≡ Menu

Seyfi Adalı: “Hakkını Arayan İşçiler İçin – Lenin Okuma Zamanı!”

17 Aralık 2010’da Tunus’ta üniversite mezunu işsiz Muhammet Buazizi’nin seyyar arabasını elinden alan polisi protesto etmek için kendini ateşe verdiği tarihten buyana, işçilerin ve yoksulların isyan sesleri Kuzey Afrika ülkelerinde duyulmaya devam ediyor. Tunus’ta başlayıp Mısır’a yayılan; her iki ülkede de 30-40 yıldır iktidarda olan diktatörlükleri deviren emekçi halk kitlelerinin mücadelesi sürüyor.

img382

Tüm Kuzey Afrika’ya yayılan isyanlar daha sonra 2008 yılından beri ekonomik krizin etkisi altında memnuniyetsizliğini ifade eden Avrupalı, İsrailli, Amerikalı işçilerin tepkilerini daha da güçlü ifade etmelerine moral kaynağı oldu. Mısır’ın Tahrir Meydanı, neredeyse tüm ülkelerde ezilen ve sömürülenlerin sembolü oldu.

Avrupa’dan Amerika kıtasına kadar uzanan “meydan işgalleri”, genel grevler ve mitinglere kadar bir dizi eylem ve gösteri meydana geldi. Hala daha Mısır devrimi sürüyor, Yunanistan’dan İspanya ve Fransa’ya kadar işçiler grevler yoluyla haklarını savunmaya çalışıyorlar.

Demokrasi talebi veya ellerinden alınan işgüvencesi ve ücretlerini savunmak için sokağa çıkan işçi ve emekçi kitleler tüm enerjilerini ortaya koymakla birlikte, eski devlet aygıtına yerleşmiş farklı burjuva fraksiyonların veya sendika bürokrasisinin ve reformist partilerin gözboyacılığı sebebiyle ele geçirdikleri olanakları koruyamıyorlar veya kaybediyorlar. Her seferinde yeniden ve yeniden denedikleri kitlesel kalkışmalardan dersler çıkartıp her seferinde bir adım ileriye gitmeye çalışıyorlar. Kitlelerin gayreti, özverisi ve ödedikleri bedel çok açık.

Çaba ve gayret ile alınan sonuç arasındaki açı farkı, “bu işte bir terslik yoksa bile, bir eksiklik var” dedirtiyor. Bu eksikliği dışarıdan konuşmanın mahcupluğu ile ifade etsek bile, bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: İşçi sınıfı, devrimler tarihini; Paris Komününü ve Ekim Devrimini gerçek bir incelemeye tabi tutmuş, gerekli sonuçlar çıkartarak kendisine ve yoldaşlarına bir yön çizecek, bir “işçi kurmayı”na sahip değil. Yani, işçi sınıfı “tarihsel hafızaya”; siyaset biliminin ifadesiyle Parti’ye sahip değil. Eksikliği duyulan Rus Devrimine yol gösteren tipte bir partidir!

Kuzey Afrikalı ve Avrupalı işçiler, yoksullar; sınıf çıkarlarını temsil eden bir program, bir örgüt ve mücadele biçimi henüz oluşturamadıkları için, enerjilerini biriktirip yönlendirme konusunda gerektiği gibi başarılı olamıyorlar.

Rus Devriminin liderlerinden Troçki’nin ifadesiyle “kitleler buhar ise, parti pistondur”. Buharı, hareket enerjisine dönüştürecek bir aygıt, parti yoksa kitlelerin buharı, enerjisi kalibre edilemez. Havaya gider. Harekete geçen kitlelerin mevzilerini koruyabilmeleri için ellerindeki araçları ve silahları seçerken, her şeyden önce devrimci partiye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, Rus işçi sınıfının başarılı devrim deneyimini öğrenmek, Bolşevik Parti’nin önde gelenlerinden Lenin’i okumak gerekli ve önemlidir.

Lenin, tam adıyla Vladimir İliç Ulyanov Lenin, bir Rus devrimcisi. 1917 yılının 7 Kasım tarihinde (eski takvimle 25 Ekim’de) Rusya’da gerçekleşen işçi devriminin önderlerinden; onların birincisi. İşçilerin devrimci partisi olan Bolşevik Parti’nin hem kurucusu, hem de ona pratik ve teorik yönden yön veren kişilerden en önemlisi.

Eğer bir işçi, hangi ülkede yaşıyor olursa olsun, kapitalist baskı ve sömürü düzeninden kurtulmak istiyorsa; kurtuluşun mevcut düzen içinde mümkün olmadığını yaşayarak gördüyse, devrimci mücadeleye giriştiğinde, işçilerin geçmişte verdiği mücadeleleri, devrim deneyimlerini, devrimci süreçlerde yaşanan tartışmaları, deneyimleri öğrenmek zorundadır. Bir bilim adamının ciddiyetinde ve titizliğinde okumalı, öğrenmelidir. Kendisini yetiştiren her işçi, mesai arkadaşlarına, mahallesindeki komşusuna ve çevresindeki fabrikaların işçilerine de yardımcı olacak, önder işçi demektir. Burjuvazinin ve kendisini aldatacak laflar eden sol görünümlü akımların karşısında, doğru tercihi, siyasal düzeyi oranında yapabilecektir.

uluslarin kapak dusuk coz

Marks, Engels, Troçki veya Rosa Lüksemburg gibi Lenin okumanın da önemi buradadır. İşçi sınıfı ve devrimciler, önceki deneyimlerde hangi sorunlarla karşılaştılar, hangi çözümleri buldular, nerede yanıldılar, nerede haklı çıktılar…? Ve tabii ki, o günlerden bugüne hangi sonuçları aktarabiliriz? Devrimci mücadelemizde bu deneyimlerden nasıl yararlanabiliriz? Günümüzün devrimci işçi ve aydınlarının kafa yorması gereken sorulardan bazıları bunlar olmalıdır.

Lenin’in eserlerinin Türkçe’ye çevirisi ve yayınlanması yeni değil. Neredeyse 50 yıldır Lenin’in kitaplarının en önemlilerini Türkçe’den okumak mümkün. Sol Yayınları, İnter Yayınları, Lenin’e ait eserleri tek tek veya seçme eserler olarak yayınlamışlardı. Agora Kitaplığı ise Mayıs 2009’dan beri bu ay 18’incisi yayınlanan Lenin kitapları ve derlemelerinin yayıncısı. Önemli bir işi başarıyor. Agora Kitaplığından çıkan kitapları derleyen ve çeviren Ferit Burak Aydar.

Çevirmen, kitaplarının doğru ve okunabilir bir çevirisini yaparken, aynı zamanda bazılarına “giriş” diyebileceğimiz açıklamalı bilgilendirmeler yaparak, okuyucuya genel bir fikir vermeye de gayret etmiş.

Lenin’in Agora Kitaplığından çıkan eserleri şunlar: Devlet ve Devrim, Ne Yapmalı?, Emperyalizm, Sol Komünizmi Bir Çocukluk Hastalığı, Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky, Nisan Tezleri, Uzaktan Mektuplar, Karl Marx, Fredrich Engels, Ulusların Kaderlerini Kendilerinin Tayin Hakkı, Komintern, Sovyet İktidarı ve Dünya Devrimi, Bolşevikler ve Proletarya Diktatörlüğü, Sosyalizme Geçiş Döneminde Ekonomi, Yenilgicilik ve Enternasyonalizm, Kronstadt’tan Parti İçi Muhalefete, 1917 Şubat Devrimi, Bütün İktidar Sovyetlere

Lenin’in kitaplarının okunabilir, doğru çevirilerini yayınlayarak, işçi ve aydınların merak ettiği sorulara cevap bulmasına fırsat veren Agora Kitaplığı’nın, seçkin yayın çizgisini devam ettirmesini umuyor, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

İşçilerin Sesi Gazetesi (Yeni Seri), Sayı 11, Şubat 2013.