≡ Menu

Mehmet Güreli: Bir Derginin Kısa Tarihi (Cahiers du Cinema)

Savaş sonrası Paris sinemalarını dolduran, sadece sinema için yaşayan ve sinemanın geleceğine yön veren, bir avuç genç adamın tutkulu hikâyesiydi Cahiers du cinema
Sinema üzerine eşi benzeri olmayan projeleri olan, ileride “Yeni Dalga”yı yaratacak, düşünen insanların dergisiydi.
Sarıydı kapağı ve hep öyle hatırlanacaktı sinema tutkunları tarafından.
cahiers du cinema kapak
Ve onlar her film sonrası uzun yürüyüşlerde sinema tarihini adeta yeniden yazıyorlardı.
Her gün dünyanın bir tarafından bir yönetmen keşfediyorlar, onu inceliyorlar ve gerektiğinde hayata döndürüyorlardı. Sabahlara kadar süren sinema üzerine tartışmalar. Andre Bazin’in yönetiminde François TruffautClaude ChabrolÉric RohmerJean-Luc GodardJacques Rivette’in yazılarına yansıyor, birçok filmi de yeniden gün ışığına çıkarıyordu. Hatta unutulmuş sayılabilecek birçok yönetmen de filmleriyle gündemin başköşesine yerleştiriliyordu. ArtıkHitchcock’a daha çok yaklaşmak isteyenler Truffaut’ya başvuruyorlar, Nicholas Ray’i tanımak isteyenler de Godard’ı okuyorlardı.
Dergi sinema üzerine düşünmenin ve yeni bir sinemanın yollarını da açmanın hazırlıklarını yapıyordu.
Karanlık salonlarda edinilen deneyler, hayatın ve stüdyoların kendini belli eden ruhsuzluğunu itiyordu açıkça. Sinemayı, “ölü bir güneşe âşık kimselerden” kurtarmaya çalışıyorlardı.
Yağmura bırakılmış çamaşır gibi ağırlaşmış, hantal yapıyı sokaklara taşımak istiyorlardı.
Kameranın bir kalem gibi kullanılmasından söz ediyorlardı.
Film yönetmenlerinin önemi ilk kez bu denli öne çıkarılıyordu. Godard şöyle diyordu:
“Biz, Hitchcock’un bir filminin Aragon’un bir kitabı kadar önemli olduğunu kabul eden ilkeyi benimseyerek kazandık zaferi.”
Bir anlamda dünyayı sarsacak “Yeni Dalga”nın doğuşunu da haber veriyordu bu sarı kapaklı dergi.

Emilie Bickerton’un Cahiers du cinema’nın Kısa Tarihi adlı nefis kitabı, belki de ilk kez derginin bu denli öneminin altını çiziyor, Tabii derginin on yıl sonra çevrilip Amerika’da birinci sayıdan itibaren yayımlanması da boşuna değil. Bu durum, dikkat çekmemiş birçok filmin ortaya çıkmasıydı., Ve vizyona girmesi ve tekrar seyredilmesi demekti.

1960’lara gelindiğinde derginin başı çeken kadrosunun tamamı sinema dünyasında önemli filmlere imza atmışlardı. Ama ne yazık ki, hepsinin yetişmesinde büyük katkıları olan Andre Bazin, 1958’de kansere yenik düştüğünden bu filmleri göremeyecekti.
Ama “Yeni Dalga”, bugün de Jules ve JimPiyanisti VurunSerseri ÂşıklarKuzenler,Yakışıklı Serge400 DarbeHayatını Yaşamakİdam Sehpası gibi filmlerle sinema tarihindeki özel yerini koruyor.
İlk sayısı nisan 1951’de çıkan sarı defterlerse artık eski havasında değil. Projenin ilk günlerindeki, hatta ilk on yılındaki coşkusunu kaybetmiş görünüyor.
Artık sarı da değil kapağı…
O dönemin heyecanlı, sinemanın belleğini yaratan insanları orada değiller. Bu nereden baksanız kendini belli ediyor.
Sadece otomatiğe bağlanmış sürdürüyor yaşamını.
Yıllar önce Jacques Rivette’in söylediği gibi, “insan kendi beklediği, görmek istediği ve hatta bizzat kendisinin yapmak istediği bir filmi öne çıkararak başlıyor işe”.
Derginin sinemaya katkılarını anlatmak ya da ölçmek kolay değil, 60 yıl geçse de, arşivlerden Andre Bazin’den bir Robert Bresson yazısı okumak her zaman bir şeyler katar insana…
Kitap yine Agora’dan…

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz