≡ Menu

Kürt Sineması: Yurtsuzluk, Sınır ve Ölüm

Kürtler ancak 21. yüzyılda kendi kimlikleri ve dilleriyle sinema yapmaya başladılar; sinema sanatının bir yüzyılı devirdiği, bütün ülke sinemalarının öyküde tekrarı yaşadığı bir yüzyıldan sonra. Kürt sinemasının her geçen gün uluslararası festivallerde daha çok filmle temsil edilmesi, Yılmaz Güney gibi bir efsanenin ardından Bahman Ghobadi ve Hiner Saleem’in kazandıkları ödüller, Kürt gençlerinin sinemaya yönelmesini sağladı. Sinema Kürtler için neredeyse en önemli ‘kendini anlatma’ aracına dönüştü.

“Bu kapsamıyla Kürt sineması, sınırlar içerisindeki kayıp bir ülkenin, kaybolmuş bir sineması olmaktan kurtulamıyor. Yine de umutla ve inatla çekilmeye girişilen Kürt filmleri, çeşitli tarihsel, siyasal ve ekonomik sebeplerle içine kapanmış/kapanmak zorunda bırakılmış bir halkın artık dışarıya ses vermesini, dışarıya açılmasını temsil etmektedir.

“Sonuç olarak Kürt sineması, onyıllarca Kürtçe konuşamayışın, kendini anlatamayışın, hep gizlenmiş bir kimliğin sinemasıdır…”

(arka kapak)

 

Derleyen: Müjde Arslan
337 sayfa
1. basım: Haziran 2009
(tükendi)

 

Müjde Arslan‘ın Agora’dan çıkan diğer kitapları şunlardır:

• Yeşim Ustaoğlu – Su, Ölüm ve Yolculuk (2010)
• ‘Rejisör’ Atıf Yılmaz’ (2007)