≡ Menu

Sırrı Süreyya Önder: “BirGün Pazar Yazısı – Direnen İktidardır”

Kehanetlere pek inanmamak gerekir; ama illa ki yüzümüzü güldürecek bir neden arıyorsak, yıllardır Bölge’den Türkiye’nin dört bir yanına yayılan, ODÜ’de, Galatasaray Üniversitesi’nde ve Türkiye’nin ruhunu satmamış onlarca üniversitesinde süregelen bu direniş hali, 2013 yılının olsa olsa muktedir için uğursuz 13 olacağını gösteriyor. Birilerinin terörist dediği 20’lerinin başlarındaki o gençlerin gözündeki militanca ışığı görmeden yaşama lüksümüz yok.

sirri-sureyya-6965-32C3-C653

Köşelerimizden, koltuklarımızdan, uykularımızdan vererek bir hayatı baştan örmek zorundayız. Hem de bunu örgütlü ya da örgütsüz bireyler; antiotoriter, sosyalist, demokrat yapılar olarak bir arada yapmamız gerekiyor. Artık kimsenin bir diğerini şarampolden aşağı yuvarlama, kimsenin kimseye ‘ama’ deme lüksü yok. Başbakan karşısında, iktidar karşısında, neoliberalizm karşısında bir kez olsun ‘ama’ diyememişlerin ülkesinde ayağa kalkmak biliyorum ki pek zor. Yine de iktidarın bize su verip vermeyeceğinin hesabının yapıp iktidarın elini sıcaktan soğuğa sokmayanlara, yoldaşlarımız hapse düştüklerinde “illa ki vardır bir suçları” diyenlere ve iktidara muhalif gözükenlere sorulacak hesabımızın peşindeyiz.

İşte tam da böyle bir ayrışma ile böyle bir ortaklaşmanın bir arada gerçekleştiği ortamda, Türkiye’de birçok sol hareket günlük, haftalık gazeteleriyle yeni dönemde ‘ses vermeye’ çalışıyor.

Benim de vaktiyle yazılarımla katkıda bulunduğum BirGün’ün de bu dönemde karşısında tüm sol basın gibi fazlasıyla önemli bir misyon bulunuyor. Kısıtlı bir kadro imknı ile, dev kadrolarla çalışan kocaman bir muktedir tabakasının, sermaye entegrasyonlarının o sonsuz döngüsünü kırmak zorunda kalıyor. Açıkçası, mecliste de sayıca az ama sokakta ve ruhta yürekçe çoğunluk olduğumuz için, sol basın emekçilerinin ruh halini kendimce anlayabiliyorum.

Biz Türkiye sol basını tarihinde çok önemli teorik ve siyasi işler gördük; ancak siyasi gazetecilik konusunda, derinlemesine araştırma ve analiz konusunda yaşadığımız onca eksiklik, hitap ettiğimiz kuşağın tercih ve yaşam biçimleriyle uyuşamamızdan kaynaklı birçok sorun bugün bizi kendi mecramızı oluştururken neleri yapmamamız gerektiğine uzanan önemli bir cevap anahtarı sundu.

Bugün, iktidarda olanlar, gelecek kuşaklarla nasıl konuşulması gerektiğini bırakın, onlarla nerede konuşmaları gerektiğini dahi çözememiş durumdalar. BirGün’ün ve yoldaşça örülecek mücadelemizin temelinin oturacağı mecranın işte tam da bu alan olması şart; ancak, kastettiğim elbette küçük burjuva heyecan ve tercihlerine göre şekillenen bir iletişim değil. Bugün yapmamız gereken, burjuvazinin ‘zorunlu kıldığı’ biçim ve içeriklerle benzeşmek yerine onları değiştirerek ve devrimcileştirerek ortaya bir yenilik koymak.

“Günlük bir gazete çıkarmak neden zor?” sorusunu sol her gün tartışıyor; ancak bu bize özgü bir soru değil. Kendi çevrelerimizin dışına çıktığımızda ‘gazeteciliğin’ nereye gireceği tek başına büyük bir soru ve bu soruyu doğru biçimde cevaplamanın tek yolu da bizim için birlikte tartıştığımız, piyasacı kafanın hedef kitle dediği, insanları nasıl bu militan ruhla baş başa tutabileceğimiz olmalı.

Her şeyden önce BirGün’ün, Evrensel’in, Özgür Gündem’in yahut bir başka otorite karşıtı yayının ulaşmak istediği insanları ‘seçme’ lüksü yoktur, çünkü neoliberalizm adını verdiğimiz sistem kimseye ‘seçerek’ yaklaşmaz, sömürü tüm ezilenler içindir ve bizim ezilenlerin ‘kime oy verdikleri’ gibi dertlerimiz yoktur, biz onlara onları yavaşça öldürenin, onları hapsedenin ne olduğunu söylemekle yükümlüyüz. Bizim en büyük şansımız, söylediklerimizin dinlenmemesi karşısında yaşadığımız hayal kırıklığına bağışıklık kazanmamış olmamız kadar, söyleyip de bedel ödeyenlerin mirasını beyinlerimizde taşıyor olmamızdır.

Sol basının neredeyse tamamı davalar cenderesinden geçmiştir; ancak bugün davaya gitmeden yargılandığımız bir süreci yaşıyoruz. Medya her gün, her sabah Kürtleri, sosyalistleri, Alevileri yargılıyor. Üstelik bu yargıyı ahlakın adalet duygularını referans alarak değil, muktedirin ince hesaplarını gerçekleştirmek üzere yapıyor.

Biz sol olarak, birkaç kendini sol sayan rezil deneyim hariç, kimseyi yargılamak gibi berbat bir iktidar sarmalına girmedik, girmemeliyiz de. Bizim sorunumuz iktidarla ve arkasına dizilenlerledir. 12 Eylül’e herkes bir vicdan sorunu gibi bakarken biz antikapitalist bir bakış getiririz; 28 Şubat’ı ekonomik dönüşüm süreciyle birlikte değerlendiririz; AKP’nin sermayeyle kol kola gittiği bu yoldaki performansını pembe bir tablo gibi verenlerin karanlık yüzlerine ışığımızı tutarız. Roboski’yle ilgili tutanak tutmaktan bile korkan memurları yaratan, sokak ortasında Özgür Arda’yı katleden, Festus Okey’in canını alan, Hrant Dink’i yok eden, Türkiye’nin tüm failimeşhur cinayetlerinin ardındaki o dev yapıyı gözünden tanırız.

BirGün şimdi Türkiye sol basının kendisine biçtiği görevden daha da fazlasını yapmak zorunda olarak fazlasıyla çetin bir yolculuğa çıkıyor. Sokaklarda katıldığımız eylemlerde, büyük kitle eylemlerimizde gördük ki, copuyla panzeriyle bize karşı direnen iktidardır. Bunun aracısı bazen 100 bin liralık davalar olur, bazen yalan dosyalarda hapiste çürütmek. Ama onların direnişten anladığı olsa olsa budur.

Günün birinde bu toprakların ruhu güneşle yıkanmış çocukları zafer kazandığında yüzümüze kaybedenler olarak tüm o markaların, tüm o parti binalarının arkasına saklananların bakamayacak olmasının sebebi de tamamen budur.

BirGün gazetesinin 13 Ocak 2013 tarihli Pazar ekinde yayınlanmıştır.

***

Sırrı Süreyya Önder’in Beynelmilel filminin senaryosunun kitabı, Önder’in çekemediği final bölümünün metniyle birlikte Agora Kitaplığı’ndan çıkmıştır: Beynelmilel, Agora Kitaplığı, 2009.

Agora Kitaplığı’nın sinema dizisinin kitapları için bkz. Katalog/Sinema