≡ Menu

“Duvara Yazılan Twitler” (Foti Benlisoy)

Bundan birkaç yıl önce, Arap ayaklanmaları tam gaz sürerken, Hillary Clinton’un danışmanı Alec Ross, interneti “21. yüzyılın Che Guevera’sı” olarak nitelendirmişti. Ross’a göre facebook ve twitter benzeri medyalar, diktatörlüklerin neredeyse sonu anlamına geliyordu. Ross bu fikrinde yalnız değildi elbet. Tunus ve Mısır’da diktatörlerin devrilmesi, bir facebook ya da twitter devrimleri çılgınlığına çoktan yol açmıştı. Dolayısıyla bu satırları yazarken google’da “twitter revolution” diye bir arama yapınca karşıma, dile kolay, tam 579.000.000 ‘entry’ çıkması tesadüf değil. İletişim teknolojilerinde yaşanan muazzam gelişmenin kendiliğinden daha demokratik bir dünyaya yol açacağı, internetin sunduğu enformasyon bolluğunun otoriter rejimleri köşeye sıkıştıracağı şeklindeki tekno-iyimser (ya da ütopik) varsayım, bugün hiç olmadığı kadar popüler.

twitler foti radikal kitap 1

2011 yılından itibaren cereyan eden toplumsal kabarışlarda facebook, twitter vb. medyaların oynadığı rol üzerine bizde de çok kelam edildi. Üstelik Gezi direnişi sırasında sosyal medya mecralarının yoğun kullanımı ve yakın zamanda Erdoğan’ın ‘tıvitır mıvitırı’ kapatma talimatı, söz konusu tartışmaya bir aciliyet kazandırdı. Ancak bizde konunun daha çok yasaklar ve bilgi edinme/yayma özgürlüğü çerçevesiyle sınırlı olarak tartışıldığı, dolayısıyla da yeni sosyal medyaların muhalefetin yapısı ve sosyal hareketlerin önerdikleri stratejiler açısından ne gibi değişiklikleri gündeme getirdiği gibi başlıklara pek girilmediği aşikâr. Paolo Gerbaudo’nun kaleme aldığı ve Osman Akınhay tarafından Türkçeye kazandırılan Twitler ve Sokaklar işte tam da bu boşluğu kısmen de olsa telafi etmeye aday.

Gerbaudo yeni sosyal medya mecralarının toplumsal mücadeleler alanındaki etkilerini tartışırken tekno-determinizm ya da teknolojik indirgemeciliğin iki farklı yorum çerçevesine de (tekno-iyimserlik ve tekno-kötümserlik) itiraz ediyor. Tekno-iyimserliğe yukarıda değinmiştik.  Tekno-kötümserlik ise internet aktivizminin sıfıra yakın toplumsal etki ve yine neredeyse sıfır riskle sahte bir eylemcilik hissi uyandıran bir ‘miskin aktivizmi’ (slacktivism) olduğunu öne sürer. Yani sanal aktivizm, reklamcılık stratejilerine dayanan bir ‘kendini iyi hisset eylemciliği’, bir ‘klik aktivizmi’dir. Aslında her ikisi de özcü bir sosyal medya anlayışını yansıtan bu iki perspektif, Gerbaudo’nun deyişiyle, “sosyal medyaya soyut bir açıdan bakmaya, onların eylemin yapıldığı özgül yerel coğrafyalardaki müdahil rolünü ya da onları benimseyen toplumsal hareketlerin kültürüne yerleşmişliğini dikkate almadan değerlendirmeye eğilimlidir”. Sosyal medyanın muhalif potansiyellerine dair bizdeki tartışmanın da bu iki özcü ve indirgemeci halet-i ruhiyeler arasında salındığını söylemek mümkün. Kimileri yeni teknolojileri yeni devrimci özne ilan ediveriyor, kimileriyse ‘klavye solculuğunu’  yerden yere vuruyor.

444) twitler ve sokaklar

Gerbaudo bütünüyle farklı bir şey deniyor. Twitter, facebook ya da tumblr gibi farklı mecraların toplumsal mücadeleler için sunduğu farklı teknik olanakları tartışmakla birlikte esas olarak eylemcilerin bu teknolojilerle fiilen ne yaptıklarına, onların bu mecralar aracılığıyla geliştirdikleri pratiklere odaklanıyor. Eylemcilerin sosyal medya aracılığıyla geliştirdikleri örgütlenme ve kitle seferberliği biçimlerini,  bu eylemlerde açığa çıkan protesto kültürünü çözümlemeye yöneliyor. Dolayısıyla da yeni iletişim teknolojilerinin ‘kendiliğinden’ özgürleştirici potansiyellerine methiyeler düzmek yerine, “bu medyaların kullanılmasının, günümüzdeki hareketlerin ‘iletişim repertuarı’nı tam olarak nasıl yeniden şekillendirdiğini ve harekete katılanların deneyimini nasıl etkilediğini kavramaya” çalışıyor.

Tekno-determinist araştırmacıların genelde gözden kaçırdıkları bir husus, çevrimiçi (online) aktivizmle çevrimdışı (offline) eylemler arasındaki etkileşimin oynadığı kritik rol. Son yıllarda dünyanın dört bir yanında gündeme gelen toplumsal mücadeleler, sosyal medyanın yükselişinin sokak siyasetinin ya da fiziksel alanlarda yüz yüze kurulan iletişimin önemini azaltmadığının açık bir örneği. Çoğu internet havarisinin iddialarının aksine, yüz yüze ajitasyon, afiş asma, bildiri dağıtma, kuşlama gibi ‘kadim’ araçlar, toplumsal mücadelelerde hayati bir rol oynamaya pekâlâ devam ediyor. Dolayısıyla sanal aktivizmle sokak aktivizmi arasında birbirini dışlayan bir karşıtlık ilişkisinden bahsetmek anlamsız. Farklı mücadele araçları hareketin değişik aşamalarında birbirini besleyecek şekilde pekâlâ kullanılabiliyor.

Yeni iletişim teknolojisinin somut mekânın önemini azaltacağı iddialarına karşın günümüz aktivistlerinin sosyal medyayı kullanışları, parçalanmış kamusallığın atomize edici etkilerine karşı fiziksel yakınlık biçimlerinin yeniden kurulmasını hedefliyor. Yani internet teknolojileri, kamusal alanın yerine bir ‘sanal kamusal alan’ geçirmiyor, neoliberal otoriterizmin iğdiş ettiği kamusallığı bir ‘siber uzam’ ile ikame etmiyor. Aksine sosyal medyalar,  insanların sokaklarda eylemli olarak biraraya gelişiyle mümkün hale gelen yeni bir kamusallık duygusunun örülmesine katılıyor. Gerbaudo’nun vurguladığı üzere, “bu hareketlerin en heyecanlı ve ‘bulaşıcı’ olan, insanların imgelemini yakalayan yanı, internet forumlarındaki soyut tartışma oturumları değil, sahadaki protesto kampları, alanlarda kurulan meclisler, gösteriler, oturma eylemleri ve yürüyüşlerdir. Yani ‘kullanıcıdan kullanıcıya’ olmaktan ziyade sokaklarda ‘omuz omuza’ yürütülen bir siyasetin muhtelif biçimleridir.”

Gerbaudo’nun hatırlattığı üzere, Mısır’da “Hepimiz Halid Said’iz” ya da İspanya’da “Democracy Real Ya” gibi facebook sayfaları, insanların rejime karşı öfkelerinin duygusal bakımdan yoğunlaşmasını kolaylaştırıp öfkenin sokağa taşması için bir sıçrama tahtası işlevi görmüştü. Ancak hareket bir kez sokağa çıkınca, sosyal medya mecralarının hareket için belirleyiciliği azalır. Yani sosyal medya mecraları iki örnekte de “hareketin maddi bir somutluğa kavuşmasından önce bir beklenti duygusu ve bir itki yaratmayı” sağlar. Ancak sokağa taşınca toplumsal mücadelelerin daha bildik ve yüz yüze formları devreye girer. Yani internetin yoğun kullanımı, sanal eylem ve hareketlerin fiziki mekânda gerçekleşen sosyal hareketlerin yerini alması sonucunu doğurmaz. Tam aksine, (Gezi’de şahit olduğumuz üzere) kentsel mekânın işgal edilerek sembolik bir merkeze dönüştürülmesi, günümüzde yaygınlaşan hareketlerin baskın bir özelliğidir.

Yazar bu noktada dikkate değer bir paradoksa işaret eder. Son dönemde hayli popüler ağ (network) teorisyenleri indirgenemez çokluğu, merkezsizleşmeyi vurgularken bu son yılların mücadelelerinde ana eğilim, eyleme katılanların birliği vurgusu ve kamusal alanı, şehrin merkezini işgal etmeleri olmuştur. Gerbaudo’nun deyişiyle, “Öfkeliler’in, Mısır devriminin, Wall Street’i İşgal Et hareketinin protesto kamplarına damgasını vuran öğe, fiilen ağların ve kümelerin göçebeliğinin esasta dağınık olmasının tam tersi yönde, bir merkezilik ve sabit alan duygusu yaratılması yönelimidir.” Yani bu hareketler, günümüz toplumunu merkezsiz bir ağ olarak değerlendiren görüşlere aykırı olarak, kamusal alanda sabit noktalar, ‘merkezler’ oluşturmaya yöneliyor. Dahası, farklı ülke ve bölgelerden eylemci ağlarının uluslararası kurumların zirvelerini ‘bastığı’ küreselleşme karşıtı hareketin ‘göçebe’ karakterinden farklı olarak günümüzün eylemleri, bir ‘olay/etkinlik’ olmaktan çıkıp ulusal çapta bir harekete dönüşme yönelimini taşıyor. Sosyal medya mecralarının mekânsal engel ve sınırları talileştiren etkisine dair yazılıp çizilen onca şeye karşın, günümüzün toplumsal mücadeleleri, kentsel ve giderek ulusal mekâna fiziksel bir demir atma imkânını sağlamanın yollarını arıyor.

