≡ Menu

“IŞİD’le 100 Gün” (Diyar Saraçoğlu)

Ortadoğu coğrafyasının makûs tarihi, emperyalizm güdümlü savaşlar ve yaşam-ölüm sarkaçlarla çizilmeye devam ediyor. Köktendinci yapılanmalar ve son dönemin “kara bela”sı IŞİD saldırılarına fütursuzca devam ediyor, haritalar yeniden çiziliyor. IŞİD’e farklı coğrafyalardan katılım sürerken bu cazibeye kapılan cihatçı başka örgütler de (Libya örneğinde olduğu gibi) kendilerini IŞİD’in bir uzantısı olarak ilan ediyorlar. IŞİD, medya ortamında yarattığı korku dalgası ve ardından yanıbaşımızda, Kobani’deki tarihi direnişle birlikte hayatlarımıza girdi. Haliyle,kısa sürede iki ülkenin sınırlarını ortadan kaldıran, İngiltere’nin yüzölçümü kadar büyük bir alanı kontrol altında tutabilen bu örgütün nasıl doğduğunu anlamak önem taşıyor.

isid tarama

Independent’in Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn İslam Devletinin Yükselişi kitabında IŞİD’i günümüzün “en kuvvetli ve etkin cihatçı” örgütü haline getiren tarihsel dönemeçleri ve aktörleri masaya yatırıyor ve bir anlamda merak ettiğimiz soruları yanıtlıyor.

El Kaide’nin Mirası

Suudi Arabistan’ın yaydığı Vehhabilik son yıllarda çok etkili olarak anaakım Sünni İslam’ın yerine geçmeye başlarken hüküm sürdüğü coğrafyalarda mezhep savaşlarıyla tanınan El Kaide ve IŞİD’in arkasında da bu görüş yatıyor. Vehhabiliğe göre Şiilik kâfirlik demektir. Suudi Arabistan farklı ülkelerdeki yatırımlarıyla Sünni-Şii karşıtlığını körüklerken IŞİD, Şii ve Sufi Müslümanlar da dâhil olmak üzere herkesi dönek veya kâfir ilan eden bu görüşü şiddetle harmanlayarak daha öte bir noktaya taşıyor.

ABD’nin Afganistan’ı işgalinin ardından geçen yıllarla birlikte El Kaide bir örgüt olmaktan ziyade bir görüş haline dönüşürken Cockburn’ün ifadesiyle savaşın çocuğu olan IŞİD, Irak El Kaide’si olarak doğdu ve 2003 yılından beri ABD’nin işgali altında olan Irak ve 2011’den itibaren Suriye’de çıkan savaş sonucunda gelişti ve yakın zaman önce El Kaide ile bağlarını koparıp kendi varlığını ilan etti. Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesini hedefleyen başta ABD, Avrupa ve bölgedeki müttefiklerinin çabalarıyla oldukça güçlenip çok büyük bir coğrafyaya yayıldı. Böylelikle bölgede iyice körüklenen mezhep savaşının baş aktörü IŞİD oldu.Müttefiklerden Türkiye de (hepimizin bildiği gibi) Suriye ile arasındaki uzun sınır hattını IŞİD ve Esad karşıtı diğer güçler için atardamar olarak kullandı. IŞİD ise kendisine doğrudan ulaştırılmadığı zamanlarda bile Esad karşıtı harekete sağlanan silah yardımından memnun oldu. Çünkü eninde sonunda bu silahların kendi eline geçeceğini biliyordu.

Dönüm Noktası: 10 Haziran 2014

Musul, Amerika’nın Irak işgali sonrasında El Kaide militanlarının oldukça güçlü olduğu bir kentti. Musul halkının büyük kısmı Maliki yönetimindeki Irak hükümetini “İran’a bağlı bir kukla rejim” olarak görüyor ve hoşnutsuzluklarını sürekli dile getiriyordu. 6 Haziran 2014’te IŞİD Sünnilerin kalesi olarak bilinen Musul’u kuşattı. 1300 IŞİD militanı sayıları 60 bine varan asker karşısında Musul’un kontrolünü ele geçirdi. 4 gün sonra, 10 Haziran’daIrak ordusunun askerleri korkuyla Musul’u terk ederken Irak’taki en büyük Sünni merkez artık IŞİD’in eline geçmişti. Irak ordusuna mensup 60 bin askerin 1300 IŞİD militanı karşısında bozguna uğramasıyla birlikte Irak ordusunun gerçekte ne kadar zayıf olduğu da belirginleşmiş oldu.

Musul’un bu kadar hızlı düşmesinin tek nedeni sadeceIŞİD’in saldırı gücü değildi. Şehirde IŞİD saldırılarıyla birlikte bir Sünni ayaklanması da başlamıştı. Bu, Maliki hükümetine duyulan tepkinin bir anlamda dışa vurumuydu. ABD işgali sonrasında suların görece durulduğu Irak’ta üç büyük aktörden Sünniler (diğerleri Şiiler ve Kürtler) mevcut iktidarın yönetiminden ve uygulamalarından memnun değildi. Bu “memnuniyetsizlik”, Musul’un ele geçirilmesinin ardından sıradaki hedefin Bağdat olması halinde Bağdat’ta yaşayan Sünnilerin de ayaklanmaları olasılığını doğuruyordu –ki bu da başkentte oldukça tedirgin bir rüzgâr esmesine neden oluyordu.

Çark Etme: IŞİD Hedefte

Musul’un düşmesinin ardından IŞİD korkusu uluslararası camiaya da yayıldı. ABD ve müttefikleri IŞİD’in kontrol edilemez ilerleyişine karşı hava bombardımanlarına başladılar. Aynı anda sınırın her iki yanında da (Irak, Suriye) ordularını hareket ettirebilen IŞİD için bu ilk bombardımanlar çok büyük kayıplara yol açmıyordu ve bazı yerlerde taktik değiştirerek gerilla yöntemlerine başvuruyordu. Irak tarafında Musul’un kontrolüne sahip olan IŞİD Suriye’de de önemli noktalara saldırmış, dört hava üssünü ele geçirmişti. Hükümet karşıtı güçlerin bir kısmı ise ya IŞİD tarafından yok edilmişti ya da IŞİD saflarına katılmıştı.

466) islam devletinin yukselisi

IŞİD’in Suriye’deki bu ilerleyişi Batı ve bölgedeki müttefiklerini ikilemde bırakmıştı. Yıllardır sürdürdükleri Esad karşıtı politika, Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteklediği Esad’ın kısa sürede iktidardan devrilemeyeceği gerçeği ile bir anlamda boşluğa düşmüştü. Şimdi buna Esad’ın devrilmesinin ardından bölgedeki en büyük güç haline gelecek IŞİD’in iktidar olacağı tahmini de eklenince resmi politikalarda büyük değişiklikler yapılmaya başlandı. Bazı bombardımanlarda ABD Esad ile iletişim halindeyken IŞİD’in yurtdışından beslenen kanalları da kesilmeye başlandı. Müttefiklerden Suudi Arabistan gibi birçok ülke de militanların ülkelerine döndükten sonra silahlı bir ayaklanma başlatabileceğini fark edip önlemler almaya başladı. Yarattıkları Frankenstein’ın artık onlara döneceği korkusu hepsini sarmaya başlamıştı.

Suriye ile 560 millik bir sınıra sahip olan Türkiye’nin konumu ise müttefik güçler arasında farklıydı. Esad karşıtı güçlere neredeyse sorunsuz bir şekilde açık olan sınır hattı ile ilgili süren tartışmalar IŞİD’in de bu sınırdan uzun süre beslendiğini tahmin etmemize yarıyor. Hem yereldeki güçlü destek hem de petrol ve gaz sahalarına sahip olmaya başladıktan sonra bu sınır belki de IŞİD için eski önemini yitirmişti ama artık Türkiye için ciddi bir tehlike oluşturmaya başlamıştı.

IŞİD’in Türkiye sınırında, Suriye’deki Kürt güçlerinin elinde olan Kobani kantonuna yönelmesi ise savaşın seyrini bir anlamda değiştirmişti. İki ülke coğrafyasında neredeyse hiç durmaksızın ilerleyen IŞİD, Kobani’de karşılaştığı dirençle şaşkına dönmüştü. Recep Tayip Erdoğan’ın Kobani’nin birkaç gün içinde düşeceği sözleri boşa düşmüştü. Müttefik güçler de başlangıçta etkisiz olan hava saldırılarını şiddetlendirmiş ve IŞİD en büyük kayıplarını verdiği Kobani’yi bu satırlar yazıldığından hâlâ ele geçirememiş ve geçiremeyecek de…

Kitabın önsözünde Cockburn’un dediği gibi 2014 yazında IŞİD 100 gün içerisinde Ortadoğu haritalarını değiştirmişti ama bu satırlar yazıldığında Kobani direnişi 90. gününü devirmişti ve IŞİD her gün Kobani cephesinde geri çekilmek zorunda kalıyordu.

(BirGün Kitap, 2 Ocak 2015)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz