≡ Menu

Ercan Dalkılıç: “Pier Paolo Pasolini Üstüne Bir Kronoloji Denemesi”

Pier Paolo Pasolini, Salo ya da Sodom’un 120 Günü‘nü –ya da kısaca Salo‘yu (Salò o le 120 giornate di Sodoma, 1975) çektiği yıl, sevgilisi olduğu iddia edilen on yedi yaşındaki genç bir erkek tarafından dövülerek öldürüldüğünde henüz ellili yaşlarının başındaydı. Ve yönetmenliğinin yanında tiyatrocu, eleştirmen, ressam ve romancı gibi kimlikleriyle de dikkat çekiyordu.

Biyografi yazarı Enzo Siciliano, yönetmenin ölümünden sonra yaptığı araştırmalar sırasında özel evrakları arasında Who is me? Poeta delle ceneri adlı bir uzun düzyazı şiiri bulur, yazdığı Pasolini biyografisinde de büyük ölçüde bu şiirden yararlanır.

İşte Selahattin Yıldırım, Agora Kitaplığı’ndan çıkan Pier Paolo Pasolini‘yi, Pasolini’nin kendi kaleme aldığı Pasolini’nin Hayatı ve Eseri Üstüne Kısa Bir Kronoloji Denemesi‘ni, Enzo Siciliano ve N. Naldini imzalı ‘Pasolini biyografileri’ni baz alarak hazırlamış.

Aslında Yıldırım, uzun süredir bir başka büyük İtalyan eylemci ve düşünür Antonio Gramsci hakkında çalışmalar yapıyormuş. Fakat Pasolini’nin de, tıpkı Yıldırım gibi büyük bir ‘Gramsci düşkünü’ olması, ikili arasında bir duygudaşlık yaratmış anlaşılan, sonuçta da böylesi ‘ciddi ve derinlikli bir çalışma’ meydana gelmiş.

Kronolojik olarak ilerleyen kitabın ilk bölümleri Pasolini’nin pek bilinmeyen ama aslında çok önemli bir kimliğine; ‘şair Pasolini’ye ayrılmış. İlk şiirini yedi yaşında yazan, Büyük İtalyan şiir antolojisine göre yirminci yüzyılı başlatan İtalyan şair Pasolini’nin şairliği enine boyuna incelenmiş. Bununla da yetinilmemiş, Ben Kimim? Küllerin Şairi ve Gramsci’nin Külleri adlı şiirlerinden çeviri parçalara yer verilmiş. Kendi deyişiyle ‘direnişçi şair’, ‘sivil şair’, ‘davaların şairi’nin şiirleri daha önce dilimize çevrilmişti, ama şairliği hakkında bu kadar etraflıca bilgiye sahip değildik açıkçası.

‘Pasolini estetiği’ dediğimiz şeyi bir bir öğelerine ayırmış Selahattin Yıldırım; Gramsci ve Karl Marx gibi isimlerin onun düşün dünyasını nasıl etkilediğini, Roma başta olmak üzere şehirlerin eserlerine sızışlarını, dine karşı takındığı tavrı, Fellini ve diğer sinemacı arkadaşlarıyla, kişisel hayatında yer etmiş dostlarıyla ilişkilerini, kılı kırk yaran bir özenle tasniflemiş elimizdeki çalışmada.

Pasolini’nin fragmenter düşünse yapısına uygun olarak hazırlandığı hissedilen çalışmanın en büyük kısmı sinemacı kimliğine ayrılmış tabii olarak. Denemelerinde ‘şiir sineması’ yaptığını ifade eden yönetmenin filmografisi, filmlerine karşı yapılan eleştiriler ve çeşitli gazetelere verdiği demeçlerle desteklenmek suretiyle kapsamlı bir şekilde sunulmuş okuyucuya.

Deleuze tarafından, ‘anlatım düzeni’ne, yani simgesel dil sistemlerinin egemenliğine karşı direnen, ‘özgürleştirici’, simgesel sistemin öncesine ‘geri-dönüşçü’, anlamı önceleyen, ilk anlama geri götüren bir sinema olarak tanımlanan Pasolini sineması, bu özelliği ile tam manasıyla ‘halkçı’ bir perspektife sahiptir. Pasolini’nin kendisi de, sinemasını Gramsciyenetkinin altında nazional-popolare(ulusal-halksal) olarak nitelemiş, anlatımının nesnelliğini, epik akışını ve elite (seçkinlere yönelik) olmayan karakterlerini bununla açıklamış zaten, kitaptan öğrendiğimize göre.

Kısaca, Agora Kitaplığı’nın yönetmenler dizisine kattığı, Selahattin Yıldırım’ın elinden çıkma Pier Paolo Pasolini; Susan Sontag’ın da dediği gibi ‘İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İtalyan sanat ve edebiyat dünyasında ortaya çıkmış (bu) önemli figür’ü, İtalyan Marxist düşün insanı Pasolini’yi tanımak için çok iyi bir fırsat.

 Not: Bu yazı www.tersninja.com sitesinden alınmıştır: http://www.tersninja.com/pier-paolo-pasolini-ustune-bir-kronoloji-denemesi