≡ Menu

“Sinemaseverlik Yolunda – Alim Şerif Onaran’ın Kitabına Dair”

Murat Özer
Radikal Kitap, 17 Ağustos 2012

Prof. Dr. Âlim Şerif Onaran, hayatını hukuk ve sinemaya, bağlantılı olarak da eğitime adamış bir isimdi. 2000’de kaybettiğimiz bu büyük eğitmen (kısa bir süreyle de olsa, ben de onun tedrisatından geçmiştim), yayın dünyasında daha çok Lütfi Akad’la yaptığı nehir söyleşisinin yer aldığı kitapla tanınmasına rağmen, sinemayı bir sanat dalı olarak deşifre eden birçok kitabın da yazarıydı.

sinemaya giris kapak dusuk coz

 

Lütfi Akad ve Muhsin Ertuğrul sinemaları üzerine kaleme aldığı kitaplarının yanında, Sesli Sinema Tarihi, Sessiz Sinema Tarihi (bu kitap da Agora’nın yayımlanacaklar listesindeymiş), Türk Sineması gibi eserlerin de altına imzasını koyan üstat, son çalışmasınıysa Bülent Vardar’la birlikte hazırladığı 20. Yüzyılın Son Beş Yılında Türk Sineması’yla gerçekleştirmişti. Binbir Gece Masalları çevirisiyle bu alanda da önemli bir eser ortaya çıkarmış olan Onaran, yedinci sanat üzerine düşünüp yazmayı hiç bırakmamış, hayatının son gününe kadar da bildiklerini öğrencilerine aktarmayı sürdürmüştü.

Elimizdeki Sinemaya Giriş kitabıysa, ilk baskısını 1986’da Filiz Kitabevi tarafından yapmış, adından da anlaşılacağı üzere kapsamlı bir ‘başlangıç’ kitabı. Agora Kitaplığı’nın yeni kuşaklar için yeniden bastığı bu eser, Âlim Şerif Onaran’ın sinema sanatını genel çatısıyla ortaya koyma isteğinin bir uzantısıdır. Üç ana bölümde kurguladığı bu çalışması, Sinema Sanatı, Sinema Tarihi ve Sinemada Eleştiri başlıkları altında toplanır ve bir bütün olarak sinemaseverleri ‘fikir sahibi’ yapma işlevi üstlenir.

Onaran’ın Giriş yazısında da belirttiği gibi, buradaki bilgiler, daha çok üniversite eğitimine yöneliktir, ancak kendini ‘sinemasever’ olarak tanımlayan herkesin avuçlarının içinde bulunmasında da sakınca yoktur.

‘Sinema Sanatı’ başlıklı birinci bölüm, Papa VI. Paul’ün bir sözüyle açılır: “Bir film, sinema sanatının büyüsüyle, yaşamın gerçekleri arasında gizlenen bir ışığı bulmaya yardım ederek, insan topluluğunun seçkin bir yorumcusu ve yol göstericisidir.” Bu sözü kullanarak, kitaba 1-0 önde başlamış olur Onaran, yedinci sanat karşısındaki ‘defans’ı da çökertmiş olur böylece. Maddeler halinde yoluna devam eden kitap, bu ilk bölümde sinemanın son derece basit bir tanımını da yapar bizlere: “Sinema, anlatımı, hareket halindeki görüntüler aracılığıyla sağlama sanatıdır.” Evet, Onaran için tartışılmaz biçimde bir sanattır sinema, her ne kadar ‘eğlence aracı’ olarak başladığını kabul etse de.

Filmin Dramatik Yapısı ve Sinema Kuramı alt başlıklarında, basitçe sinemanın bir sanat olarak nasıl bir anlatı geleneğine sahip olduğunu dile getiren Onaran, özellikle üçe böldüğü ikinci alt başlıkta işin teknik boyutuna yöneltir ilgisini. Sonsöz’de söylediklerinin özetini yansıtmayı da unutmaz: “Böylece sinemanın, kendine özgü hareket, zaman, mekân anlayışı ve kendine özgü gerçeği yansıtmasının tümüyle kurguya bağlı olduğunu; bu bakımdan kurgu sanatının sinemayı var eden asıl öğe olduğunu da son kez vurgulayalım.”

Türler, Akımlar, Yönetmenler 

Sinema Sanatı’ndan Sinema Tarihi’ne geçtiğinde, yazarın bu bölüme epeyce yer ayırdığını görürüz. Gene altbaşlıklarla yapılandırır sinemanın tarihsel gelişimini. Sinemada Türler, Sinemada Akımlar, Ekoller, Önemli Yönetmenler ve Türk Sineması’dır bu alt başlıklar. Başlangıçta yalnızca iki tür üzerine yoğunlaşan yedinci sanatın, türler açısından giderek zenginleştiğini, temel olarak 12 türle sınırlandırılabileceğini söyler Onaran. Bu türlerin açılarak kendilerine alt türler yarattıkları da bir gerçektir tabii.

Akımlar ve ekolleriyse yedi ana ‘dalga’yla açıklar. Dışavurumculuk’la başlayıp Underground ya da Deneysel Filmler’le nihayetlenen bu sıralama, akımları tanımlarken kimi ‘sembol’ filmleri ve isimleri de yansıtır. Kısaca, anlaşılır biçimde, dallandırıp budaklandırmadan deşifre edilen akımlar, sinema tarihinin sürekli olarak kendini yenilemesinin, arayış içinde olmasının da karşılığı gibidir.

Önemli Yönetmenler alt başlığında, karşımıza 13 büyük ustayı çıkarır Âlim Şerif Onaran. Georges Méliès’le başlayıp Michelangelo Antonioni’ye kadar uzanan bu toplam, 20. yüzyılın son yarısına uzanmaz ne yazık ki. Ama burada da işin sadece ‘sinemaya giriş’ten ibaret olduğunu, bundan sonrasınınsa sinemaseverin istek ve meziyetleriyle şekilleneceğini hissederiz. Bu kısmın sonunda, Antonioni’nin hiç bitmeyen malûm tartışmaya dair cümleleri yer alır: “Seyirciler için çalışılmaz, ancak her şeye rağmen seyirci oradadır ve filmi seyreden de odur. Daha kolay filmler yapmak için kendimi zorlamak gerektiğini biliyorum, ama o zaman da içtenliğimi yitirmekten korkuyorum. Belki bir gün bu iş kendiliğinden bir çözüme kavuşacaktır.”

Türk Sineması dendiğindeyse, Onaran için Muhsin Ertuğrul ve Lütfi Akad isimleri öne çıkar kuşkusuz. Diğer yönetmenleri de zikreder sonradan, ama sinemamızın bu iki isim üzerinde yapılandığını baştan kabullenmemizi bekler.

Kitabın son bölümü, o noktaya kadar anlatılanların ışığında ortaya konulan sinema ürünlerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Sinemada Eleştiri adlı bu bölüm, meslek büyüğümüz Nijat Özön’ün fikirleriyle oluşur daha çok. Kısa bir eleştiri tarihi dersinden sonra, Eleştiride Yöntem’e gelir sıra. Georges Sadoul’ün “Film Eleştirisi Nasıl Yapılır?” başlıklı yazısını referans olarak ortaya koyan Onaran, buradan yola çıkarak eleştirinin derinliklerine dalarak, gene maddeleme yöntemiyle bu kurumun varlık sebebini açmaya çalışır. Referans noktası olarak J.P. Le Harivel’in bir yazısının alındığı Eleştirmenin Rolü bölümüyse işe son noktayı koyar.

Genel toplama baktığımızda, Âlim Şerif Onaran’ın Sinemaya Giriş’i, yedinci sanatı kaba hatlarıyla tanıtma işlevi görüyor denebilir. Sinemasever denen yaratığın her daim araştıran, yeni keşifler peşinde koşan özelliklerini de bir kenara koyarak, bu kitabın sinemaseverliğe doğru atılan ilk adımlar için önemli bir kaynak oluşturduğunu söylemek mümkün.