≡ Menu

“Suat Taşer’in Emeği” (Selim İleri)

Aktör ve yönetmen Suat Taşer… Şair Suat Taşer… 1919-1982… Şairliği için Memet Fuat, “Toplumsalcı bir şairdi. Serbest nazım anlayışından Garip’çilerin ‘Yaprak’ dönemindeki toplumsalcı şiirine doğru gelişmiş, son yapıtlarında ise bireysel konuları da içeren, yergici bir şaire ulaşmıştı” diyor.

img494

Bir de tiyatro kitaplığı için didinmiş, ‘çevirmen’ Suat Taşer var. Stanislavski’nin Sahneye Koyma Sanatı’nı, Bir Aktör Hazırlanıyor’unu onun çevirisinden okumuştuk. Lajos Egri imzalı Piyes Yazma Sanatı’nı da. Hepsi, yitik Yazko Yayınları’nın verimi. Piyes Yazma Sanatı, rahmetli Ertem Eğilmez’in başucu kitabıydı.

Sonra, yine Stanislavski’den Sanat Yaşamım (Can Yayınları). Şairin ölümünden sonra yayımlanan bu çevirinin başında, eşi Huriye Taşer’in önsözü var. Böylesi çabaların çevirmeni nasıl yıprattığını dile getiriyor. On dört, evet tam on dört yılın emeğiyle gerçekleştirilmiş çeviri sona erdiğinde, Suat Taşer şu notu düşmüş: “Her şeye karşın, bu dünya gene de yaşanmaya değer.”

Bir gece, geç saat bitmiş çeviri. Tiyatro adamı, şair çevirmenin ruh durumunu duyumsar gibiyim: Kalın bir kitap, kolay kolay yayımlanmayacak, kaç kişi okuyacak? Oysa okunmalı ve eserin benzeri daha nice kitap dilimize kazandırılmalı…

Sanat Yaşamım’da Stanislavski kendisini sanata alıp götüren çocukluk, yeniyetmelik izlenimlerinden yola çıkar. Evleri, sokakları, tüccarları, tiyatroları, salonları ve müzeleriyle 19. yüzyıl sonunda Çarlık Rusyası eski bir tanış gibi karşınıza çıkar.

Bu ‘tanışıklık’ durumunu Stanislavski’nin bir saptamasıyla çözebilirsiniz: “İşte size, Karamazov Kardeşler romanının sayfalarından dışarı uğramış duygusunu veren huzursuz bir efsane kahramanı üstüne bir başka öykü…”

Bugüne dek okuduğunuz romanlar, öyküler, o eşsiz Çehov oyunları belleğinizi eski Rusya’yla haşırneşir kılmıştır besbelli. Bir yanda Dostoyevski, Tolstoy, Gogol gibi devler, bir yanda öykü sanatını altüst eden Çehov külliyatı, o karmakarışık okunmuş eserler, hepsi aklınıza gelir.

Mesela, Beyaz Geceler için boğula boğula ağlamıştım…

Geçmişin kültür birikimini bugüne ve yarına sunan, hiç şüphesiz, yazılı kültürdür. Türk edebiyatı böylesi bir mirasa sahip olmasına karşın, kültür politikalarımız açısından bu miras öylesine hor görülmüştür ki, onca emek, onca değer unutulup gitmiştir…

Sonra bir kez daha Suat Taşer’i düşündüm. Hangi ‘çılgın’ istek onu bu çeviriye alıp götürmüştü? Stanislavski’nin sanat yaşamını okuyarak kimlerin mutlu olacağı aklından geçmiş miydi? Büyük bir tiyatro adamı, fakat bizde kimin umuru? Kaç tiyatro oyuncumuz, televizyon dizisi oyuncumuz okudu acaba Stanislavski’nin Suat Taşer’ce dilimize çevrilmiş eserlerini?

suat taser

Suat Taşer

Sanat Yaşamım kitaplığımda. Küçük punto, 474 sayfa tutan anı kitabı. Büyük bir tiyatro mücadelesini yaşamın imbiğinden geçiriyor. Çevirmeni, dediğim gibi, dilimize kazandırmak için on dört yıl didinmiş. Neyse ki yenilerde Agora Kitaplığı bu güzel eseri okurlarla buluşturdu.

Şunu da sordum: Ben bu yazıyı niçin yazıyorum? Günümüzün benden öncesi tufan-benden sonrası tufan anlayışında Suat Taşer’i neden anmak ihtiyacını duyuyorum?

Özlü bütün çabalar burada silik, ölgün!

Ama hep Sanat Yaşamım çevirisinin noktalandığı o gece, gözümün önünde, hep, yorgun ve mutlu Suat Taşer.

Suat Taşer gibi niceleri…

Radikal Kitap, 22 Şubat 2013