazarlar için açılan kapalı zarf artırmalardaki hevesi, sizi onları okumaktan caydırmasın. Sait Faik’i başka baskılardan bulup okuyun. Örneğin Emek Öyküleri seçmelerinden. Sabahattin Ali’yi de. Can Yücel’i de. Eğer yazarlarınızı büyük sermaye satın alıyorsa bu onlar değerli olduğu için. Ya ilerici yayınevlerini destekleyip güçlendirin… Ya da sevdiğiniz yazarların mirasçılarının onların kitaplarını sermayeye devrine razı olun. Kitap meta olmaktan çıkana dek.

(Evrensel, 9 Eylül 2000)

 

Roman hakkında diğer yazılar:

 “Korkutan Aynalar” (Serhat Uyurkulak, Cumhuriyet Kitap, 3 Ağustos 2000)
• “Tarık Ali Ayna Korkusu‘nda Bizim Tarihimizi Anlatıyor” (Ahmet Yıldız, Edebiyat Eleştiri, 2000)