≡ Menu

“Halkın Dostları: Hayali Miras”(Selim Temo, Mesele, Sayı:10, 2007)

Mart 1970’de yayın hayatına başlayan Halkın Dostları (HD) dergisi, pek çok tartışmaya konu olmuştur. Hem HD’yi çıkaran isimler, hem de edebiyat kamuoyunun ara sıra gündeme getirdiği dergi, yayını sırasında yarattığı etki, edebiyat geleneklerine müdahalesi ya da ‘yeni’ ve farklı bir edebiyat anlayışıyla değil, sadece bir ‘fenomen’ olarak önemlidir. Bu fenomenleştirmede belirleyici olan öğelerin başında da derginin yetkinliği değil, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Murat Belge, Süreyya Berfe, Özkan Mert ve İsmet Özel gibi isimlerin her birinin kişisel ‘maceraları’ gelir.img715
 
HD’den önce çıkmaya başlayan pek çok dergi, edebiyat geleneklerine müdahale noktasında çok daha donanımlıydı. Bu noktada, Dönem dergisinin radikal eleştirisi, Yordam’ın ‘devrimci ve öncü olma’ vurguları ile Ataol Behramoğlu’nun da yazdığı Yeni Gerçek dergisini anmakta fayda var. Yeni Gerçek dergisinin 2. sayısında (Ekim 1967) yayınlanan ve en az HD’nin “Gerici Sanata Hücum” bildirisi kadar radikal olan “Yenigerçek Bildirisi”nde Behramoğlu gibi İsmet Özel’in de imzası bulunmaktadır. Bu dergilere Yeni Eylem, Papirüs ve Yeni Dergi de eklenebilir –ki HD’yi çıkaranların bu dergilerde edebi ürünleri ve yazıları yayınlanmıştır.
 
Bu yazıda başa, derginin çıkış sürecine gideceğiz. Nitekim dergiyle ilgili tartışmalarda en az sözü edilen konu bu süreç olmuştur. Sürecin es geçilmesi, derginin fenomenleştirilmesinin de şifresi gibidir. Böylelikle dergi, her fenomen gibi asli anlamının dışında bir yere yerleştirilmiş olur, öncesiz ve sonrasız addedilir. Derginin kamuoyuna duyurulması diye nitelenebilecek olan ve Ant dergisinin 2, 9 ve 16 Aralık 1969 tarihli sayılarında yayınlanan toplu söyleşiyi “Üç Ay Önce-Üç Ay Sonra” başlığı altında ele alacağız. İkinci bölümdeyse, her şeye karşın bir redd-i mirasa gitmeyen bileşenlerin değerlendirmeleri üzerinde duracak ve genel bir yoruma gideceğiz.
 
1) Üç Ay Önce-Üç Ay Sonra
 
İsmet Özel’in anlattığına göre, kendisi, Ataol Behramoğlu, Özkan Mert ve Süreyya Berfe, 1969 yılının son aylarında Kartal İşçi Birliği’nde düzenlenen ‘şiir ve gösteri gecesi’ne katılırlar. Ardından hep birlikte Ali Özgentürk’ün evine gidilir ve Osman S. Arolat’ın soruları eşliğinde bir söyleşi yapılır (Özel, “‘Politikada Emekliliği İtiraf…’”, 5-6). Ancak Ataol Behramoğlu’na göre HD, çok daha önce kendisi ve İsmet Özel tarafından planlanmıştır:
 
Halkın Dostları dergisi daha doğrusu bizi böyle bir dergiye ulaştıran fikir ben Trabzon’da, İsmet Sivas, Konya, Elazığ ve Muş’ta askerlik yaparken, birbirimize yazdığımız mektuplar sürecinde ortaya çıkmıştır. İsmet, benim onun şiirleri, onun da benim şiirlerim hakkında yazmayı ve ortak bir çıkış yapmamızı istemişti. Tabi ikimizin 1960’lı yıllardaki şiirleri arasında siyasi, politik ve etik paralellikler olmasaydı dergi olmazdı (Behramoğlu, “Çeyrek Asır Sonra…”, 4-5, özgün imlâ).
 
Ant dergisinde yayınlanan söyleşide, özellikle Ataol Behramoğlu’nun söyledikleriyle HD dergisinde yer alan “Gerici Sanata Hücum” adlı bildiri arasındaki paralellikler saymakla bitmez. Hatta cümleler bile hemen hemen hiç değiştirilmeden bildiriye taşınır. Aşağıda, söyleşide söylenenleri ‘bold’ olarak, bildiride eklenenleriyse ‘italik’le göstereceğiz:
 
Çünkü batı toplumları ise alabildiğine çıkmaz içindedir. Batı’nın başkaldırma biçimi bizimkinden ayrıdır. Ama Türkiye’de ise bu gün hedefler bellidir. Neye karşı, nasıl savaşılacağını ana hatlarıyla bilmekteyiz. Oysa batılı insan çıkmaz içindedir. Çünkü emperyalist bir devletin yurttaşıdır. Mücadelesi bir bakıma kendi kendisiyledir. Batılı bir Hipi bir ölçüde belki bağışlanabilir. Hattâ devrimci bile sayılabilir. Ama Türkiyeli Hipi gericidir. Son çözümlemede emperyalizmin aletidir. Bu paralelliği sanatta da kurabiliriz (Arolat, “Sanat Soruşturması I…”, 15, Halkın Dostları, “Gerici Sanata Hücum”, 1).
 
Yüksek bir edebî üslûptan yoksun olan bildiri, söyleşide sarf edilen sözlerin birebir yinelenmesidir, ancak iş bununla da kalmaz. Zira İsmet Özel’e göre, söyleşide söyledikleri de kendisi ve Behramoğlu tarafından redakte edilmemiştir. Yani, Ant’taki söyleşi spontan bir söyleşidir. Nitekim Özel, biraz daha ileri giderek HD’nin de hazırlıksız başlanan bir girişim olduğunu söylemektedir (Özel, “‘Politikada Emekliliğini İtiraf…’”, 6).
 
Ant dergisindeki söyleşide Türkiye’de iki tür edebiyat anlayışı olduğu belirlemesi yapılır. Bunlardan birincisi, sağcı-gerici edebiyat anlayışı ve sağcı-gerici edebiyatçılardır. İkinci gruptaysa, “gerici gibi görünmediği halde gerici olan” (Arolat, “Sanat Soruşturması I…”, 14) edebiyat anlayışı ve edebiyatçılar bulunur. İsmet Özel’in bildiriye de yansıyan bu sözleri, birinci gruptakileri “bugünün kuşakları üzerinde bir etkileri olmadığı” için hedef tahtasına koymaz. Dergide en çok vurgulanan hedef ikinci gruptakilerdir. Söyleşinin birinci bölümünde imâ edilen İkinci Yeni şairleri, üçüncü bölümde Özkan Mert tarafından isimleriyle zikredilir:
 
1950-1960 arası duyarlıklarını hâlâ sürdürmek istedikleri için Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya, İlhan Berk ve benzeri şairler bugün gerici bir sanat anlayışını temsil eder. Fazıl Hüsnü Dağlarca v.s. gibi sözde toplumcu şiir yazanlar da bizim mücadele edeceğimiz yanlış bir toplumculuk anlayışını temsil ediyorlar (“Sanat Soruşturması III…”, 14, özgün imlâ).
 
Anılan söyleşide İkinci Yeni şiirinin edebiyatın kendisinden çok toplum dinamiklerinin gelişmesiyle aşıldığı vurgusu yapılır. İşte bu heyecanlı dört gencin ve dergilerinin kendilerini yerleştirdikleri tarihsel ve toplumsal nokta tam da burasıdır. Toplumda bu gençlerin de fark ettiği bir değişim söz konusudur. İkinci Yeni şiiri, bu toplumsal ‘heyecan’ı taşıyacak, onu şiirle yeniden kitlelere yansıtacak bir ‘yüksek seslilik’ten yoksundur. Devrimci heyecan ancak yalın, sıradan militanlar ve işçilerin de anlayabileceği bir doğrudanlığı içermek zorundadır. Söyleşinin birinci bölümünde Behramoğlu’nun şu sözleri öne çıkar:
 
Şiirlerimizi gerektiği zaman mitinglerde de okuruz. Fakat mitinglerde okunsun diye şiir yazmayız. İşin düğüm noktası buradadır (Arolat, “Sanat Soruşturması I…”, 15).
 
İsmet Özel ise, ‘ajitasyon’dan ne anladığını şöyle açıklar:
 
– Devrimin öncü kesimlerini belli bir duyarlığa itmek,
– Onları duygularında terbiye etmek,
– Onları diri tutmak (Arolat, “Sanat Soruşturması II…” 14; bu cümleler de bildiriye taşınmıştır –S. T.).
 
Burada dergi bileşenlerinin sanatla politika arasına bir mesafe koymak ve aradaki mesafeyi kaldırmak gibi iki farklı tarzı aynı söyleşide, aynı şeyi savunuyormuş gibi sunmalarına dikkati çekmek ve ‘teori’yi yanlış bildiklerini söylemek gerekiyor. Bileşenlerin Sovyetik edebiyatı, en azından 1934’te toplanan Birinci Sovyet Yazarlar Kongresi’nde ‘iktidara getirilen’ Jdanovcu-Bruyusovcu resmi çizgiyi -bunca militanlıklarına karşın- bilmedikleri ortaya çıkıyor. 1930’ların başında yeniden kurulan Akademi, Lenin’in ünlü “Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı” makalesini Tendenzliteratur (partizan edebiyat) olarak formüle eder. Bileşenlerin kendilerine atfettikleri militanlıktan böylesi bir yönelime, yani anılan formülasyona uymaları beklenirdi. Ancak bileşenler daha birçok şeyi bilmeden yola çıkmışlardır.
 
Nitekim, ‘Halkın Dostları’ adının Lenin’in politik eylemini yanlış bulan bir grubun adı olduğu ortaya çıkınca, derginin adının “Halkın Yumrukları” olarak değiştirilmesi fikri öne çıkmaya başlar (Behramoğlu, Genç Bir Şairden…, 104). Ancak İsmet Özel, Halkın Dostları adıyla ‘anıları’ olduğunu ileri sürerek ad değiştirmeyi kabul etmez (106-109).
 
Bileşenlerin edebiyata doğrudan bir müdahalesinden söz edilebilir mi? Aynı paragrafta hem müdahaleden ve verili edebiyat ortamından kopmaktan, hem de orada bir kabulle karşılanmak arzusundan söz edilmesi, samimiyeti açıklıyor. Sanatla politik eylem arasına mesafe koymanın bir sebebi, bileşenlerin karşı çıktıkları edebiyat ortamında ‘görünme’ arzularına bağlanabilir. Burada en çelişkili tutumu İsmet Özel gösterir. 1967’de görünmek isterken, 1969’da devrime karışmak, ‘militan korolar’ın sözcüsü olmak ister. Osman Çutsay’ın da işaret ettiği gibi, İsmet Özel, 1967’de Behramoğlu’na gönderdiği bir mektupta şunları yazar: “Öte yandan üzerinde sekiz ay kafa yorduğum, Partizan’dan bu yana yazdığım şiirler arasında en önemli yeri kapladığına inandığım son şiirimin de çok okunan bir dergide yayımlanmasını isterim” (Çutsay 26, Behramoğlu, Genç Bir Şairden…, 50).
 
Bileşenlerin karşı çıktıkları edebiyat ortamıyla araları çok da sorunlu gözükmemektedir. Zira Nihat Behram’ın Yeni Dergi’yle, Behramoğlu ve Özel’inse Papirüs’le araları son derece iyidir. Hatta bu dergilere ‘intisap’ etmeleri bile söz konusudur (Cemal Süreya, 14-15).
 
Söyleşide ‘ılımlı’ ifadelere de rastlanır. Özellikle Behramoğlu tarafından kurulan ve bildiriye de aktarılan, “Biz eğer bugün toplumcuysak bu biraz da eskiden okuduğumuz yazarların bilinçlerimizde bıraktığı derin etkilerin sonucudur” (Arolat, “Sanat Soruşturması II…”, 14) cümlesi önemlidir. Bu söyleşide ‘örnek’ olarak iki yazar -Nâzım Hikmet ve Sabahattin Ali- gösterilir. ‘İki yazar’, bildiride, Nâzım Hikmet ve Ahmed Arif’e dönüşür. Bir temel ve kök arayışını en çok, belki de sadece Behramoğlu’nda görürüz. Diğer bileşenlerin kök ve temel arayışları zayıftır ya da belli bir sisteme dayanmaz. Edebiyat tarihinin her döneminde rastlanan bir tür ‘genç şair hücumu’ olarak tanımlanabilecek çıkış, kendinden önce ya da sonraki herhangi bir hücum kadar bile hazırlıklı ve donanımlı değildir. Sonrası bir tarafa, kendi döneminde bile bir etkisinden söz etmek güçtür. Nitekim derginin bütün gürültüsü, Emin Özdemir ve Cemal Süreya’nın ‘ayın dergileri’ gibi değini yazılarında belli bir hoşgörüyle karşılanır. Kimse bu gençler karşısında kendi köşesine kaçmış, saklanmış değildir. 
 
Yakından bakıldığında, HD dergisini çıkaran isimlerin sahip oldukları en yeterli şeyin heyecan olduğu görülecektir. Teorik donanımları son derece zayıftır, ancak sezgileri güçlüdür ve her biri ‘çağının kahramanı’ olarak nitelenebilir. Yazılarında vulgar sanattan uzak, yalınkat bir toplumculuğa karşı olduklarını söyleseler de, dergide yer verilen edebî ürünlerin pek azı vasatın üzerine çıkar. Birinci sayının birinci sayfasından verilen “Gerici Sanata Hücum” bildirisinde bile imlâ hataları, birbirini çürüten belirlemeler yer alır. Bu bildiri, yeni ve farklı bir sanat anlayışını öngörmekten çok, sanatçıya düşen görevler, sanatçının devrim sürecindeki konumu, sanatçının kitlelerle ilişkisi gibi noktalara odaklanır. Bu ise, poetik bir karşı çıkış değil, politik alandan üretilen bir karşı çıkış anlamına gelebilir.
 
Böylesi bir çıkıştan beklenen, mevcut olandan farklı bir sanat anlayışını taşıması ve buna yönelik ürünlere yer vermesidir. Behramoğlu’nun, yirmi beş yıl sonra dikkati çektiği ‘yalınkat olmama’ vurgusu, derginin ilk sayılarında da yine kendisi tarafından aynı nitelemelerle belirtilir. Ancak dergide yayınlanan kimi şiirler için ‘yalınkat’ sıfatı bile övgü yerine geçecektir. Özkan Mert’in* 5. sayıda yayınlanan uzunca şiirinden şu bölüm gibi (Mert, “Kırlangıçlar, Kırlangıçlar”, 3):
 
Ne mahpushane acısı
Ne yâr sızısı
Gelir geçer hepsi de
Lâkin bugün değil
Yarın değilse bile
Salacağız bir haberi
Yakında dünyaya 
 
Buna benzer şiirler, 70’li yılların sonuna doğru iyice vulgar bir çizgiye kayan ‘toplumcu’ şiirlerin bile düzeyine çıkamaz. İsmet Özel’in “Halkın Dostları’nda bizim şiirimiz de dahil olmak üzere en iyi ürünlerimiz yer almamıştır” (Behramoğlu, “Çeyrek Asır Sonra…”, 5) belirlemesi bu bakımdan yerindedir. Bu yalınkatlığı, İkinci Yeni şiirinin, bileşenlerce kapalı, mistik, dolaylı diye nitelendirilmesine poetik bir karşılık olarak anlamak da mümkündür, yani ‘açık’, ‘dünyevî’, ‘doğrudan’. 
 
Her ne kadar yıllar sonra yaptıkları değerlendirmelerde İkinci Yeni’ye karşı çıkışlarının ‘manasızlığı’nı dile getirseler de, bir bütün olarak HD’nin hedef tahtasında İkinci Yeni şairleri yer alır. Bu şairlerden hiçbiri, sanat-politika-toplum ilişkisi üzerine söyledikleri nedeniyle taarruzdan masun kalmazlar. “Hayat tarafından eskitilen”, “gerici gibi görünmediği halde gerici olan” (HalkınDostları, “Gerici Sanata Hücum”, 1) gibi cümlelerle imâ edilen İkinci Yeni şairleri hakkında, yine birinci sayıda İsmet Özel’in kaleminden son derece sert, mahkûm edici yargılar taşıyan bir yazı yayımlanmıştır (Özel, “Tanrı Mezarını Isıtsın”, 7).
 
İsmet Özel, yazısına İkinci Yeni şiirinin ‘nedensiz’ biçimde ortaya çıktığını yazarak başlar. Ancak hele de Marksizmin toplumsal bir olgunun nedensiz olduğunu ileri sürmesi mümkün değildir. Birkaç cümle sonra Asım Bezirci’nin, İkinci Yeni’nin Demokrat Parti iktidarı sırasında uyguladığı ‘baskının bir sonucu’ olduğuna yönelik ‘belirlemesi’, yani bir ‘neden’ zikredilir. Yazı birbirini çürüten böylesi düşüncelerle ilerler. Bunun yanında, yazıdaki yerlilik vurgusu önemlidir. Özel, yıllar sonra dergideki tek ‘yerlici’nin kendisi olduğunu söylese de (Behramoğlu, “Çeyrek Asır Sonra…”, 7) bu doğru değildir. Edebiyatta ‘saf’ değilse de -ki Özel’in de böylesi bir tutumu söz konusu değildir- Batı edebiyat akımlarıyla mesafenin korunması üzerinden bir yerlilik vurgusuna hemen her zaman yer verilmiştir ve bu noktada öne çıkan kalem, yine Ataol Behramoğlu’dur:
 
‘Ulusal edebiyat’ sorununa ancak Marksist açıdan bakılırsa hem Osmanlıcıların, Hem Kemalist-Batıcı bir tavırla gelenlerin yanlışları görülebilir ve bu konuda en tutarlı yorum getirilebilir [Lenin’in, ulusal edebiyatın sosyalist kültürün kimi nüvelerini de taşıdığına yönelik sözlerini alıntılayarak ve buna dayanarak şöyle devam ediyor –S.T.]: Biz edebiyatımızın geleneksel-yerel bir yönde gelişmesini tartışırken, işte bu görüş açısını göz önünde bulunduruyoruz. Gerek Osmanlı dönemi, gerekse Cumhuriyet dönemi edebiyatlarımıza sınıfsal açıdan ve devrimci bir bilinçle yaklaşıyoruz. Geleneksellik ya da yerelliği, bir eskiye dönüş hareketi olarak değil, tam tersine, yeninin yaratılmasında eskinin olumlu yanlarından yararlanmak biçiminde anlıyoruz (Behramoğlu, “‘Ulusal Edebiyatımız’ Nedir?”, 2).
 
HD dergisi bileşenleri içinde kafasında bir ‘proje’ -ki bu devrimdir- taşıyan tek isim Ataol Behramoğlu’dur. Özel’in ise teorik donanımı son derece zayıftır. Nitekim adı geçen yazısında kalemine felsefî taklalar attırırken açık yanlışlıklara düşer: “Adı anılan şairler ve benzerlerince bir zaman varlığı yadsınmış, ama edebiyatta halkın dostları ortaya çıkınca aynı kimselerce sahip çıkılmış olan İkinci Yeni şiir akımı ve bunun hikâyedeki uzantısı edebiyatımız için bir yüzkarası değildir” (“Tanrı Mezarını Isıtsın”, 7, özgün imlâ). Yazı boyunca bir ‘akım’, bir ‘akım değil’ denen İkinci Yeni’ye yönelik bu yadsıyıcı tavır, hiç yeri değilken HD’nin önemine odaklanır. Bu kırık dökük donanımla bile, bugün gerçekleşen bir şeyin geçmişi etkilediği ileri sürülemez! 
 
HD, Türk ve dünya edebiyatının içinden birtakım kökler arasa da, Behramoğlu’nun yukarıdaki vurgusunu dışarıda tutarsak, kendini öncesiz ilan edecek kadar geçmiş vurgusundan yoksundur. ‘40 kuşağı hemen hemen hiç vurgulanmaz. Bunun nedenini de derginin toplumsal-politik duruma yönelik çözümlemesinde bulmak mümkündür. Buna göre, 1960 Anayasası ‘kısmî özgürlükler’ tanımış, sosyalist solun önü açılmış, kitlelerde bir bilinç oluşmuştur. O halde bunun sanatı da ‘40 kuşağının şiiri olamaz: “1960 hareketi, dolaylı da olsa Türkiye’nin önüne bir devrimci perspektiv açmıştır. Türkiye sanatına egemen olan pasifist tutum büyük bir darbe yedi. Yeni, devrimci bir edebiyatın doğmasına yol açacak düşünce tohumları atıldı ve böyle bir edebiyat yeşermeye başladı” (Behramoğlu, “Umutsuzluk Pusuda”, 1, özgün imlâ).
 
Dergide yayınlanan hemen hemen her yazıda, bu temel çözümlemenin gölgesini hissetmek mümkündür. Ancak politik görüşleri açısından belli bazı ortaklıklar taşıyan bileşenler arasında çok geçmeden ayrılıklar baş göstermeye başlar. Behramoğlu-Özel mektuplaşmalarına yansıyan çalkantılar, Nihat Behram’ın 13. sayıdan itibaren dergideki etkinliğinin artmasıyla sonuçlanır. Dergiye yönelik baskılar, maddi sorunlar, Murat Belge, Haluk Şahin ve Behramoğlu gibi yazarların yurtdışında olmaları, derginin İstanbul’da basılmaya başlaması gibi nedenlerle farklı bir sürece girilmiş olur. Derginin hedef kitlesi olan militanlara ulaşamadığı itiraf edilir. Nihat Behram’ın buna yönelik yazısı, amaç ve gerçek arasındaki uçurumu göstermesi açısından önemlidir:
 
Marksizm “kültür aşamasından geçmeyen kişinin, politik aşamada bir varlık olamayacağını” söylüyor [….] Devrimci militan kültür sürecinden geçmelidir. Çünkü kitleleri devrimci anlayışla etkileyecek olan devrimci militandır. İşte devrimci sanatın önemli bir özelliği çıkıyor ortaya: kaynaklarından devrimci militanı beslemek. Sanatın işlevinde genel tanım söz konusu olunca: sanat hayatın devrimci gelişiminde insanlığın bütününe yöneliktir (Behram, 2-3, özgün imlâ).
 
Ancak her şeye rağmen bileşenlerin umudu kırılmaz. Umudu kırılan tek kişi İsmet Özel’dir. Süreya Berfe’nin “ben zaten orada çok kısa süre bulundum” şeklindeki savunması da (Kurtuluş, 4) benzeri bir umut kırıklığına bağlanamaz. Çünkü o, orada, içeride ve içinde değildir. Yani, Berfe’nin bu çıkıştaki önemi azdır zaten. Bugünden bakıp kendini, o zaman, ‘onlar’a göre daha az solda görmesi de doğru sayılmaz. Çünkü HD’nin 15. sayısındaki yazısı derginin en ‘sekter’ yazılarından biridir (Berfe, 27-29).
 
Bütün bunlara karşın HD dergisi, hedeflediği gibi militan kitlelerin içine doğru değil (aboneleri arasında belli başlı devrimci gençlik önderleri bulunsa da), edebiyatın içine doğru yönelir. Gerçekten de HD, ister entelektüel şiddet, isterse düşünsel tedhiş densin, edebiyat ortamında sertliğiyle, kabalığı ve sekterliğiyle söz konusu edilebilir. 1960’lı yıllardan itibaren sınıf savaşı söylemi, ‘iktidar’ olmaya başlamıştır. Dergi bu sürecin ürünü sayılabilir, ama asla nedeni sayılamaz. Nitekim İkinci Yeni şairleri en politik şiirlerini 1970’li yıllarda yazacaklardır. Buna rağmen derginin bileşenleri, söz konusu değişimi kendi hanelerine yazarlar:
 
Halkın Dostları’nın birincil görevi sağlıklı bir sanat ve düşünce gelişimine hizmet etmektir. Bu sağlıklı gelişim edebiyat alanındaki aldatmacaları teşhirle, Marksizmin çarpıtılmasını önlemekle sağlanabilir ancak.
 
Durum ortada: Halkın Dostları’nın yayın alanına girmesiyle birçok yazar ve edebiyatçının tutumu belirginleşti. Dergimiz kendi yerini belirlemekle gerek yandaşlarının gerekse karşısındakilerin yerini işaret etmiş oldu (Halkın Dostları, “Elinizdeki Dergi”, 3, özgün imlâ).
 
HD dergisi, Türkiye’de Kürt Şiiri’ne yer veren ilk dergi olması itibariyle önemlidir. Ataol Behramoğlu’nun Rusça üzerinden yaptığı çeviriler, 1990’lı yıllara kadar tekrarlanmayan bir tavır olarak kaydedilmelidir. Behramoğlu, İsmet Özel’e çevirileri gönderirken yazdığı mektupta, Yön’ün Nâzım Hikmet’i yayınlarkenki tavrını örnek olarak gösterir ve Yön’ün ‘meşrulaştırma’sına benzer bir tavır önerir. Behramoğlu, sansüre takılmamak için kimi ‘düzeltmeler’ yapar. Ona göre, bu konuyu normalleştirmek, bu tabuyu, deyim yerindeyse alıştıra alıştıra kırmak gerekmektedir. Özel’in bu konuda ne düşündüğünü bilmiyoruz. Çünkü Behramoğlu’na bu konuda yazdığı bir mektup ya yok, ya da söz konusu kitapta yer almıyor.
 
Ataol Behramoğlu, Kürt şairlerindeki ‘millî’ duyarlık karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Bu şairlerin sözgelimi Şeyh Said’e yaklaşımları ile Kemalizmin etkisindeki radikal solun yaklaşımları birbirine taban tabana zıttır. Behramoğlu bu tutumu anlamaya çalışır ve bu konudaki düşüncelerini Özel’le paylaşır. Bu samimi ve enternasyonalist ilginin Özel cephesindeki karşılığını da bilemiyoruz. Behramoğlu’nun Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar kitabının 122-123, 137, 143 ve 151. sayfalarında yer verilen Kürt şiiri ve siyasetine yönelik ilgisine de Özel’in yazdığı cevaplar bilinmiyor. Özel, “Çağdaş K. şiirinden çevireyim mi biraz?” (Behramoğlu, Genç Bir Şairden…, 151, özgün imlâ) sorusuna bile cevap vermemiş ya da cevap söz konusu kitaba alınmamıştır. Behramoğlu’nun çevirileri, Rusça üzerinden yapılmasına karşın son derece başarılı çevirilerdir. Birkaç beyitlik bu çevirilerde kafiye düzeni korunur ve hece sayısı gözetilerek bir iç-ahenk sağlanır. Bu çeviriler, aynı zamanda Behramoğlu’nun klasik şiiri bildiğini gösterir özellikler barındırmaktadır.
 
HD dergisi Eylül 1971’de, sıkıyönetimce kapatılır. Toplam 18 sayı çıkan derginin son sayıları başlangıçtaki heyecandan uzak sayılardır. Son sayıda Rafael Alberti’den çeviriler, Bekir Yıldız ve Aziz Nesin’den birer öykü ile Murat Belge’nin Necatigil yazısı dışında pek bir şey yoktur. Ayrıca “Sabahattin Ali Hikâye Ödülü” verileceği duyurulmuş, ancak kapanma nedeniyle bu ‘yarışma’ gerçekleşmemiştir. Buna karşın, dergi kapatılmasa bile en fazla bir iki sayı daha çıkacak kadar enerji taşımaktadır.
 
HD’nin bıraktığı yerden Militan dergisi devam eder (Ocak 1975). Ad olarak daha ‘keskin’ olan bu vâris, içerik, boyut, hacim gibi açılardan birinci dergiden çok daha ileridedir. Bu kez farklı imzalara yer verilmekte, sanat ile politika arasındaki ilişki daha kararlı, ama daha ihtiyatlı biçimde ele alınmaktadır. Militan daha birinci sayısında vârisliğini ilan eder, ancak bu sefer kadroda İsmet Özel yoktur:
 
Militan uzun bir hazırlık döneminden sonra çıkmaya başlıyor. Bir bakıma, HALKIN DOSTLARI dergisinin sıkıyönetimce kapatıldığı Eylül 1971 tarihine kadar uzanıyor bu hazırlık dönemi […] Dönemin biçimci, kaçak, küçük burjuva edebiyat akımlarına karşı bu derginin “gerici sanata hücum” sloganıyla başlattığı kavga, 12 Mart sonrasında daha bir kesinlik ve anlam kazanmış, HALKIN DOSTLARI bütün bir devrimci kuşağın, en geniş sayıda edebiyat okuyucusunun özlemlerini yansıtan bir sanat-kültür dergisi olmuştu. MİLİTAN, HALKIN DOSTLARI’nın yürüttüğü kavgayı, yaşanan bunca şeyin ardından, daha net, daha kesin ve bu kez gücünün çok daha bilincinde sürdürmek üzere çıkıyor (Militan 3, özgün vurgu).
 
Militan bu mirası sahiplenmekle birlikte, yeniden İkinci Yeni tartışmasına girmez. Çünkü HD’nin çıktığı dönemde bile sorunun İkinci Yeni olmadığı ortadadır. Bununla birlikte “kendini özellikle de anlatıda var etmeye başlayan küçük burjuva sanat akımları” hedef tahtasına yerleştirilir. Bunun yanında toplumcu edebiyatın vulgarize olması da eleştirilir. Militan, HD’nin izinden gitmesine karşın onun kusurlarını düzelten bir dergi olmuştur. Hemen her sayıda karşımıza iyi yazılar, iyi ürünler, iyi çeviriler, iyi söyleşiler çıkar. Militan’ın bütün sekterliğine karşın HD’yi sahiplenmesi, yalnızca dönemin politik koşullarının sonucu değildir. Artık karşı uçlarda olsalar da, bileşenlerden hiçbiri bir redd-i mirasa gitmemektedir. Bunun nedenini de, her fenomen gibi kendisinden başka her şeye benzetilen HD’yle ilgili olarak yaratılan ‘hava’ya bağlamak mümkündür.
 
2) Miras İşlemleri
 
Akif Kurtuluş’un Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Murat Belge, İsmet Özel ve Cemal Süreya gibi isimlerle yaptığı söyleşilerde paylaşılan kanı, HD’nin Türk edebiyatı tarihinde başka hiçbir dergiye nasip olmayan özellikler taşıması şeklindedir. Pekiyi ama bu doğru mudur? Nihat Behram’ı dışarıda tutarsak, bu dergi hangi yeni şairin-yazarın ortaya çıkmasını, adını belirgin kılmasını sağlamıştır? Türk edebiyatının hangi sorununa parmak basmıştır? Çözülememiş hangi sorunu çözmüş, hangi sorun üstüne kafa yormuştur? Yayınladığı hangi ciddi yazıyla referans gösterilir?** Hangi önemli eleştirmeni açığa çıkarmıştır? Bu sorularla bakıldığında HD’nin herhangi bir dergi kadar bile önemli olmadığı ortaya çıkar.
 
Söyleyegeldiğimiz gibi, bileşenlerin ‘macerası’, ‘fenomen’i besler niteliktedir. Burada özellikle İsmet Özel’in İslâmcılığını anmak gerekiyor. Her şeye karşın İsmet Özel, ‘seçimleri’yle kabul edilegelmiştir.*** Bu öyle bir kabuldür ki, Behramoğlu, bugüne kadar yazdığı en uzun yazılardan birini İsmet Özel’le ilgili olarak, üstelik Özel hidayete erip ‘siperler’i terk ettikten hemen sonra ve yine üstelik Militan’da yayımlamıştır. Behramoğlu, toplumun ak ve kara diye iki kampa bölündüğü bir dönemde, “ilerici gibi görünüp gerici olan” değil, bizzat “gerici görünüp gerici olan” Özel’e yönelik kabulü başlatan isimdir aynı zamanda:
 
İsmet Özel üzerine yazmak uzun zamandır tasarladığım bir şeydi. Özellikle ikinci kitabı “Evet İsyan” yayınlandıktan sonra, bu kitabın şiirimize getirdiklerini anlatmayı deneyen bir yazı yazmak istiyordum [….] İsmet Özel olgusu, ister istemez tartışılacak, tartışılması gereken bir konu. Kendisiyle arkadaşlığımız, birlikte yürüttüğümüz (ve önemine inancımı yitirmediğim) kavga, şiirine duyduğum sevgi, bu konuda bir girişimde bulunmamı zorunlu kılıyor (Behramoğlu, “İsmet Özel Üzerine”, 8).
 
Öte yandan İsmet Özel, bütün tövbekârlığına karşın HD’ye yönelik bir redd-i miras için işlemleri başlatmaz. Derginin bugün de çıkarılması gerektiğini söyler, ancak bu sefer zeminin rengi kızıl değil, yeşil olmalıdır (Behramoğlu, “‘Çeyrek Asır Sonra…”, 5). Yine İsmet Özel, HD’nin ‘doğru anda’ müdahale ettiği edebiyatı sola doğru yönlendirmeyi amaçladığını da ifade ediyor. Gerçekten de bakıldığında, bu az yapraklı dergi, arkasında bir devrimci kitle, önündeyse bir devrimi farz etmiştir, diyebiliriz. Bu yüzden dergide yılgınlık, sürece ve gerçekliğe uzaklık gibi bir psikoloji olmadığı gibi, bir göreve sahip olduğunu duyurma tavrı öne çıkar. Önemi de biraz burada ortaya çıkıyor gibidir, yani cevap vermediği sorular sorma, en azından soru üretme ve değişimin penceresinden bakma:
 
1970’lere gelirken Halkın Dostları’nın çok net anladığı, bugünkü edebiyat ortamının hâlâ anlayamadığı gerçek şudur: O günün insanı ne 1930’ların Kemalist estetiği, ne bu estetiğin türevi olan 40 gerçekçiliği, ne de 50’lerin marazi romantizmi ile anlatılabilirdi. 1965’ten sonra bir önceki şairlerin ‘kapalılığı’na karşı çıkmak pek zor olmasa gerek. Bunu, hemen herkes yaptı. Halkın Dostları’nın katkısı ‘40 toplumcularına mesafeyle yaklaşıp Türk şiirinin ‘50’lerin ortalarında denediğinden yola çıkarak yeni bir kapıyı zorlayışlarıdır (Kurtuluş, 2).
 
Ancak bu, edebiyat alanı kadar politik alanla da ilgilidir. Yani, bu dergi, eski estetik beğenilerin kendi günü için yeterli olamayacağını seziyordu. Ama bunun edebî anlamda cevabını aramaktan çok, kendini bir ‘sanat politikası’yla ortaya sürüyordu. Akif Kurtuluş’un, derginin “yerli yerine oturmamış teorisiyle değil, pratiğiyle politika” olduğuna yönelik değerlendirmesi yerindedir (3). HD, toplumsal dinamikler ve onların değişim anıyla buluştuğu için önemlidir. Yukarıda sözü edilen ve benzer bir çizgi izleyen dergilerin önüne geçmesinde ya da bu dergilerin önünde sayılmasında, onu çıkaran isimlerin edebiyatta o gün de önemli bir yerde durmaları bir etkendir mutlaka.
 
Tekrar etmek gerekirse, dergi, hiçbir edebî-estetik soruna dikkat çekici bir yorum getirmediği gibi, herhangi bir soruya cevap da vermemiştir. Eğer fenomeni bileşenlerden birinin anomalisi yerine, bileşenlerden birinin edebî macerası üzerinden ‘büyütmek’ gerekecekse, bu kişi Ataol Behramoğlu olmalıdır. Çünkü Bir Ermeni General ve Bir Gün Mutlaka gibi kitapların yaratıcısı olan Behramoğlu, aynı zamanda derginin en çok okuyan ve teorik donanımı en güçlü genç şairidir. Yine Behramoğlu, Kürt Şiiri’nden çeviriler yaparak Türk edebiyatı tarihine geçecek bir işe imza atmıştır. Belki de en çarpıcı olan şey, onun devrimin hizmetine soktuğu şiirini devrime kurban etmesi/vermesidir. Behramoğlu, bir daha asla bu yetkinlikte şiirler yazamamıştır.
 
 
DİPNOTLAR
*) Tuhaftır; söz konusu topluluğun en radikal isimlerinden olan Özkan Mert’in Van Gölü Savunması (1997) adlı kitabı, Gölcük Lions Kulübü tarafından yayımlanmıştır.
**) Bileşenlerin değil ama Murat Belge, Bedrettin Cömert ve Abdullah Özkan’ın önemli yazılarını unutmuyoruz.
***) Özel’in her türlü anomalisi ‘İsmet Özel Fenomeni’ni besleyen bir şey olur çıkar. Sivas Katliamı, kadınlar ve Kürt Sorunu’yla ilgili söylediği en ipe sapa gelmez, faşizan sözler bile, bir anda yüksek bir düşüncenin nesnesi hâline getirilir.
 
 
 
KAYNAKÇA
Arolat, Osman S., “Sanat Soruşturması I: Devrimci Genç Şairler Savaş Açıyor”, Ant 153 (2 Aralık 1969), s. 14-15.
———, “Sanat Soruşturması II: ‘Bir Toplumun Varlığı Sanatıyla Belirginleşir’”, Ant 154 (9 Aralık 1969), s. 14-15.
———, “Sanat Soruşturması III: ‘Halkımızın Değerlerini Yaşatmak, Yaymak, Yüceltmek Dileğindeyiz’”, Ant 155 (16 Aralık 1969), s. 14-15.
Behram, Nihat, “‘Devrimci Sanat’ Sloganı”, Halkın Dostları, 17 (Ağustos 1971), s. 2-3.
Behramoğlu, Ataol, “İsmet Özel Üzerine”, Militan 11 (Kasım 1975), s. 8-43.
———, “‘Ulusal Edebiyatımız’ Nedir?”. Halkın Dostları, 7 (Eylül 1970), s. 1-3.
———, “Umutsuzluk Pusuda”. Halkın Dostları, 2 (Nisan 1970), s. 1-2.
———,  ve İsmet Özel, “‘Çeyrek Asır Sonra Halkın Dostları’ bir arada…”, Düşler, 10 (Mayıs-Haziran 1995), s. 4-7. 
———, ve İsmet Özel, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar,. İstanbul, Oğlak Yayıncılık, 1995.
Berfe, Süreyya, “Anadolu ve Bizans”, Halkın Dostları, 15 (Haziran 1971), s. 27-29.
Cemal Süreya, “‘Mavi Birşey Değildir, Halkın Dostları Birşeydir”, söyleşiyi yapan: Akif Kurtuluş, Edebiyat Dostları, 7 (Kasım 1987), s. 14-16. 
Çutsay, Osman, 1960’larda Şairin Genç Bir Adam Olarak Portresi: İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu, Ankara: YGS Yayınları, 1997.
Halkın Dostları, “Elinizdeki Dergi”, Halkın Dostları, 13 (Nisan 1970), s. 2-3.
———, “Gerici Sanata Hücum”, Halkın Dostları, 1 (Mart 1970), s. 1.
Kurtuluş, Akif, “Böyle Bir Sonu Haketmemişti”, Edebiyat Dostları, 7 (Kasım 1987), s. 2-4.
Mert, Özkan, “Kırlangıçlar, Kırlangıçlar”, Halkın Dostları, 5 (Temmuz 1970), s. 3.
Militan, “Çıkarken”, Militan, 1 (Ocak 1975), s. 3-4.
Özel, İsmet, “Tanrı Mezarını Isıtsın”, Halkın Dostları, 1 (Mart 1970), s. 7.
Özel, İsmet, “‘Politikada Emekliliği İtiraf Edemeyince…’”, söyleşiyi yapan: Akif Kurtuluş, Edebiyat Dostları, 7 (Kasım 1987), s. 5-8.