≡ Menu

“Kürtçe Şiirin Yaşantısı”(Prof. Talat Halman, Mesele, Sayı: 11, 2007)

img720Selim Temo’nun Kürt Şiiri Antolojisi, edebî yayınlar yaşamımız için olumlu bir olay… Hayatta olsalar, Prof. Fuat Köprülü, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı Tarancı ve Aziz Nesin, sanırım, sevinirlerdi: Köprülü, edebiyat tarihinde bir eksiklik giderildiği için, Nâzım her dilin sesinin duyulması gerektiğine inandığı, Tarancı Kürtçe şiirlerden çeviri yapacak kadar hoşlandığı, Nesin (başta Ermeni edebiyatı olmak üzere) Türkiye’deki her dilin estetiğine ilgi duyduğu için… Böylesine kapsamlı ve dolgun bir seçki, eminim, okurlara da memnunluk ve heyecan verecektir.
 
Ben, Kürtçe şiir ve şarkıların güzelliğini ilk kez 1960’lı yıllarda Yaşar Kemal’in sesinden tatmıştım. Yaşar’ın evinde, bir akşam, içkili bir sohbette, dev yazar, içinden geldiği gibi, birkaç Kürtçe şiir, türkü ve ağıt söyledi. ‘Basso profundo’ sesiyle büyüledi bizleri. Hâlâ canevimdedir o güçlü yaşantı. Eminim, Yaşar da aynı gür ve görkemli iç kubbesinde yankılandırıyordur o musikiyi.
 
Yaşar Kemal, ne zaman doğduğu bilinmeyen, ama yüzyıllarca yaşamış olan ‘dengbej’ geleneğinden yetişmişti. Sözlü edebiyatın büyüleyici şiirlerini, masallarını, anlatılarını çocukken bilincine sindirmişti. ‘Çocuk yaşta iken’ diye tanımlanacak kadar erken, yollara düşerek, Güney Anadolu’nun nice yerlerini dolaşmış ve dengbejlik yapmıştı. Yirmisine varmadan yayımladığı ilk derlemeleri, o geleneğin imbiğinden geçmiş olan manilerle ağıtlardı. Yaşı ilerlerken yazılı yaratıya geçti. Altmış yıldır vermekte olduğu yapıtları, yazılı kültürün ürünleridir. Hem de Türkçe’nin.
 
Kürtçe edebiyat da, Yaşar Kemal’in yazarlığı gibi, sözlü olarak başladıktan sonra, yazılı’ya, kırsal alandan kente geçiş yaptı. Eskiden, ara sıra kâğıda emanet ediliyordu sözlü geleneğin değerli örnekleri. Tüm dillerdeki sözlü edebiyatta, Türkçe’nin halk şiirleri ve destanlarında olduğu gibi. Sözlü geleneğin modern kültürlerde, bu arada  Anadolumuzda, azalmakta olmasına üzülmemek elde değil. Ne var ki, yazılı yaratının güç kazanmasına, yaygınlaşmasına, değerlenmesine seviniyoruz elbette.
 
Türkiye ve Ortadoğu’da, Rusya’da ve yakın yörelerde Kürtçe edebiyat hep canlıydı ama, başka dillere çevirileri enderdi. Bu yüzden, o edebiyatı başka kültürler hiç bilmiyordu demek yanlış değil. Türkiye’de de Kürtçe’den çeviriler oldukça yenidir. Değerli yazar Mehmed Uzun’un Kürt Edebiyatı Antolojisi belli başlı ilk seçkidir, yayın tarihi 1995’tir . Metin Aksoy’un Kürtçe’den yaptığı çevirilerin yanı sıra, Osman Mehmed’in de birkaç güzel şiir çevirisi var bu kitapta.
 
Kürt edebiyatı, değişik ülkelere dağılmış bir kültür olmanın, çeşitli lehçelere bölünmenin, her lehçede söz varlığının nispeten cılız kalmasının, birçok yerlerde yayın yasakları uygulanmasının zorlukları yüzünden, rahat ve etkili gelişme olanağı bulamadı. Türkiye’deki Kürt kökenli yazar ve şairlerin pek azı, eser verecek kadar Kürtçe biliyor, bazıları hiç bilmiyor. Bu bakımdan, ‘Kürt edebiyatı’ ve ‘Kürtçe edebiyat’ terimleri eşanlamlı değildir.
 
Selim Temo’nun -yıllarını harcayarak- hazırladığı Kürt Şiiri Antolojisi, bir ilk derleme olma özelliğini taşıyor. 12 yüzyıldır süregelen bir şiir serüveninin belgesidir bu. Selim Temo, beş yıl, gecesini gündüzüne katarak bu şiirleri seçti, çevirileri yaptı, bilimsel araştırmalarıyla iki dili bir araya getiren büyük bir antoloji yarattı. Selim Temo, Varlık dergisinin Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü kazanmış olan başarılı bir şairdir. Çevirileri şiirsel bir üslûpla, şair yetkinliğiyle yaptı. Kültürler ve diller arası dinamiklere önemli bir hizmeti gerçekleştirdi.
 
Kürt Şiiri Antolojisi, aydınlatıcı, öğretici, zevk verici bir derlemedir. Kürtçe şiirin İslamî çerçeve içinde, Arapça, Farsça ve Türkçe edebiyatla yakın ilişkiler sürdürerek geliştiğini, değerleri ve niteliklerini de koruduğunu seçilen örneklerden izleyebiliyoruz. Örneğin, bazı Kürt şairler “Leylâ ile Mecnun”u, “Yusuf ile Züleyha”yı da benimseyip yeniden işlemişler.
 
Farsça’nın bin yıl önceki üstatlarından Baba Tahir Üryan’ın Kürt kökenli olduğu söylenmektedir. Bazı dörtlüklerinde tek tük de olsa Kürtçe sözcüklere yer verdiği bilinir. Temo, seçkisine Baba Tahir’den nefis ‘dübeytler’ (dörtlükler) almıştır. Birçok şiir, Osmanlı Divan geleneğinin içinde: Sağlam yapılı gazeller de var burda, temiz bir aruzla.
 
Temo’nun seçtiği şiirlerin çoğunluğundaki estetik, Kürt halk geleneğiyle ve Divan değerleriyle sımsıkı ilişkili. Son 150 yılın ürünlerinde modernleşmiş Türk şiirinden izler var. Rusların ve Avrupalıların komünist ideolojisi, 20. yüzyıl Kürt şairlerinden bazılarını açıkça etkilemiş.
 
1650’den 1706’ya kadar yaşamış olan Ehmedê Xanî’nin (adının Türkçesi, Ahmede Hani) aruzla yazdığı Mem û Zin başlıklı mesnevisindeki bir ‘kaside’de dile getirdiği Kürt milliyetçiliği ve Kürtçe övüncü ilginçtir: “Osmanlılar, Araplar ve Acemler ki / Hepsi de bize uşaklık ederlerdi / Dini de, devleti de tamam ederdik / İlmi de, hikmeti de tahsil ederdik // Ey Xanî, sen ki yetkinlikten yoksunsun / Marifet meydanını tenha bulmuşsun // Saf olanı terk edip tortuyu içtin / İnci gibi olan Kürt dilini seçtin / Ki elalem çıkıp da demesin, ‘Kürtler / Yeteneksiz, hünersiz, temelsizdirler.’” 1700’den 1760’a kadar yaşamış olan Xanayê Qubadî diyor ki: “Doğrudur, Farsça tatlıdır, ki benzer şekere / Ve fakat Farsçadan çok daha tatlıdır Kürtçe.”
 
Bazı şairler, Kürtçe’nin Farsça’dan daha tatlı olduğunu söylemiş ama, Farsça yazmış olan Mevlâna Celâleddin Rumi’ye saygı ve hayranlık yoğun. Bazıları, Mevlevi değerleriyle içli dışlı. Mewlana Xalid (1778-1827), büyük Mevlâna’nın en ünlü şiirlerinden birinden esinlenerek ilginç bir uyarlama yapmış: “Ne Çin’im ben, ne de Hind’im, / Ne şu Irak mülküyüm, / Ne rüzgârım, ne de suyum / Ne dünya, ne ahiretim…”
 
19. yüzyılda yaşamış olan Hacî Qadirê Koyî, Kürtçe ile Farsça’nın “ne farkı var; biri iyiymiş, biri eksikmiş, niye” diye sorduktan sonra, Mevlâna Celâleddin Rumi’den alıntı yaparcasına şu eleştiriyi yöneltiyor: “Mescit ve mihrap ve minberde yok kimseler / Hiç sorma, bütün sebebi medreseler.”
 
1951’de ölen Mela Ehmedê Xasî’nin ilginç bir mülemması var bu derlemede. Mülemma, iki ya da daha fazla dilin birleştiği bir şiir türüdür. Xasî’nin şiirindeki birinci mısra Arapça, ikinci mısra Farsça, üçüncü mısra Osmanlıca, dördüncü mısra Kürtçe (Kurmancî lehçesi), beşinci mısra Kürtçe (Kirmancki lehçesi).
 
20. yüzyılda Kürtçe şiirlerden bazıları, komünizm övgülerine saplanırken estetik değerini yitirmiş. Ahmedê Mirazî’nin (Mirazov) bu derlemedeki Lenin övgüsü, şiir yönünden zavallı. Hele Cegerxwîn’in “Stalin’in Yetmişinci Yaş Şenliği” içler acısı: “Ezilen çiftçi Kürtler benim gibi inler / Yüz yıl yaşa, iyi olsun her yaşın senin.”
 
Selim Temo’nun antolojisi, aşkın, özlemin, düş kırıklığının, yeni umutların şiirleriyle dolu. Bir şiir seçkisi, başarısını şiirin ruhuyla, içeriğiyle, geleceğe yönelen estetiğiyle kazanır. Elinizdeki Kürt Şiiri Antolojisi, bu değer ölçüleriyle ele alınabilir ancak. Temo, 1200 yıllık bir şiir geleneğinin değişik türlerinin örneklerini böyle bir estetik ve akademik anlayışla seçmiş. Seçkinin en dikkate değer şiirlerinden biri, belki de, 1754’ten 1843’e kadar yaşadığı sanılan Mele Xelîlê Sêrtî’nin yemek adabını anlatan, bir yandan da kültür, din, yaşam, etik, estetik, vs. açısından öz değerleri sunan mesnevisidir. Bu özlü mesnevide bedensel, manevi, kültürel yaşamımızın erdemlerini, öğütlerini, bunalımlarını hep bir arada buluyoruz.
 
Kürt Şiiri Antolojisi, Kürtçe şiirlerin orijinalleriyle Türkçe çevirilerinden oluşan kapsamlı bir seçki. Kürt şairlerin Türkçe yazdığı şiirleri kapsamıyor. O türün de güzel örnekleri var elbette. Selim Temo’nun iki ciltlik eseri, Kürtçe yazılarak Temo’nun çevirileriyle Türkçe’ye kazandırılmış olan şiirlerden oluşmuş. Dünya şiirinin ihmal edilmiş bir kesimini gün ışığına çıkarıyor.