≡ Menu

“Feyzi Tuna, Bülent Oran ve Paul Auster” (Mehmet Güreli)

Bazen onlarca kitap arasında seçme mecburiyeti duymadan büyük bir yolculuğa hazırlandığında insan, nerede kaç sayfa geçireceğini, hangi cümlelerin altını çizeceğini kestiremiyor.

mehmet gureli feyzi tuna yazisi

Belki de güzel olan bu; adını yolculuk koymamın nedeni de oturduğum yerden farklı görüntüler içinde, değişik mekânlarda gezinebilmem. Bazı kitaplara şöyle bir göz atarken tüm geceyi sayfaların arasında geçirmiş olmak, birden notlar almak, sabah olduğunda da dün geceyi nerede geçirdiğini sevinçle hatırlamak. Ve birileriyle paylaşmak için kendini sokağa atmak…

Kafka, Nabokov ya da Gogol’un evinde onlarla birlikte olmanın büyüsünü biriyle paylaşma hayaliyle hayata katılmak. Ve dostlarla buluşmak…

Şimdi Dilara Balcı’nın Feyzi Tuna kitabını okuyorum: Her Film Bir İmtihandı. Canlı, samimi bir tarih ve sahici bir sinema adamının müthiş tanıklıkları, çok sakin analizleri…

Bu gece nerede konaklayacağımız belli. Kitaptan Üç İstanbul dizisi sırasındaki çalışmalardan bir pasaj:

Bir gün yine Lütfi Akad’la sohbet sırasında, uzak bir ihtimal olarak Bülent Oran’ı düşündüğümü söyledim.

‘Ama bu film başka bir ruh, başka bir yaklaşım tarzı istiyor,’ dedim.

Bir gece, saat on birdi, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Evde kitap okuyordum. Telefon çaldı:

Bülent abi. Taksim’de bir birahane vardı, ordaymış.

Cihangir’de benim ‘Çöplük’ adını verdiğim bir evde yalnız yaşıyordu. İkinci karısından ayrılmıştı. Biraz sarhoşlamış bir sesle konuştu; ama dünyada tanıdığım en terbiyeli insanlardan biridir.

‘Gelebilir miyim sana? Biraz konuşmak istiyorum,’ dedi.

‘Tabii, buyur,’ dedim, geldi.

Yağmurdan ıslanmış, ayakkabısı Lütfi Akad’ınki gibi terliğe dönmüştü. Havlular, çorap ve terlik getirdim.

‘Yağmuru düşünmeden evden çıktın herhalde,’ dedim.

‘Yok, başka ayakkabım yok. Alacak param yok,’ dedi.

Feyzi Tuna ve Bülent Oran

Feyzi Tuna ile Bülent Oran.

Mizacını da iyi tanıyordum, iyi dostumdu. Baba gibi gördüğüm bir insandı. Borç vereyim desen kabul etmezdi.

Bir filmden not etmişim: “Tanrı kimi yok etmek isterse, önce onun aklını alır.” Euripides’in bir sözü.

Lacan’dan da o kadar söz eden var ki; herhalde çekinerek yazmışım defterime: “Aldanmayanlar yanılır.

Bir köşede de Bedrufi’nin sözleri:

Eskiyip gidiyor esvabın her yeni kâğıdı masana yaydığında. Bir sonraki kaideyi göremeyeceksin besbelli.

Seninki biraz da geçiş; bir hazırlık seziliyor kalemin ucunda, bir mesnetsiz duruş sanki.

Pencerenin önündeki güvercine anlattığın masalı tekrarlayamadıktan sonra neye yarar senin için bezgin külkedisinin ihmali. Muhtemelen o da bilir sıcak bir odanın aynalarına yansıyan cambazın hüzünlü yüzünün ne anlama geldiğini…

O kadar çabuk mu batar güneş; hiç düşmez mi sana şavkı bilginin. Hani bekleyecektin istasyonda?

Hani küçük bir cümlenin hacmi üzerinde kuracaktın denediğin köprüleri. Kayıklı yıllara resimde döneriz artık, ama isteyerek, gözümüzü kaçırmadan.

Elbiseler belli eder ip atlarken düşüp düşmediğini.

Sokak söyler şarkısını, ses tonlarının bayıltan mutabakatını hiçe sayar hakikat…

Ömer Hayyam’dan:

Sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin?
Dünyan esen yel üstüne kurulmuş senin.
İki yokluk arasında bir varlık seninki:
Hiçlik ne varsa çevrende, sen de bir hiçsin.

Andre Suarez şöyle diyor: “İyimserler fazla uzağa gitmezler. Bütün ihtirasların yüzeyinde kalırlar.

feyzi tuna kapak

Paul Auster’in son kitabı İç Dünyamdan Notlar da bir anılara seyahat kitabı. Yaşamın kaynaklarına, ilk şiire ulaşma çabası…

Hele onu etkilemiş değil de bir anlamda yaşamına katılmış filmlerle olan öyle bir ilişkisi sözkonusu ki sanki filmleri yeniden yaşıyor yazarken, yeni bir film için notlarla hikâyelere dönüştürüyor.

Sayfalar süren Ben Bir Pranga Kaçağıyım filmini anlatışı ise müthiş. Paul Muni’nin hapisten kaçışında duyduğumuz heyecan kadar insanı saran satırlardan oluşuyor.

Allen şimdi ne yapması gerektiğini düşünmek için bir an bile duraksamadan suya girer, bir an sonra su beline yükselince su yüzüne çıkmış bir küme kamıştan birini kopartır, var gücüyle üfleyip ucunu dışarı püskürtür ve kamışı soluk alabilmek için suyun altına dalar…

(Taraf, 6 Şubat 2014)

 

Kitaba dair:

• “Feyzi Tuna – Hayat Onu Hep İmtihan Etti” (Ahmet Selçuklu, Radikal Kitap, 7 Mart 2013)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz

Sonraki yazı:

Önceki yazı: