≡ Menu

Foti Benlisoy: “ODTÜ’den Sonra: Tepkiden Harekete”

ODTÜ saldırısının ardından öğrenci gençlik muhalefeti yıllardan beri hiç olmadığı kadar kamuoyunun gündemine girme ve sözünü kamuoyuna taşıma imkânı buldu. Uzun bir zaman sonra öğrenci muhalefeti üniversitedeki aktüel gücüyle orantısız bir söz söyleme ve meşruiyetini pekiştirme imkânı buldu.

benlisoy_turkiyenin_hizli_girdigi_top_ayaklarinda_kalmadi_h2440

 

Geçtiğimiz dönemde buna benzer bir durum, başbakanın Dolmabahçe’de üniversite rektörleriyle yapacağı toplantıyı protesto etmek isteyen öğrencilere polisin uyguladığı vahşi şiddet ve sonrasında AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Süheyl Batum ve özellikle Burhan Kuzu’nun yumurta atılarak protesto edilmesi üzerine söz konusu olmuştu. O dönemde de öğrenci gençlik muhalefeti ana akım medyanın gündeminin üst sıralarına tırmanıvermişti.

Ancak bu aralık kısa sürmüş, az bir zaman zarfında Öğrenci Kolektifleri, Gençlik Muhalefeti ya da Genç-Sen gibi gençlik örgütlenmeleri kamuoyunun tanıdığı, öğrencilerin sözünün temsilcisi olarak kulak kesildiği yapılar haline gelmişken, bu durum süreklileştirilememişti.

Benzer biçimde bugün de öğrencilerin tepki ve protesto eylemleri “büyük” siyasetin gündem başlıkları arasında yer bulmuş durumda.  Bu kez oluşan bu çatlağı daha da derinleştirmek, bu konjonktürel fırsatı öğrenci hareketini yeniden inşa etmek için kullanmak gerekiyor. Ortaya çıkan toplumsal meşruiyet havasından olabildiğince istifade ederek üniversitelerdeki idare-polis baskısından yeni YÖK yasasına bir dizi meselede etkin bir karşı duruşu ortaya koymak, olabilecek en geniş muhalefet cephesini okullarda örmek gerekiyor.

Hükümet kanadından yapılan açıklamalarda yaşanan şiddet hakkında en ufak bir özrün dolaylı biçimde dahi dile getirilmemesi, Erdoğan’ın nobran tavırları ve üniversite yönetimlerini hizaye çekmeye çalışması, hükümetin toplumsal muhalefete ilişkin yaklaşımını açıkça ortaya koyuyor. Malum medya organlarında öğrencilerin “terörizmle”, “vesayetçi rejim” özlemiyle, ifade hakkını engellemekle ve saldırganlıkla itham edebilmesiyse daha kısacık bir süre öncesinde demokratlığı kimseye bırakmayan kalem erbabının deyim yerindeyse maskelerini alaşağı etmekte.

Hükümetin dizginsiz polis şiddetini hoyratça savunmasını eleştiren son derece meşru bir protestoyu bile, benzerleri ancak soğuk savaş döneminde görülen bir antikomünist histeriyle kriminalize etmekten, bu protestolara katılan öğrencileri ve onları destekleyen akademisyenleri hedef haline getirmekten imtina etmeyen bir anlayışın demokrasiyle ne menem bir alakası olduğu ayan beyan ortaya çıkmış durumda.

Bu anlamıyla üniversiter muhalefetin değişik bileşenlerinin protestoları, sadece öğrenci muhalefetine ivme katıp geniş kamuoyu önünde önemli bir meşruiyet zemini sağlamakla kalmamış, Türkiye’de müesses nizamın hâkim otoriter karakterine ilişkin (hâlâ varsa) kimi yanılsamaları da yerle yeksan etmiştir.

Öğrenci eylemleri vesilesiyle son günlerde yaşanan tartışma, AKP iktidarının “demokratikleşme-sivilleşme” söyleminde ciddi bir gedik açmıştır. Bu anlamda neyin protesto, neyin muhalefet, neyin şiddet olduğuna dair yaşanmakta olan tartışmayı önemsemek ve muktedirler bloğunun argümanlarını çürütmek önemli bir siyasal görev olarak duruyor.

Ancak burada durup düşünmek gerekiyor: Öğrenci hareketinin son dönemdeki bu göreli başarısı hayli kırılgan bir zeminde ortaya çıkmıştır. Hareket gücünün ötesinde bir “görünürlülük” kazanmış, bir hafta boyunca adeta ülke gündemini belirler hale gelmiştir. Ama zafer sarhoşluğuna kapılmanın zamanı değil. Benzer bir durumun Dolmabahçe protestosunun akabinde yaşanmış (ve hızla unutuluvermiş) olduğunu unutmayalım.

Öğrenci hareketinin başarısında kendi dışında gelişen süreç ve etkenlerin önemini küçümsememeli. Toplum nezdinde öğrencilere karşı oluşan sempati önemsenmeli, henüz zayıf hareketin ancak bu sempati ve meşruiyet havasından istifade ederek büyüyebileceği atlanmamalı ve dolayısıyla da her adım titizlikle atılmalı.

Mimar Sinan Ya da Galatasaray gibi üniversitelerde son iki günde yaşananlar öğrenci tepkisinin kitlesellik ve militanlığı hususunda dikkate alınması gereken sinyaller.

Ancak iyimserliğin temkinli olmasında yarar var: Yeni YÖK yasasına karşı 25 Aralık eylemi tam da böylesi bir konjonktürde olması gereken kitlesellikten açıkçası uzaktı. Dolayısıyla daha gidecek çok yol var. Tam da bu dönemde, mevcut sempati ve ilgi dalgasını ülkenin akademik hayatında ciddi bir kırılma teşkil edecek YÖK yasasına karşı bir mevzi oluşturacak şekilde derlemek gerek.

Öğrencilere yönelik polis şiddetinin yarattığı reaksiyonun kalıcılaşması, bir “hareket” halini alabilmesi (reaksiyondan aksiyona geçiş) ancak açığa çıkan enerjinin yeni yasal düzenlemeye karşı seferber edilebilmesiyle mümkün. Bunun için uzun soluklu olacak, yeni yasal düzenlemenin nasıl melanetler içerdiğinin aktarılmasıyla sınırlı olmayacak birleşik bir kampanyaya ihtiyaç var.

foti kapak dusuk coz

Μevcut öğrenci gençlik yapılarının aritmetik bir toplamından ibaret olmayacak, hemen her üniversitede “örgütlü” olmayan öğrencilerin de bireysel ya da kolektif olarak söz, yetki ve karar sürecine dahil olabileceği bir kampanyaya.  Bu ancak kendisini bir örgütsel form içerisinde ifade etmeyen çok sayıda öğrencinin yaratıcı inisiyatiflerinin ortaya çıkabildiği birleşik eylem ve muhalefet zeminleri inşa etmekle söz konusu olabilir.

Karar alma yapısının demokratik, “aşağıdan” bir nitelik taşıyacağı bu zeminler aracılığıyla “sıradan” öğrenci kitlesiyle kendilerini sol politik zeminde ifade eden öğrenciler arasında bir uçuruma dönüşmüş mesafeyi aşmak, öğrenci hareketinin “tecrit” halini kırmak uzun zaman sonra belki de mümkün olacaktır.

– Foti Benlisoy’un kitabı, 20. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası: Fransa ve Yunanistan’dan Arap İsyanı, The Occupy Hareketleri ve Kürt İsyanına Agora Kitaplığı’ndan çıkmıştır.