twitler foti radikal kitap 2

Gerbaudo’ya göre sosyal medyanın toplumsal mücadelelerdeki yeri meselesi basitçe bir lojistik, kumanda ve iletişim meselesine de indirgenemez. Bizde de twitter’ın (polis saldırılarıyla ilgili bilgileri yaymak, ihtiyaç duyulan malzemeleri duyurmak gibi) taktik kullanımlarına dair çok şey yazıldı. Oysa bu mecraların belki de temel işlevi, somut mekânda biraraya gelmeyi kolaylaştıran bir kimlik, bir kolektif özdeşlik inşası sürecini kışkırtmaları, farklı toplumsal kesimlerin harekete geçmesi açısından belirleyici bir ortaklık duygusu yaratmalarıdır. Esas olan, sosyal medyanın bir duygusal gerilim, eyleme geçmeye dönük bir itki ve hareket etrafında bir duygusal çekim yaratabilmesidir. Dolayısıyla da “sosyal medyanın en önemli rolü, sahadaki ‘kavga’ faaliyetlerinin koordinasyonundan ziyade, dağınık eylemciler arasında duygusal bir biraradalık hissinin oluşturulmasında yatar.”

Gerbaudo sosyal medyanın toplumsal hareketlerdeki rolünün mutlak bir kendiliğindenlik, yataylık ve kısıtlamasız bir katılımla sonuçlanacağına dair tekno-ütopik varsayımları da eleştirir. Ona göre sosyal medya mutlak bir lidersizlik durumu doğurmaktan ziyade, ‘akışkan’ ya da ‘yumuşak’ liderlik biçimlerinin gelişmesine olanak sağlar. Sosyal medyanın katılımcı iletişim imkânlarını artırdığı doğrudur ama bu, herkesin kolektif eylemi aynı derecede etkilediği anlamına gelmez. Özellikle sosyal medyanın öne çıktığı aşamalarda, “bağzı” twittercılar ya da facebook sayfa yöneticilerinin eylemlerin koreografisinin oluşturulmasında ve hareketin iletişimi üstünde oransız derecede etkileme gücü kazanırlar. Gerbaudo için bu ‘yumuşak’ liderlikler (‘koreograflar’) büyük bir sorun teşkil etmez. Sorun, liderlik yokmuş gibi davranmaktır. Yani hareket içerisinde kolektif eyleme belirli bir bütünlük ve doğrultu kazandırarak liderlik rolü üstlenen birey ya da grupları görünmez ve böylece de hesap sorulamaz kılmaktır.

Hasılı ne twitter ne facebook, toplumsal değişimi garanti eden ve dolayısıyla da toplumsal hareketlerin kadim örgütsel-politik dertlerine bir çırpıda derman olan bir maymuncuk değil. Biz en iyisi Gerbaudo’yu artık burada bırakıp Erdoğan’a dönelim; çünkü onun işi cidden zor. Twitler Mısır’da olduğu gibi bir kez timeline’a değil de duvarlara, sokaklara yazılmaya başlanınca ‘mıvitır’ı bile kapatsanız kâr etmez. Bizden söylemesi…

(Radikal Kitap, 11 Nisan 2014)

 

Kitabıyla ilgili yazarın söyleşisi:

• “Erdoğan’ın Her Türlü Görüşe Alerjisi Var” (Ömür Şahin Keyif’le söyleşi, BirGün, 28 Nisan 2014)

 

Kitap hakkında diğer yazı:

• “İsyanın Twit Hali” (Diyar Saraçoğlu, Birgün Kitap, 18 Nisan 2014)

 

Agora’dan çıkan Gezi Direnişi serisinin diğer kitapları:

• Occupy/İşgal Et (Noam Chomsky)
• Dünyadaki İsyanların Anlamı (Slavoj Zizek)
• Hakikat Kazanacak! (Tarık Ali)
• Gezi’nin Yükselişi, Liberallerin Düşüşü (Cihan Tuğal)
• Gezi Direnişi – Türkiye’nin ‘Enteresan’ Başlangıcı (Foti Benlisoy)
• Gezi Ruhu – Bir İsyanın Halesi (Osman Akınhay)
• Kent Hakkı’ndan İsyan’a (E. Ahmet Tonak)

Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz