≡ Menu

“Erdoğan’ın Her Türlü Görüşe Alerjisi Var” (Paolo Gerbaudo)

Ömür Şahin Keyif – Birgün

Londra’daki King’s Collage’de ‘Dijital ve Sosyal Kültür’, ‘Medya ve Yaratıcı Endüstriler’ ve ‘Dijital İnsani Bilimler’ bölümlerinde dersler veren aynı zamanda bağımsız gazeteci olarak çalışan Paolo Gerbaudo, Türkiye’de Osman Akınhay’ın çevirisiyle bu ay çıkan Twitler ve Sokaklar kitabında, sosyal medya ve toplumsal hareketlerin birbirini nasıl dönüştürdüğünü, değişen protesto kültürünü anlatıyor.

Gezi Direnişi’nin yanı sıra Brazilya’da yükselen muhalif hareketleri de yakından takip eden Gerbaudo’yala yeni protesto kültürünü, Gezi Direnişi’ni ve hükümetin sosyal medyaya ilişkin yasakçı politikalarını konuştuk…

Dünyadaki muhalif hareketlerle sosyal medyanın ilişkisini incelediniz, Gezi Direnişi’nde sosyal medyanın rolü benzer miydi?

twitler birgun roportaji

Bence Gezi Parkı protestolarında sosyal medya, 2011’de başlayan protestolarla benzer bir rol oynadı. Arap Baharı, İspanya’daki hareketler ve Occupy Wall Street (Wall Street’i işgal et) ayaklanmaları Türkiye ve Brezilya’daki ayaklanmalara ön ayak oldu. Bütün bu protestolarda sosyal medya birkaç  rol oynamıştı: Binlardan ilki yurttaş gazeteciliği rolüydi. Örneğin Facebook  ve Twitter  mecralarında halkın bakış açısı haberleştirildi. Diğer bir rol, Erdoğan’ın ve hükümetin ürettiği söylemlere karşı propaganda üretilmesiydi. Üçüncü rol ise insaları harekete geçirmek oldu. Kitleleri eylem ve etkinliklere davet etmek, bu eylem ve etkinlikleri organize etmek ve geniş kitleleri buralara katabilmek için kullanıldı.

Hükümetin sosyal medyaya karşı tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan hükümeti özgür seçimle başa gelen bir hükümet olarak tanımlanıyor değil mi? Ama bu onun tamamen demokratik bir hükümet olduğu anlamına gelmez. Erdoğan hükümeti oldukça otoriter bir tablo çiziyor. Bunu söylemek için sadece sosyal medyaya bakmak gerekmez. Türkiye en fazla tutuklu gazeteciye sahip ülkelerden biri. Sadece bu bile ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda korkutucu ölçüde bir baskı olduğunu gösteriyorir zaten. Ayrıca son zamanlarda Twitter ve Youtube yasaklarından görüyoruz ki Erdoğan hükümetinin her türlü görüş beyanına karşı alerjisi var…

Bu yasakların Türkiye’de Gezi sonrası devam eden toplumsal hareket üzerinde nasıl etkisi olur?

İnsanların ikincil bir yöntem olarak VPN gibi teknolojileri kullanarak bu yasağı deldiğini biliyoruz. Elbette bu yasak doğal olarak bazı kullanıcıları saf dışı etti. Kimilerinin bilgisayarına VPN kuracak yeterli teknik imkânı yoktu belki, bu mecralara giremediler, fakat sonuç olarak bu yasaklar işlevsel olamadı. Ama belki de daha önemlisi yasaklar, itibarı zedeledi. Amerika’da yaşayan Türkiyeli araştırmacı Zeynep Tüfekçi’nin söyledikleri çok doruydu; Erdoğan hükümeti YouTube ve Twitter’ı sansürleyerek kaybedeceği itibarı bu mecralar aracılığıyla yayılacak olanlar dolayısıyla kaybedeceği itibara değişti.

Kitabınızda Mısır’daki hareketleri ve Mübarek’in sosyal medyaya tavrını da ele alıyorsunuz. Erdoğan’ın hamleleri bu tavra benziyor mu?

Aslına bakarsanız tamamen farklı çünkü mesela Mübarek Mısır’ın internetini toptan kesmiş, internete toptan savaş ilan etmişti. İnternet trafiğinin yüzde 98’i durmuştu yani sansürü sadece bazı web sitelerine erişimi engellemekle kalmamıştı. Fakat hatırlatmak isterim, Mübarek’in hamlesi tersine işlemiş ve 28 Ocak’ta rejime karşı en büyük protesto gösterisi düzenlenmişti. Türkiye’de sansür çok daha incelikli yapılıyor…

Bunu neye bağlıyorsunuz?

İnterneti kapatmak istemiyorlar çünkü Türkiye ekonomosinin internet ve IT sektörüne bağlı olduğunu biliyorlar. Bu hamlenin Türkiye’nin iş dünyası içindeki itibarını düşürebileceğini biliyorlar. Bir oyun oynamaları gerekiyor; hem aktivistleri ve bilgi alma özgürlüğünü kısıtlamak hem de iş dünyasının yara almamasını sağlamak istiyorlar. Özetle iş dünyasını etkileyecek bir şey yapmayacaklar; çünkü kapitalistler…

444) twitler ve sokaklar

‘Zararlı’ bulunan bazı Tweet’lerin buzlanabileceği açıklaması da bu ‘inceliğin’ parçası mı?

Nelerin söylenebileceğini ve nelerin söylenemeyeceğine dair bir çerçeve çizmek anlamına geliyor bu. Bunu sınırlandırabileceklerini sanıyorlar. Bu derinlemesine bir antidemokratik anlayışın, Türkiye hükümeti içindeki pek çok kişinin her türlü görüşe tahammülsüzlüğünün göstergesidir. İfade ve fikir özgürlüğüne tahammül edemiyorlar, özgür tartışma ortamlarının oluşmasını istemiyorlar…

Türkiye’nin kendi internet sistemini kurabileceğine dair de açıklamalar yapıldı… Sizce bu mümkün mü?

Bazı hükümetlerin kendi internetlerini yaratabileceklerini düşündüğünü görüyoruz. Türkiye bir örnek, Brazilya’da tam böyle olmasa da benzer şeyler peşindeydi. ‘Ulusal internet’ üzerinde çok daha fazla kontrole sahip olabileceklerini düşünüyorlar. Aynı zamanda güvenilk gerekçeleriyle ABD’nin kullandığı hattı kullanmak istemediklerini söylüyorlar. Ama Türkiye örneğinde bu tür bir proje çok korkutucu; çünkü bunu anti-emperyalist gerekçelere değil düşünce özgürlüğüne ve tartışma ortamını sansürlemek için yaptıkları aşikar.

Sosyal medyanın etkisiyle gelişen yeni ‘protesto kültürü’nü anlatıyorsunuz. Genel kanıyla gerçekte var olan arasında bir fark görüyorsunuz…

Bence sosyal medya mecralarını aktivistlerin ‘üretim gücü’ üzerinden değerlendirmek lazım. Aktivistler teknolojiyi iyi kullanabildikleri için değil, içerik üretme konusunda son derece yaratıcı oldukları için başarılı oldular. Yayılma gücü yüksek anlatılar üretmek konusunda oldukça yaratıcılar. Kullandıkları görseller, fotoğraflar, yazdıkları mesajlar yayılma kapasitesi yüksek ürünlerdi. En önemlisi takipçilerle bağ kurmayı başardılar ve aynı zamanda o takipçilerden karşılık aldılar. Dijital popüler kültür içinde mevcut olan, eğlenceli ve gülünç öğelerin protesto malzemelerine dönüştürülerek, bu kültürü ilerletmeye yaradı.

Direnişin popülerleştiğini mi söylemeye çalışıyorsunuz?

paolo gerbaudo

Sosyal medya toplumsal hareketler için yaratılmadı, şirketlerin daha çok para kazanması için yaratıldı. Bunda başarılı da oldular. Yani Zuckerberg ya da diğer platformların yaratıcıları buraları kurarken protestoları hiç hesaba katmadı. Fakat aktivistler, aktif şekilde bu platformları kullanmaya ve kendi kültürlerini yaratmaya başladılar. Bu platformların mantığını, buraları yeni bir kamusal alana dönüştürmek, fikirlerini ifade etmek için kullandılar. Bu aslında birçok insanın aradığı şeydi; çünkü bir çok insan bu alanda sadece Miley Cyrus, Justin Bieber ya da Lady Gaga fotoğrafları görmek istemiyordu… Politik fikirlerini doğru şekilde ifade ettiklerinde başarıya ulaşabileceklerini gördüler.

Bir reklam geliri hedefleyerek açılan bu mecraların, buraları politikleştiren kullanıcılarıyla arası açılır mı?

Hükümetin yürüttüğü bu politikalardan anlaşılan; şu anda hükümetle Twitter, Facebook gibi sosyal medya mecraları arasındaki çatışma, mecraların adı değişse de uzun süre devam edecek… Ancak sosyal medya mecraları para kazanmayı hedeflediklerinden, buraları tartışma kanalı olarak kullananlara giderek daha az misafirperver davranacaklar… Aktivistlerin Facebook’ta politik sayfalar açmaları, Twitter’de var olmaları zorlaşacak. Çünkü bu sayfalara reklam almak isteyecekler. Yani aktivistleri önümüzdeki süreçte çok büyük mücadeleler bekliyor.

Sosyal medya üzerinden örgütlenen kitlelerin lider ve örgüt kelimlerini duymak istemediklerini söylüyorsunuz. Bu yönelim bu hareketlerin geleceğiyle ilgili ne söylüyor?

Sosyal medya kendi kültürüyle yeni anarşist kültürü birleştirdi. Anarşist kültür liderleri reddermenin, yapıyı reddetmenin kültürü. Fakat bu sosyal medyayla birlikte doğmadı elbette. 1968’lerde protesto hareketleri kendilerine referans olarak anarşizmin dönüşünü konuşuyorlardı. Sosyal medya ise kendi ideolojisine sahip. Bireysel katılımın, etkileşimin ve ağların ideolojisi bu. Bu iki ideolojinin birleşti. Ancak lidersizlik ve örgütsüzlük insanları heveslendirerek başta işlevsel olsa da orta ve uzun vadede  iş büyük kitleleri ve spontan mekanizmaları organize etmeye gelince problemler çıktı…

Türkiye’deki direnişçilere önerileriniz var mı?

Ne yapacaklarını onlardan daha iyi bilemem, çünkü aktivistler süreç içinde kendi pratiklerinden öğrenirler. Ama yapabilecekleri şey bütün dünyada yaşanan pratikler konusunda bilgi sahibi olmak ve karşılaştırarak neyin işe yarayıp neyin yaramadığını göremek olabilir. Sosyal medyada işe yarayan şeyin duygusal, bağ kurduran ve karşılık verilebilecek içerikler olduğu açık. İnsanlar politik gazetelerdeki gibi manifestolarla birilerini aydınlatmayı hedeflemememli. Bu işe yaramıyor. Aynı zamanda yapılacak çok iş var ve  bunların takım işi olduğu aşikar; tek başınıza yapmanız mümkün değil. Takımlar bir araya gelerek mesajlarını paylaşmalı. Kolektif liderlik sosyal medya platformlarını  etkili şekilde kullanabilmek için önemli.

(BirGün, 28 Nisan 2014)

 

Kitap hakkında diğer yazılar:

• “İsyanın Twit Hali” (Diyar Saraçoğlu, Birgün Kitap, 18 Nisan 2014)
• “Duvara Yazılan Twitler” (Foti Benlisoy, Radikal Kitap, 11 Nisan 2014)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz