≡ Menu

“Gezi’nin Ufkundan Gezi’yi Tartışmak” (Diyar Saraçoğlu)

Gezi’nın birinci yılını doldurduğu günlerdeyiz. Bu bir yıl, bir yandan hareketin iniş ve çıkışlarının olduğu bir dalgalanmalar silsilesine tanıklık ederken bir yandan da isyanı anlamaya ve/veya açıklamaya yönelik çok sayıda tartışmaya zemin sağladı; dolayısıyla bu tartışmaları barındıran çok sayıda metni, kitabı okuma fırsatımız oldu. Özellikle ilk üretimlerin büyük bir kısmı yaşanan Olay’ı çok hızlı bir şekilde açıklamaya çalışırken “önce ben söyledim” yarışını kazanmak için oldukça yüzeysel yorumlar yapmaktan çekinmedi. Neyse ki az sayıdaki serinkanlı çalışma bu tuzağa düşmeyip daha elle tutulur yorumlar yaptı.

450) gezinin ufkundan sukru argin

Aradan bir yıla yakın zamanın geçmesi yeni çalışmalarla ilgili beklentileri de arttırdı haliyle.  Gezi’nin ilk günlerindeki “üç ay sonra ne olacak kestiremiyoruz”u zamansal olarak aştık. Berkin’i ve Soma’da çok sayıda canımızı kaybettik. Daha birkaç gün önce de Ok Meydanı’nda 2 kişinin canı  polis eliyle alındı. Böyle bir dönemde yazılan, çizilen, yayınlanan her metnin önemi ve doğal olarak omzundaki yük de arttı. Şimdi bu öz-uyarıyı da dikkate alarak Şükrü Argın‘ın yazdığı, Agora Kitaplığı’ndan yeni çıkan kitabı Gezi’nin Ufkundan: Liberal Demokrasinin Krizi, Kamusallık ve Sol ile ilgili konuşalım.

Gezi’nin önümüze -fiilen olmasa da potansiyel olarak- açtığı yepyeni ve bir hayli aydınlık, ancak elbette aynı zamanda -kelimenin her iki anlamıyla- ‘göz kamaştırıcı’ bir ufuk olduğunu; dolayısıyla, söz konusu ‘olay’a kendi perspektifimizden bakmak yerine, öncelikle kendimize, sonra da etrafımıza bu ‘olay’ın açtığı ufuktan bakmanın daha doğru ve daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Kısacası, dizginlerini ele geçirip ‘olay’ı teskin etmeye ya da yönlendirmeye çalışmak yerine, kendimizi ‘olay’a teslim etmekten, bizatihi ‘olay’ın perspektifine yerleşmekten, talip olmaktan söz ediyorum.”

Öyle sanıyorum ki kitaptan alınan yukarıdaki paragraf, Argın‘ın ortaya koymaya çalıştığının, tartışmanın tam da özü. Gezi’yi sürekli elimizdeki temel kaynaklardan ve dünyada son dönemde ortaya çıkan ayaklanmalardan referanslarla açıklama çabamıza bir karşı duruş, bir başkaldırı Argın‘ın temel “meselesi”. Kuşkusuz kitabında o da birçok referansa ve başucu kaynağına başvuruyor ama temel fark ilişkiyi kurma biçimi. Yani Argın Gezi’nin Ufku’ndan Gezi’yi ve dışarıyı anlamaya çalışıyor. Bu da Gezi’yi anlama gayretimizde yeni bir arayışın cisimleşmiş hali.

Gezi ile ilgili alışageldiğimiz tartışmalarına aksine Argın Gezi’ye dair konumlanışlarla yola çıkmış -ki iyi de olmuş. Bu anlamda oldukça yaygın olan bulanıklıkların giderilmeye çalışılması (bazı indirgemeler yapma tehlikesini içerse de) önemli. Gezi’ye dair konumlanışların açıklanma çabası ise failler, fiiller ve de algılara dair yorumları zorunlu kılıyor. Fail-fiil-algı sıralamasıyla açıklarsak Gezi’deki konumlanışlar tepkisel özne-inkar-komplo, müphem özne-perdeleme-skandal ve sadık özne-katılım-olay şeklinde cereyan buluyor. Burada tepkisel özne iktidarı ve çevresini, müphem özne Kürt Hareketi ile “yetmez ama evetçileri”, sadık özne ise Gezi eylemcilerini konumlandırmak için tercih ediliyor. Kürt Hareketi’nin kararsız tutumu ile ilgili yerinde ve haklı açıklamalar yapılırken liberal demokrasi ile deyim yerindeyse hesaplaşmayı (kendisi müzakere diyor) da isteyen yazarın “yetmez ama evetçiler” ile olan muhasebesi oldukça yerinde oluyor. Badiou’nun Olay‘ı açıklamada belirsizliklerden ve dolayısıyla müphemlikten hoşlanmadığı vurgusunu takip edince de müphem öznenin bulanıklaştırması (perdeleme) ile tepkisel öznenin inkarı arasındaki ince çizginin de kaybolduğu ve aynı politik stratejinin “iki temel çehresi” oldukları ortaya çıkıyor. Bu da eylemlerin ilk birkaç gününden sonra eylemcileri dizginlemeye çalışan, eylemin ardık miadını doldurduğunu söyleyen liberallerin dilinde ve kaleminde vücut buluyordu hatırlarsanız.

Gezi’nin öznesinin kim olduğu sorusuna verilen türlü yanıtların (işçi sınıfı, prekarya, çokluk, halk) aksine Argın “müşterek kaderin ortak reddi”ne odaklanarak bir kamu tarifi yapıyor. Tabii bu tarif son dönemde başta Habermas’ın metinleri üzerinden yürüyen Internet (ve özellikle sosyal medya) merkezli kamu tartışmasından ziyade Hrant Dink’in ve Berkin Elvan’ın cenaze töreninde suretini göstermiş, nicelden ziyade niteli ifade eden, “kendi tikel çıkarlarının dar bakış açısından” kurtulan bireylerden oluşan, insanların fiillerinden dolayı mensubu olduğu, her yerde ve her zaman ancak yokluk olarak hissedebileceğimiz bir kamuyu açıklıyor. Bu yaklaşım Gezi’yi bir özne ile ilişkilendirme gayretlerini bir anlamda boşar çıkartırken öyle sanıyorum ki (birçok noktada tartışmaya yol açsa da) “Peki kamuyla ilişkilendiriyorsanız Gezi eylemcileri ve sözü geçen kamu nerede şimdi?” sorusu sorulduğunda oldukça işimize yarayacak bir tarif: Kamu doğal olarak herkesi kapsar ancak herkes doğal olarak kamunun mensubu değildir.

Şu an durduğumuz yerde artık daha soğukkanlı bakıp belki de tekrar eski coşkusuyla ortaya çıkacak isyana dair düşünmemiz, tartışmamız ve de yazmamız gerekiyor. Isınan havalar bir yandan kendi isyanımıza sahip çıkmamızı zorunlu kılarken bir yandan da Badiou’nun Olay’ını ve Olay’dan yola çıkarak yeni mücadele biçimlerini anlamamızı zorunlu kılıyor. Sayılı birkaç kitap ile birlikte Şükrü Argın‘ın Gezi’ye dair yeni önermeleri de içeren kitabının da bu zorlu anlarda yanımızda olacağından hiç şüphe yok.

Şimdi son sözü de kitabında Gezi’nin öfkesine ve neşesine de değinen Argın’a  verelim:

“Kederli Kafka, bir zamanlar kendisine, “Üzülme, her şey düzelecek,” diyen arkadaşına, “Her şey yeterince düzgün zaten,” demiş. Gezi’nin öfkeli ve neşeli ‘sadık özne’leri de, Badiou’nun ifadesiyle, “hak talebini isyana ve ‘düzenli geçiş’i tüm kopuşlara” tercih eden ‘müphem özne’lere aynısını söylerdi sanırım: Bizim bütün derdimiz ve kederimiz sizin o üzerine titrediğiniz şu iltizam, bu düzenle ilgili zaten. Ve şunu eklerlerdi: Bizim bütün öfkemizin sebebi, sizin ‘düzeniniz’. Neşemiz ise sizin asla görmek istemediğiniz, hiçbir zaman göremeyecek olduğunuz bambaşka bir alemden geliyor.”

(Diyar Saraçoğlu, Radikal Kitap, 18 Temmuz 2014)

 

Şükrü Argın‘ın kitabıyla ilgili diğer bir değerlendirme yazısı:

• “Gezi’nin Neşesi vs. Neo-Liberalizmin Yaydığı Keder” (Gün Zileli, www.gunzileli.com, 17 Haziran 2014)

 

Şükrü Argın‘ın Agora Kitaplığı’ndan çıkan diğer kitabı:

• Yaşlanan İnsanlık, Gençleşen Kapitalizm (söyleşi: Osman Akınhay, 2009)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz