≡ Menu

“Fas Yolculuğu – Mesele Duvarın Ardını Görmek” (Melike Futtu)

Düşünün bir kere, hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren çevremizi gözlemlemeye başlarız. Çocukluk yıllarımızda her şey sadece etrafımıza ‘bakmak‘ tan ibarettir. Fakat sosyalleşme sürecinin ardından öğrendiğimiz tüm toplumsal değerler düşüncelerimizi ve inançlarımızı oluşturur. Çocukken sahip olduğumuz gözlerimizdeki o masum bakışlar zamanla çeşitli önyargıların etkisi altında etrafını gözlemlemeye başlar. Bu yüzden, sadece nesneleri görüşümüz değil, dünyaya baktığımız çerçevenin sınırları da düşündüklerimiz veya inandıklarımızın etkisi altında belirlenir.img829

Bu noktada, Özcan Yurdalan düşünce ile görme biçimlerinin bir arada nasıl bir evrim içine girdiğini ele alıyor. Bir çocuk gibi gördüklerinden kendi hikâyesini yaratan yazar, “Bu kitapta okuyacaklarınız Fas’taki yolculuğun gerçek öyküsü değil sadece gördüklerimdir.”  diyerek kuruyor kitabının ilk cümlesini. Tıpkı bu cümlede vurguladığı gibi yazar, Magrip – En Uzak Batı  kitabında çeşitli görme deneyimleri aracılığıyla Fas hakkında edindiği izlenimleri okuyucuya kendi “objektifinden” aktarıyor.

“Sarı Otobüs” seyahatname serisiyle tanınan ünlü fotoğraf sanatçısı Özcan Yurdalan’ın,  Fas yolculuğunu ele aldığı Magrip – En Uzak Batı adlı son kitabı, 14 Şubat tarihinde Agora Kitaplığı aracılığıyla okuyucularla buluştu. Daha önce yine Agora Kitaplığı mutfağından çıkan Ahşap Fanus, Mavi Çöl, Namaste gibi sarı otobüs gezi yazısı dizisinin ilk kitaplarını okuyucuyla buluşturan yazar, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Suriye ve Moğolistan yolculuklarını ele alan seyahatnamelerinin ardından, Sarı Otobüs Kitapları’nın yedincisi olan Magrip – En Uzak Batı‘yla Fas’ın değişim sürecine vurgu yaparak, aslında tüm dünya coğrafyasına hakim olan değişim ve dönüşüm sürecini anlatıyor bizlere. Hem de bizlerin okuyucudan ziyade geziye katılmış bir yol arkadaşıymışız gibi hissetmemizi sağlayarak yapıyor bunu…

Bir anda kendimizi, Fas’ın değişim sürecine tanıklık ederken buluyoruz ve görüyoruz ki her şey değişir. İktidarlar, sınırlar, sınıflar, mimari alışkanlıklar… Kültür ise bu değişimden en çok etkilenen olmuştur her zaman. Daha ülke tarihinin en başından beri değişime en açık yerlerden biri olan Fas’ta ise bu durum kendini asırlardır en şiddetli biçimde gösteriyordu.  Medinalar, çarşılar, çapraşık sokaklar, kervansaraylar…

Magrip toprakları geçmişten günümüze kadar Berberiler, Araplar, Yunanlılar, Yahudiler başta olmak üzere Afrika ve Asya’nın birçok kavmini Fas üzerinde ağırlamış. Bu nedenle, Fas’ın jeopolitik konumu nedeniyle kazandığı önem Avrupalılar tarafından hiçbir zaman göz ardı edilmemiş. Birçok kültüre ev sahipliği yapan bu ülke, “çok kültürlülük” kavramını temsil ediyor aslında. Bu kavram aracılığıyla okuyucuya, her kültürün önemliliğini ve Fas’ın, birbirleri içinde eriyip gitmek yerine, birlikte sentez oluşturan kültürlerin yarattığı zenginliğin sembolü olduğunu hissettiriyor bize. Binlerce yıldır süregelmiş istilalara rağmen ayakta kalabilmiş bir kültür yaratabilme başarısı ise Faslıların Berberi kökenine dayanıyor olsa gerek. Yoksa nasıl “Magrip’in İsyankar Halkı” olarak nitelendirilebilirlerdi diye soruyorum kendi kendime.

Ülke yönetiminin sürekli el değiştirmiş olması ise, Fas’ın dönüşüm ve değişim tarihinin, sosyal mühendislik ürünü olarak ortaya çıkmasında önemli bir etkiye sahip. Yönetim şeklinde görülen değişimlerin yanı sıra üretim araçları ve yaşam biçimlerinde ki değişiklikler de tarihsel inşa sürecinde önemli rol oynamış. Fakat her bir değişiklik kendi izini bırakmış bu ülkede.  Değişen liderlerin artlarında bıraktıkları anıtlar ve heykeller sadece değişen otoritenin simgesiyken, 1960larda Fas’ta etkili olan “şehirleşme” ülkede ki tüm değişim ve dönüşümün sembolü olarak nitelendirilebilir. Sınırlar ve sosyal sınıflar arasındaki uçurum iyice belirginleşmesi ve yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan “kasbah”ların terk edilmesi şehirleşmenin bir sonucu olarak çıkıyor ortaya. Marakeş şehrinin bu durum için gösterilebilecek en güzel örneklerden bir tanesi olduğunu söylüyor yazar. Gerek şehrin göbeğine inşa edilen yüksek binaları gerekse değişen insan ilişkilerini “şehirleşme” kavramından soyutlamanın mümkün olmadığını gösteriyor okuyucuya.

Magrip bölgesi…  Geçmişten edindiğimiz bilgiler aracılığıyla beynimizin bir köşesinde mistik bir havaya bürünmüş olan Mağrip ülkelerine karşı bir anda beslemeye başladığımız önyargılarımız ve basmakalıp düşüncelerimiz… Ön yargılarımız ve genellemeler çerçevesinde oluşturduğumuz bakış açımız, etnik merkeziyetçiliğin kökenini oluştururken, bir kültürü kendi değerleri ve normları içinde değerlendirmeyişimiz oryantalist bakış açısının beslendiği en güçlü kaynak halini aldı.

İşte yazar tam da bu noktada yazar Magrip – En Uzak Batı kitabı aracılığıyla kalemi eline alıyor. Her kültürün biricikliği ve değerliliğini kültürel görecelik kavramını merkeze alarak Mağrip ülkelerinden biri olan “Fas” kültürünün biricikliğini ele alarak yansıtıyor.

“Duvarların ardını görmek” işte tüm mesele bundan ibaret diyor Yurdalan. Bir sohbet havasında ilerleyen yazı okuru içine alıp Fas’ta hissettirmeyi amaçlıyor. Daha önceden de Fas’a gitmiş olan yazar, ülkenin değişim sürecine tanıklık etmiş olması ve bu değişim Fas’ta nelere yol açtığını gözlemleyerek okuru yolculuğun derinlerine sokmayı başarıyor.  Sizi tek bir zaman diliminde gezdirmiyor.  Çünkü zaman içerisinde oluşturduğu katmanlar aracılığıyla tüm tarihe tanıklık etmemizi istiyor. Sadece zaman değil, okuyucuya sunduğu farklı mekânlar ile birlikte mekân algısı içerisinde de okuyucunun zihninde katmanlar oluşturmaya çalışıyor.

en uzak bati kapak

Kitabı okuduktan sonra aklımda John Berger’in  Görme Biçimleri kitabının son cümlesi canlanıyor… “Bu kitabı tamamlamayı okurun kendisine bırakıyoruz.” Yurdalan, Magrip – En Uzak Batı kitabıyla kendi gözlemlerini yansıtmanın yanı sıra, okuyuculara hayal dünyaları içerisinde yapacakları özgür bir “Fas yolculuğu” imkânı sunuyor. Aynı zamanda bunu bize boş bir kâğıt ve kalem uzatırmışçasına dünya coğrafyasını yeniden çizebilme, sınırları tekrar belirleme ya da ortadan kaldırma imkânını sunarak yapıyor. Belki de tüm sınırlar bir tahayyülden ibarettir diye düşündürüyor okuyucuya. Ardından, dünyanın merkezi neresi? Hangi Doğu? Hangi Batı?  ‘En Uzak Batı’ sandığımız nokta nerede? Gibi aklımıza takılan soruları bize sorduruyor ve kendi “görme biçimlerimiz” aracılığıyla alternatif bir dünya yaratma şansı sunuyor…

(Radikal Kitap, 14 Mart 2013)