≡ Menu

Prens Küçük Ama Mevzu Büyük (İlke Gürsoy, Cumhuriyet)

Cemal Süreya, Tomris Uyar, Selim İleri gibi edebiyat devlerinin imza attığı “Küçük Prens” çevirilerine itiraz geldi: Onlarca yıldır Saint-Exupéry’yi değil, çevirmenlerin uygun bulduklarını okuduk! İş dönüp dolaşıp “Bir tercüme eserde çevirmenin payı ve hakkı ne kadardır?” sorusuna bağlanıyor. ‘Hiçbir çevirinin masum olmadığı’nı unutmadan taraflara kulak verdik.

cumhuriyet ek kucuk prens haberi 1

Aslında 2015’in bol bol Küçük Prens konuşulan bir yıl olacağını tahmin ediyorduk. Öncelikle Exupéry’nin ölümünün üzerinden 70 sene geçmesi nedeniyle üzerindeki telif hakkı süresi doldu. Böylece her isteyen yayınevi kendi Küçük Prens‘ini basabilir hale geldi. Türkiye’de de onlarca yayınevi bu furyaya katıldı. Ayrıca Jeff Bridges, Marion Cotillard, Rachel McAdams gibi ünlü isimlerin seslendirme yaptığı Hollywood animasyonu da 2015’te tüm dünyada vizyona girecek. Merakla beklenen filmin Türkiye’deki gösterim tarihi şimdilik ekim ayı olarak biliniyor. Bu hareketlilikle beraber, kitapta yer alan ‘Türk diktatör’ ifadesinin etrafında uzun süredir devam eden tartışmanın alevlenmesi de bekleniyordu elbette. Ama edebiyat polemiği bu, nereden nasıl patlayacağı yine belli olmadı.

Yazarın Önüne Geçen Çevirmen

Mesele dergisinin nisan sayısında Osman Akınhay, “küçük prens, Küçük Prens’lere Karşı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Burada, kendisinin de editörü olduğu Agora Kitaplığı’nın yayımladığı Küçük Prens‘in hikâyesini anlattı ve kitabı Fransızcadan çeviren Erhan Kayaalp’in şu cümlelerine dikkat çekti: “Bir eseri çeviriden okuyorsa insan, eserin yazarından çok çevirmenini okumak durumunda kalıyor kimi zaman (…) Sizlere bu kitapta, kısa bir süre için çevirmenliğe soyunmuş Erhan Kayaalp’i değil, ama Antoine de Saint-Exupéry’yi bizzat kendi kaleminden okutacağıma inanıyorum.”

Kayaalp’in “ima etme” seviyesinde bıraktığı bu yorumdan hareket eden Akınhay, Türkiye’de daha önce yayımlanmış iki Küçük Prens‘i hedefe oturtarak ciddi eleştiriler yöneltti. Bunlardan biri Can Yayınları’ndan çıkan Tomris Uyar-Cemal Süreya (ki her zaman efsane tercümeler kategorisindedir ve 2015 onun da 50’nci yılıdır), diğeri de Everest Yayınları’nın bastığı Selim İleri çevirisiydi.

‘Gerçeğin Mayası’ Mottosu Orijinalde Yok

Akınhay’ın, “çevirmenin yersiz vazife üstlendiği ve süsleme, mübalağa, şairanelik güdüsünden mustarip” olarak nitelediği bu kitaplarla ilgili en çok öne çıkan itirazı, “Gerçeğin mayası gözle görülmez” sözüyle ilgili. Can Yayınları’ndan çıkan metnin mottosu olduğunu ve çok beğenilerek ağızdan ağıza yayıldığını belirttiği bu ifadenin orijinal eserde olmadığını belirtiyor: “Hakikaten yok. Yoktan yakıştırmış çevirmenler.” Doğru çevirinin ise Kayaalp’in yazdığı gibi “Aslolan göze görünmez” olması gerektiğini söylüyor.

Yazının ardından görüşlerini aldığımız Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz ise “aslolan”ın sözlük anlamı açısından doğru olsa bile, “gerçeğin mayası” yorumunun arkasında durdu: “Gerçekle derdi olan, hatta gerçek kavramına kafayı takmış diyebileceğimiz Exupéry’yi çok daha iyi ifade ediyor. Yer yer doğru bulmadığım noktalar olsa da, Uyar/Süreya ikilisinin, Exupéry’nin metnindeki gerçeğin mayasını gözle görülebilir kıldıklarını düşünüyorum.”

cumhuriyet ek kucuk prens haberi 2

Akınhay’ın aynı cümleyi “Göz göremez özdenliği” ve “Unutulmazı göz göremez” şeklinde çeviren Selim İleri’ye de eleştirileri var. Bu kelimelerin de orijinal eserde yer almadığını belirtiyor. Bu haber için hem İleri hem de Everest Yayınevi “polemiklere girmiyoruz” diyerek cevap vermeyi reddetti.

Akınhay’ın itirazları bununla bitmiyor. “Volkan temizleme” ifadesinin yine o iki çeviride yanlış olduğu, kitabın genelinde miş’li geçmiş zamanın daha uygun olduğu, Küçük Prens’in küçük harflerle yazılması gerektiği gibi yorumları var yazıda.

***

ÇEVİRMENLE YAZAR EŞDEĞER MİDİR?

Can Öz Can Yayınları Genel Müdürü:

■ Anonim bir 17. yüzyıl Fransız düşünürünün şu sözü önemlidir: “Çeviriler, aynı kadınlar gibi, ya sadıktırlar, ya da güzel, ama aynı anda ikisi birden olamazlar.” Bu edebiyat çevirilerinde, her cümlede tekrar tekrar kararlar gerektiren bir çelişkidir ve tercihe bağlıdır. Metne gerçekten sadık kalırsanız, okunduğu dilde tam olarak anlaşılamayabilir, ancak okunduğu dilde anlaşılması için ise esas metinden biraz uzaklaşmanız gerekir. Ben kararı elbet çevirmene bırakıyorum çünkü çevirmeni yazarla eşdeğer görüyorum.

■ Erhan Kayaalp çok değerli bir çevirmen, ve örneklerde de görünüyor ki, yaptığı çeviri Fransızcadan Türkçeye çeviri adına daha doğru. Ancak, siz yalnızca Fransızcayı Türkçeye çevirmiyorsunuz, aynı zamanda Exupéry’yi, Türkçeye çeviriyorsunuz, üstelik yaşadığınız dönemin Türkçesine.

Osman Akınhay Agora Kitaplığı Editörü:

■ Çevirmen, yazarla eşdeğer değildir. Fakat yazarla çevirmen arasındaki ideal mesafe de, İngilizce’de negligible denilen, ‘ihmal edilebilir küçüklükte bir aralık’tır. Türkçe’ye her yıl yüzlerce kitap çevriliyor; bunlarda nasıl yorumlar getirildiğini bilemem. Çevirmenin kendisinde bir “yazarlık kabiliyeti”nin olması şarttır ama bu suretle yazarın söylemediği, kendi dilinde söze dökmediği ve serbest yoruma açık olmayan ifadeleri de kafanıza göre tercüme edemezsiniz.

■ Heidegger “Dil insanın, hatta varlığın meskenidir” der. Yazarı dilinden ayırmak gibi kaba bir yola saparsanız, ya da bu bahaneye sığınırsanız, oturduğunuz meskeni de yanlış tarif etmiş olur, akşam evinize giderken mazallah yolda kaybolursunuz. Cemal Süreya-Tomris Uyar ve Selim İleri çevirilerinde ise okurlar Saint-Exupéry’yi değil, çevirmenleri okuyorlar.

(26 Nisan Pazar, Cumhuriyet)

kucuk prens erhan kayaalp cevirisi

***

Şimdi de aşağıya, Cumhuriyet muhabirinin sorularına Osman Akınhay’ın verdiği, gazetede yer kısıtlamasından dolayı daha kısa halinin yayınlandığı tam cevapları aktarıyoruz:

Neden böyle bir yazı yazma ihtiyacı hissettiniz?

Böyle bir yazı kaleme almamın mücbir sebebi, Agora Kitaplığı’nın çocuk kitapları basan bir yayınevi olmadığı halde bir ‘istisna’ya giderek, çok-satar bir hikaye kitabını yayınlama sebebini izah edip, hikayesini anlatmaktır. Çevirmenimizin bu kitabı çevirmeye soyunması da kendisi açısından ‘istisna’ olmuş ve sadece “hayat felsefesi”ni yansıtan bir kitabın “rastladığı hiç bir çevirisinden memnun olmadığı” için bu işe soyunmuş (kendisi Boğaziçi Üniversitesi’nin Fransızca biriminde öğretim görevlisi ve başka bir çeviri kitabı da yok).

Yazının yayınlanmasının ardından ne gibi olumlu / olumsuz tepkiler geldi?
Yazımın yayınlanmasından sonra, başta sosyal medya olmak üzere çoğun olumlu tepkiler aldım, bazı yerici yorumlara da denk geldim. Bunlar çok normal. Fakat henüz bir karşı-sav görmedim. Benim savım, Erhan Kayaalp çevirisinin dışında ele aldığım iki örnekte, Cemal Süreya-Tomris Uyar ile Selim İleri çevirilerinde, yazarın sade ve yalın üslubunun ‘yazarlık ve şairanelik dürtüleri’yle bozulduğu yönünde. Bu kah ‘güzelleştirilerek’ yapılıyor, kah ‘uydurularak’.
“Sadece bir dili değil, bir yazarı Türkçe’ye çeviriyoruz” yorumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu yorumla ne kastedildiğini tam anlamadım. Kastedilen, biz Fransızca dilindeki bir metni değil Saint-Exupery’yi Türkçe’ye aktarıyoruz mealinde bir görüş ise diyeceğim şudur: Heidegger, “Dil insanın, hatta varlığın meskenidir,” der. Yazarı dilinden ayırmak gibi kaba bir yola saparsanız, ya da bu bahaneye sığınırsanız, oturduğunuz meskeni de yanlış tarif etmiş olur, akşam evinize giderken mazallah yolda kaybolursunuz.
Küçük Prens haricinde de, çevirilerde ne kadar yazar, ne kadar çevirmen okuyoruz? Sizce, daha iyi ifade etmek amacıyla çevirmenin kendini kitaba katma hakkı ne kadardır? Çevirmen yazarla eşdeğer midir?
Çevirmen, yazarla eşdeğer değildir. Fakat yazarla çevirmen arasındaki ideal mesafe de, İngilizce’de ‘negligible’ denen, ‘ihmal edilebilir küçüklükte bir aralık’tır. Yani yoktur ama vardır, vardır ama yoktur. Türkçe’ye her yıl yüzlerce kitap çevriliyor; bunlarda nasıl yorumlar getirildiğini bilemem. Ama bence, iddialı yazarların çevirileriyle sınırlarsam sorunuzu, çevirmenin kendisinde bir ‘yazarlık kabiliyeti’nin olması şarttır derim; şarttır ama, bu suretle yazarın söylemediği, kendi dilinde söze dökmediği ve serbest yoruma açık olmayan ifadeleri de kafanıza göre tercüme edemezsiniz. Tartışmaya konu olan Cemal Süreya-Tomris Uyar ve Selim İleri çevirilerinde ise, okurlar Saint-Exupery’yi değil, ağırlıkla çevirmenleri okuyorlar. Erhan Kayaalp’ın çeviriyi yapma sebebi ve benim savım bu.
Tartışmaya konu olan, kitapla ilgili Osman Akınhay’ın yazısı:
küçük prens, Küçük Prens’lere Karşı (Osman Akınhay, Mesele Kitap Dergisi, Sayı: 100, Nisan 2015)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz