≡ Menu

“IŞİD ve ‘200 TL’ye Hallederiz, Abi'” (E. Ahmet Tonak)

IŞİD’e geçmeden neyi hallediyorlarmış, onu anlayalım.  Patrick Cockburn’un yeni kitabının (İslam Devleti’nün Yükselişi IŞİD ve Yeni Sünni Ayaklanması) yalancısıyım. Ebu Garip’in müzeye çevrilmesine bulaşmış bir Iraklının, şaşkınlıkla Cockburn’a ettiği bir laftan benim anladığım o: “200 TL’ye hallederiz, abi!” Adamın aslında söylediği ve şaşırdığı şey, “Saddam devrildikten 10 yıl sonra, hala Bağdat’ta istediğin kişiyi 100 dolara öldürtebilmenin kolaylığı.

P. Cockburn, Amerikalı ünlü gazeteci Seymour Hersh’e göre Irak’taki en yetkin Batılı gazeteci. Şu sıralar The Independent’in muhabiri, daha önce de Financial Times’ın muhabiriydi. Yazıları sık sık London Review of Books’ta yayınlanır.

466) islam devletinin yukselisi

Yıllar önce Patrick Cockburn’u tanıma fırsatı bulmuştum.  O sıralar, ağabeyi Alexander ile Milliyet’e ara sıra yazılar yazıyorduk. Alexander, Patrick Cockburn’un Türkiye’de olan biten üzerine benimle konuşmak istediğini, kısa bir süre için ziyaret ettiğim New Orleans’ta bir barda buluşabileceğimizi söylemişti. Buluştuk, sorularındaki kurcalayıcılığı, olgulara, kişilere hakimiyetini ve de en çok delercesine gözümün içine bakışını hiç unutamam. İnsana “işte, gazeteci dediğin böyle olur” dedirten biriydi. O gün bugün bölgede olanları anlamak için ilk okumaya çalıştığım gazetecilerin başında gelir.

İslam Devleti’nün Yükselişi IŞİD ve Yeni Sünni Ayaklanması‘nın önsözü Bağdat’ta geçtiğimiz Temmuz’da yazılmış. Yani IŞİD’e eşik atlatan Musul kuşatması ve fethi sonrasında (10 Haziran 2014). Henüz ABD’nin başını çektiği koalisyon yok, bombalamalar başlamamış. Orta dönem olası gelişmeler için iki senaryodan söz ediyor Cockburn.  İlki, Sünniler, Şiiler ve Kürtlerin birlikte yaşama imkanlarının çoktan yok edildiği Irak’ın ve yaklaşık yüzde 40’ı IŞİD tarafından kontrol edilen Suriye’nin uzun süreli kanlı bir iç savaşa sürüklenmesi. Diğer senaryo ise, ilk olasılığı dışlamaksızın, her iki ülkede de iç savaş döneminin 1947’de Hindistan’ın parçalanmasına benzer bir biçimde, katliamlarla bezeli bir parçalanma sürecine dönüşmesi ve sınırların yeniden çizilmesi.

Şu sıralar bölgede yaşanan gelişmelerin, özellikle yerli basın tarafından Suriye ağırlıklı, Kobane merkezli olarak verilmesi anlaşılabilir bir durum. Kürt özgürlük mücadelesi, Rojava’nın geleceği ve de Türkiye’nin ahvali doğrudan Suriye’nin kuzeyinde olan bitenle ilgili. Fakat, ne IŞİD’in hızlı yükselişinin ne de yakın dönemde zayıflama ihtimalinin olmayışının sadece son dönemde Suriye’deki gelişmelerle anlaşılamayacağı ortada. İslam Devleti’nün Yükselişi IŞİD ve Yeni Sünni Ayaklanması’na hızla göz gezdirmek bile bunu anlamaya yetiyor. Adeta yoktan var olan bu askeri ve siyasi gücün ortaya çıkışının, sağladığı desteğin geri planının ne denli grift olduğu hemen seziliyor.

Cockburn’a göre, ABD’nin Irak’ı işgali, ardından ülkeyi Şii ağırlıklı hükümete ve de en önemlisi “yeni” Irak ordusuna bırakıp gidişi, IŞİD’in yeşereceği bereketli toprakların sağlandığı anlamına geliyor. Kitapta, yakın dönem önemli safhaları ile ayrıntılı bir biçimde ele alınmış. Bu yazıda, Cockburn’un kitabında yer alan, bizim basında rastlamadığım Irak ordusu ile ilgili çok çarpıcı bazı noktalara değinmek istiyorum.

cockburnphotoABD Irak’tan çekildiğinden bu yana, geride bırakılan “yeni”, 15 tümenlik (yaklaşık 350 000 kişilik) orduya son üç yılda 42 milyar dolar harcanmış.  Ve işte bu ordunun 30000 askerinin IŞİD kuşatması sırasında Musul’da olması gerekiyormuş.  Oysa, gerçek durum kağıt üzerinde bu olması gerekene tekabül etmiyor.  IŞİD yaklaşık 1300 civarında militanı ile Musul’a saldırdığında şehirdeki Irak ordusunun en fazla 10000 askeri var. Onların da, başta generaller olmak üzere, üniformalarını bırakıp kaçtıklarını biliyoruz. Peki, diğerleri? Olması gereken, ama olmayan askerler?

Cockburn’un bu “yeni” ordunun yapısı ile ilgili söyledikleri gerçekten çarpıcı ve yukarıdaki durumu da anlamamızı sağlıyor. Ordu, post-ABD Irak’ında aslında tam anlamıyla bir gelir sağlama ve yatırım aracına dönüşmüş. Sıradan askerlere Irak koşullarında hatırı sayılır bir maaş veriliyor. Subayların ve generallerin kurduğu mekanizma bu maaşın yarısına el koyuyormuş. Bir bakıma alan memnun, satan memnun. İşsiz Iraklı gençler kısmi gelir edinmiş, subay ve general takımı da altın yumurtlayan bir yatırım kaynağı bulmuş oluyorlar. “Yatırım” sözcüğü son derece yerinde, çünkü subay ve general konumları da rüşvete/fiyatlandırmaya tabi.  Sağlanan kazanç miktarı ve risk arttıkça –borsa misali—ilk yatırım, yani konumun kendisi de pahalılanıyor. Cockburn, 2009 yılında albaylığın fiyatının 20000 dolar olduğunu, IŞİD’in güçlenmesi ile birlikte, günümüzde 200000 dolara fırladığını, hatta generallerin fiyatının 2 milyon dolara kadar yükseldiğini belirtiyor.  Erbil’den Bağdat’a kamyonla taşınmanın fiyatı son 3 ayda 500 dolardan 10000 dolara çıktığına göre subay/general takımı için bu artış az bile!

Geçtiğimiz hafta, Tarık Ali, Telesur’daki programında Cockburn’a ABD’nin IŞİD hedeflerini bombalamaya başlamasının, koalisyonun kurulmasının vb. gelişmelerin muhtemel iç savaş ve/veya bölünme senaryolarını ne şekilde etkileyebileceğini sordu (http://multimedia.telesurtv.net/v/the-world-today-290573/). Cockburn bu soruya, hepimizin aklından geçen ama telaffuz etmek istemediği, oldukça kötümser bir cevap verdi: IŞİD, en azından yakın ve orta dönemde var olmaya devam edecek, bölge olmadık kesimlerin (İran ve ABD ve/veya ABD ve Esad) birlikte davranması ile yeni mevzilerin ve paylaşımların peşinde koşulduğu zor bir süreci ister istemez yaşayacaktır. Bölgenin nabzını elinde tutan usta gazeteci Cockburn’un gördüğü bu. Ayrıntılar, gerekçeler İslam Devleti’nün Yükselişi IŞİD ve Yeni Sünni Ayaklanması’nda.

(www.sendika.org, 28 Eylül 2014)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz