≡ Menu

“Gelecek Mücadeleler İçin Geçmişten Dersler” (Mumia Ebu-Cemal)

Bu kısa konuşma 8 Ocak 2011’de Berlin’de, “Nasıl mücadele edeceğimizi öğreniyoruz” başlığı altında gerçekleşen 16. Rosa Luxemburg Konferansı’nda sunulmuştur. Konuşmanın ses kaydı için tıklayın.

Dostlarım! Nasılsınız! Haydi İleri!
Yürüyoruz! Bütün iktidar halka!

Kardeşlerim, yoldaşlarım,
Onun –Rosa’nın- mücadele ruhu, sarsılmaz direnci, baskıcı ya da işbirlikçi güçlere karşı ödünsüz mücadelesi bizlere yol göstermeye devam ediyor.
Kara Panter Partisi deneyimi hakkındaki kimi düşüncelerimi ve anılarımı, sizlerle paylaşma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum. (daha derin bir araştırma içine girmek isteyenlere, parti hakkında yazmış olduğum Biz Özgürlük İstiyoruz adlı kitabımı öneriyorum).

Parti, en başta bir gençlik yapılanmasıydı. Üyelerinin ortalama yaşı 19 civarındaydı. Lider kadrosu ise 20’li yaşlarının henüz başlarındaydı.
Anlayacağınız bir yandan öğrenmeye devam ediyorduk hâlâ.

Öğrenmeye açıktık, dünyanın dört bir yanından gelen yeni bilgilere açtık.
Marx’ı, Mao’yu, Guevara’yı, Nkrumah’ı okuyorduk.  Ve şimdi çoktan tarihe karışmış olan mücadelelerin tarihini. Okuduklarımızdan, öğrendiklerimizden hepsinin düşüncelerinden faydalandık.

Bu durum, bize, kendilerini nispeten kapalı bir ideolojik çerçeve içinde belirlemiş yapılar karşısında daha fazla hareket kabiliyeti sağladı.
Onlar, çoğu zaman nesnelliğin getirdiği yeni durumlara karşılık veremediler. Tıpkı fırtınanın içinde kalmış ve eğilemediği esneyemediği için devrilen dik, uzun ağaçlar gibiydiler.

Parti, devrimci amaçlarına ulaşamamasına rağmen, muadili birçok yapıdan daha uzun soluklu olmayı başardı. Çoğu eski kadrosu da halen çeşitli ilerici siyasi oluşumlarda aktif olarak yer alıyorlar.

Çok fazla katı olmak iyi bir şey değil elbette ama öte yandan çok fazla esneklik de öyle açıkçası.

Öte yandan samimiyetle, lafı dolandırmadan söylemek gerekir ki; parti, kurucusu Huey Newton’ı bütün kurallarından muaf tuttu. Bu yüzden örgütün üzerinde ve daha ötesinde hareketin ilerleyişine yönelik mühim ve zararlı etkileri olan davranışlarda bulundu.

Rosa da tıpkı Huey gibi gerçek bir entelektüeldi. Mektuplarında ve tabii ki makalelerinde sadece birinci sınıf bir aklı değil aynı zamanda kocaman bir yüreği de görürüz.

Hapishane hücrelerinde dahi devamlı çalışıyor, düşünüyor, hissediyor ve gelişiyordu.

İzninizle, Rosa’nın Breslau’dayken yazdığı bir mektuptan ufak bir parça okumak istiyorum sizlere. Savaştan, savaşın çirkinliğinden ama yine de onu sonsuza kadar daha iyi olana dönüştürebilme ihtimalinden bahsediyor. Şöyle demiş;
“Dünyanın içinden geçtiği dehşet dolu zamanlara rağmen şu geçip giden aylara, yıllara bakıp beraber geçirebileceğimiz keyif dolu anları kaçırmış olduğumuza nasıl da üzülüyorum. Biliyor musun Sonicka (mektup, Karl Liebknecht’in eşi Sonya’ya yazılmış) günbegün tanık olduğumuz, sınır tanımayan bunca alçaklık, bunca canavarlık her şeyi alt üst eder gibi gözüktükçe kendi bakış açım daha emin ve güvenli hale geliyor. Bir fırtına, bir sel baskını ya da bir güneş tutulması olarak ortaya çıkan kimi büyük doğa olaylarına manevi anlamlar yüklemenin ne kadar saçma olduğunu söylerim. Böyle konuları araştırma verileri, çalışma başlıkları olarak ele almalıyız sadece.”

Onun, böylesi ufku geniş, açık düşünme yöntemi birçok çağdaşının ötesinde bir görüş ve algıya sahip olmasına imkân tanırken aynı zamanda hepimizin, Rosa’dan öğreneceği çok şey var ve elbette ki yanlışlarıyla doğrularıyla bütün tarihimizden. Ancak bu şekilde mücadelemizi yükseltebilir, hareketimizin ufkunu, kapsamını, yaygınlığını genişletebiliriz.

O, olağanüstü bir öğretmendi.  Tıpkı Huey gibi, Eldridge ve D.C. gibi ve bütün enerjilerini Siyah Özgürlük Hareketi’ne adamış diğer kardeşlerimiz gibi.

Beni, burada Rosa Luxemburg Konferansı’nda dinlediğiniz, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Herkese çok teşekkürler.
8 Ocak 2011

Çeviri: Halil İnanç

Yazının alındığı yer web sitesi için bkz. http://www.antikapitalisteylem.org/makaledetay.php?&id=456