≡ Menu

“Küresel Isınmayı Engelleyemezsek Yok Olacağız” (Ümit Şahin)

“İklim değişikliği zamanımızın insan hakları mücadelesidir ve sadece çevrecilere bırakılamayacak kadar önemlidir.”

Kanadalı gazeteci, yazar ve aktivist Naomi Klein üç yıl önce verdiği bir röportajda böyle diyordu. Bu söz, yazarın 2014’ün Eylül ayında yayımladığı kitabı İşte Bu Her Şeyi Değiştirir’in özeti olarak kabul edilebilir. Kitap, Osman Akınhay’ın çevirisiyle Agora Kitaplığı tarafından yayımlandı. Naomi Klein küresel kapitalizmi ve neoliberal sistemi analiz ettiği No Logo ve Şok Doktrini’nin ardından son yedi yıldır çalışmalarının merkezine, sadece bir araştırmacı ve yazar olarak değil, aktivist olarak da iklim değişikliğini koymuştu.

naomi klein

 

2009 Kopenhag İklim Zirvesi sırasında Bill McKibben’la tanıştı ve son dönemin en önemli küresel iklim hareketi olan 350’ye katıldı. Naomi Klein bildiğimiz anlamda bir yeşil ya da çevreci değil. Yazdığı kitabın ve söylediği sözün önemi bu noktada büyüyor. Kitapta büyük, seçkinci çevre örgütlerine yönelik eleştiriler de büyük yer kaplıyor. Bu nedenle Naomi Klein’in yeni kitabı özellikle iklim değişikliğini çevrecilerin özel ilgi alanı olarak gören ve ilgilenmekten kaçınanlar için tam zamanında yayımlanmış bir kaynak.

Zaten Naomi Klein da kitaba kendi dönüşümüyle başlıyor: “Ben iklimdeki değişikliği, kabullenmek istediğimden daha uzunca bir süre yok saydım. (…) Kendime, bilimin çok komplike hale geldiğini, çevrecilerin bu meseleyle uğraştıklarını söyleyip durdum. Sonra da hayatıma sanki, cüzdanımdaki ‘elit’ yolcu statümü teyit eden parlak kredi kartlarıyla birlikte, ters giden hiçbir şey yokmuş gibi devam ettim. Birçoğumuz bu tür bir iklim değişikliğini yokmuş gibi yadsımakla meşgulüz. Bir saniye zihnimiz bu ihtimale kayıyor, sonra hemen düşüncelerimizi başka tarafa yönlendiriyoruz. Ya da olayı görüyoruz da işi hemen espriye vuruyoruz (‘işte yeni kıyamet işaretleri!’). Bu da bakışlarımızı hakikatten kaçırmanın başka bir yolu oluyor.”

Güncel Bir Politik Mesele

Naomi Klein’in İşte Bu Her Şeyi Değiştirir’le getirdiği en büyük yenilik iklim değişikliğini alışılmış bilimsel ve çevreci söylemin dışında bir dil ve yöntemle tartışması. Yazar kitabı karbondioksitten, atmosferdeki ppm birimli seragazı düzeylerinden, ülkelerin milyar tonluk emisyon miktarlarından, karbon bütçesinden, 21. yüzyıl sonu hesaplarından, hatta Kyoto’dan ve Birleşmiş Milletler’in falanca iklim zirvesinden neredeyse hiç bahsetmeden yazmayı başarmış. Bunun yerine iklim değişikliği bugün yaşanan, küresel kapitalizmin yarattığı tüm diğer sorunlarla bir arada ele alınan, dolayısıyla birbirinden ayırmadan mücadele edilmesi gereken güncel bir politik mesele olarak çiziliyor.

Ben de yıllardır iklim meselesinin gazeteci, yazar, akademisyen ve politika yorumcularının, yani güncel siyasetten tarihle yüzleşmeye, Kürt sorunundan ekonomiye kadar her alanda kalem oynatan ve bir ölçüde gündemi belirleme gücüne sahip olan insanların ilgi alanına nasıl olup da bir türlü giremediğini sorar dururdum. Bunun nedeni sanırım bizim gibi “kafayı iklimle bozmuş”bir grup insan dışında kalanların, sorunu bilimsel bir uzmanlık alanı ya da teknik bir mesele gibi görmeleriydi. İklim değişikliğini “büyük” politikanın merkezine yerleştirmekte büyük başarı sağlıyan İşte Bu Her Şeyi Değiştirir, bu okur kitlesi için de önemli bir işaret fişeği. Çünkü Klein için iklim değişikliği geleceğe dair bir sorun olmadığı gibi, durdurulması da teknik çözümlerle ya da uluslararası müzakerelerle ilgili değil. İklim değişikliği, nedenleri ve ortaya çıkış biçimleri açısından, savaş ve çatışmalarla, ırkçılık ve şiddetle, yoksulluk ve eşitsizliklerle, iş cinayetleri ve kitlesel göçlerle, işsizlik ve güvencesizlikle iç içe.

Daha da önemlisi Klein iklim değişikliğini küresel sistemin bu çıkmazları yaratan ve derinleştiren yanının merkezinde yer alan bir olgu olarak resmetmeyi başarıyor. Ve bu bir iddia ya da kanaatten ibaret değil. Çünkü Naomi Klein bu görüşü 650 sayfa boyunca, her sayfada birkaç referans vererek, tamamen olguları ve araştırmaları aktararak kanıtlıyor.

Kitabın en büyük gücü, yıllar süren bir ekip çalışmasının ürünü olması ve sayısız görüşmeden, incelenen binlerce rapor ve makaleden, içinde yer aldığı veya izlediği çok sayıda taban hareketinden süzülerek ortaya çıkmış olması. İklim değişikliğinin varlığını bile inkar eden ya da şüpheyle bakan ciddi bir kitlenin varlığında Naomi Klein’in meseleyi bilimsel ve teknik bir tartışma olmaktan çıkarıp politik mücadelenin merkezine yerleştirmesi, bunu da soldan, antikapitalist hareketin içinden gelip, “çevreci” olmaya gerek duymadan başarması son derece değerli.

iste bu her seyi degistirir naomi klein

İşte Bu Her Şeyi Değiştirir üç lümden oluşuyor. İlk bölümde iklim değişikliğinin nasıl, özelleştirme, kuralsızlaştırma ve düşük vergiler yoluyla şirketlerin hakimiyetini sağlamlaştırma şeklinde özetlenen neoliberal dönemde ağırlaştırıldığı ve çözümün de yine bu “piyasa köktenciliği” ve şirket-hükümet işbirliğiyle imkansız hale getirildiği anlatılıyor; iklim değişikliğini inkâr kampanyasının, fosil yakıtları ve diğer madenleri ne pahasına olursa olsun çıkartma çılgınlığının vardığı boyut sergileniyor.

Kitabın ikinci bölümü büyük, elitist çevreci grupların eleştirisine ve mücadelenin önünü tıkayan yanlış çözümlere (jeomühendislik, nükleer enerji gibi) ayrılmış. Kitabın son bölümünde ise tabandaki mücadele örnekleri anlatılıyor. Bizim yerel direniş ya da yaşam alanları savunması dediğimiz, kömür veya altın madenlerine, kayaç gazına ve petrol boru hatlarına karşı verilen müştereklere sahip çıkma mücadelelerini, Naomi Klein “blokadya” olarak adlandırıyor. Finansal yatırımların fosil yakıt şirketlerinden çekilmesinden (divestment), geçiş kasabaları gibi ekolojik örnekler yaratılmasına kadar son yıllarda yakından izlediğimiz kampanyalar ve model yaratma çabaları, yerel toplulukların ve gençlerin kendi geleceklerini yeniden kurma mücadeleleriyle ayrılmaz bir bütün olarak anlatılıyor . Zaten umut da buradan doğuyor.

Gezegenin Ölüm Fermanı

Kitabın bütün yaratıcılığına rağmen, yazarın çevre hareketinin sistem sorununu anlayamadığı yolundaki (bana göre tartışmalı) görüşlerinden kaynaklanan bir zayıf yanı da var. Naomi Klein kitaptaki “iklim adaleti olmadan hiçbir şey olmaz” ve “yoksulluk, eşitsizlik ve iklim krizi, her şey birbiriyle bağlantılıdır” diye özetlenebilecek görüşünün, yeşil hareketin Barry Commoner gibi öncüleri tarafından 60’lı yıllardan bu yana dile getirilen ana temalarıyla paralellik taşıdığını, ya da Avrupa’daki yeşil partilerin konuyu parlamenter sistem içinde gündeme taşıyarak çözümleri uygulanabilir kılmaktaki başarılarını görmezden geliyor ve bu alanda bütün ağırlığı çevre hareketinin tamamı ABD merkezli olan ve şirketlerle işbirliği yapan seçkinci örgütlerinin eleştirisine vererek biraz haksız bir genellemeye yol açıyor.

Yine de kitap, sorunu küresel kapitalist sistemin yıkıcılığını merkezine oturtarak fosil yakıt endüstrisinin, büyük şirketlerin ve hükümetlerin iklim değişikliğini nasıl çıkmaza soktuklarını ve gezegenin ölüm fermanını bile bile imzaladıklarını en kapsamlı bir şekilde anlatmayı başarıyor. Naomi Klein’in kişisel hikâyesi de kitapta önemli bir yer tutuyor. Yazarın 38 yaşından sonra ve hareketin verdiği umutla çocuk sahibi olmaya karar vermesi, tedavi görmek zorunda kaldığında yaşadığı düş kırıklıkları ve nihayet kendi çocuk sahibi olamama hikâyesiyle iklim değişikliği ve çevre kirliliğinin gezegenin ve tüm canlıların üreme kapasitesini felce uğratması arasında kurduğu bağlantı son derece çarpıcı. Zaten Naomi Klein kitabı tedaviden vazgeçip doğaya daha yakın yaşamayı seçmesinin ardından doğan oğlu Toma’ya armağan etmiş.

Benim de geçtiğimiz günlerde bir ay arayla çok sevdiğim iki arkadaşımın çocukları dünyaya geldi. İklim değişikliğine karşı hemen bugün radikal önlemler almaz ve emisyonları hızla düşürmezsek 2030’larda küresel sıcaklıkların tehlikeli 2 derecelik ısınma sınırını aşacağı artık en ciddi bilim kuruluşları tarafından kabul ediliyor. Yani Nar ile Çınar daha lise çağına geldiklerinde iklim değişikliği, dünyayı üzerinde yaşamanın iyice zorlaştığı bir gezegen haline getirecek geri dönülmez noktaya kadar ilerlemiş olabilir.

Bana sorarsanız, artık o gün geldiğinde onlara bu durumu nasıl açıklayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Bireysel olarak bu gidişatı, fosil yakıt şirketlerinin ve hükümetlerin ortaklaşa işlediği bu taamüden cinayeti durdurma gücüne sahip olmadığımızı düşünebiliriz. Ama artık iklim değişikliğini bir grup meraklı çevrecinin şahsi meselesi olarak görme hakkına da sahip değiliz. Onlara en azından mücadele ettik ve bu mücaddeleyi verecek son kuşak olduğumuzun bilincindeydik diyebilmeliyiz. Zaten ancak böyle kazanabiliriz. Sorunu yaratanlardan himmet bekleyerek değil.

İşte, her şeyi değiştiren iklim değişikliğine karşı bütün mücadeleleri birleştirmek tam da bu anlama geliyor. Naomi Klein’in kitabını, bu bilinçle ve dikkatle okumak yepyeni bir başlangıç yaratmamızı sağlayabilir. ‘İklim için’ verilen mücadele hepimizi bekliyor. Çünkü her şeyi değiştirmek için herkese ihtiyacımız var.

(Radikal Kitap, 23 Mayıs 2015)

 

Kitaba dair başka bir yazı:

İklim Krizi ‘Demokratik’ mi, Yoksa ‘Hiyerarşik’ mi? (Sarphan Uzunoğlu, t24)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz