≡ Menu

“Düşünsel Bir Militanın Anarşizm Notları” (Sarphan Uzunoğlu)

att5246a“Bence anlamlı olan tek şey yaşamın her alanında iktidar, hiyerarşi ve tahakküm yapılarını araştırmak, tanımlamak ve onlara meydan okumaktır,” diyor ruhu yaşlanmamış bir adam. Dünya onu herkesin anlamakta güçlük çektiği bu sisteme dair keskin analizleriyle tanıyor. Bizim memlekette eksikliğini çektiğimiz “entelektüel” tanımını tam olarak karşılayabilen Noam Chomsky, sıradan bir yazar-aktivist değil, fikrî bir militan. Hrant Dink’i ölümünün altıncı yılında anarken yağmur altında ıslanan bizlere bakıyor ve iktidarın en açık biçimde kendini hissettirdiği bir ülkenin sokaklarına ilişkin kim bilir neler düşünüyordu…

 Noam Chomsky’nin Tamer Tosun çevirisiyle Agora Kitaplığı’nca yayınlanan Anarşizm Üzerine isimli kitabı ise Chomsky’nin “Manifacturing Consent” (Rıza İmalatı) filmiyle artık somutlaştırma fırsatı da bulduğu anarşizmin potansiyeli üstüne düşüncelerini belgeselleştirmesi ve teorik anlamda üstünde yürünecek bir “akıl yolu” yaratması bakımından büyük bir önem taşıyor. Kitapla ilgili bir söz söylemeden önce Chomsky’nin kendini anarşist “bir düşünür” değil ama “bir yol arkadaşı” olarak gördüğü gerçeğini vurgulamak şart, keza Chomsky kitap boyunca anarşistlerin pek de alışmadıkları kaynaklara referans veriyor.

İlk metinde günümüzde bilimsel alanın özgürlüğünü ve sermayeye içkin bir akademik üretimin imkanını tartışan Chomsky, burada başta Senatör Fulbright olmak üzere askerileşmiş sektörlerin karşısına dikilmesi beklenen üniversiteyi tartışmaya açıyorken “güç” kavramı üstüne konuşuyor; keza Chomsky güç ve iktidar kavramının tanımını doğru yapmanın “anarşist” bir bakış için gerek olduğunun farkında olanlardan. Kitabın ilk metninde bilginin, gücün, sermayenin ekseninde yaptığı analiz de tam bu alana dayanıyor.

Kitabın en önemli vurgularından biri sanıyorum ki anarşizmin kimliği üzerine olan. Chomsky’nin ifadelerine başvurursak, “Bildiğiniz gibi genel entellektüel kültür ‘anarşizm’i kaos, şiddet, bombalar, karışıklık vb. ile özdeşleştirir. Bu yüzden insanlar anarşizm hakkında olumlu şeyler söyleyince ve kendimi onun içindeki önde gelen geleneklerden birisiyle tanımlayınca çoğunlukla şaşırıyorlar.” Bu bağlamda Chomsky gibi “popüler” bir bilim insanının karşı karşıya kalacağı “terörizm” algısına karşı açtığı entelektüel cephe, özellikle medyanın anarşizm-sosyalizm gibi düşünceler karşısında ürettiği kirli dili yıkmak bakımından büyük önem taşıyor. O, bunu hamasi bir dille yapmak yerine, halkın geneli tarafından makul görülebilecek bir düzeye taşıyarak aktarmak eğiliminde.

Zaten verdiği bir röportajda Chomsky anarşizme yönelik yanlış anlamaların çoğunun kökeninde iktidarca ortaya konan “çarpıtmalar” olduğunun işaretini vermişti. Ama onun için çarpıtmalar havanın kötü olduğu günlerden fazla bir şey ifade etmiyor. Zaten çarpıtmalarla “kötücüllüğe” kapılacak bir çağda olmadığımızı açıkça söylüyor. Özellikle küreselleşme dalgası ve ardından “üçüncü dünya ülkeleri arasında büyümekte olan” isyan dalgasına kulak vererek konuşuyor. İnsanın yalnızca “düşünmek” değil “eylemek” yani harekete geçirmek için de var olduğuna vurgu yapıyor.

Anarşizmin kimliğini “eylemlerinde” bulduğu ve yeniden kurguladığı gerçeğini bu noktada bir an olsun atlamamamız işte tam da bu gerekçeyle şarttır.

anoKitabın önemli bölümlerinden biri “sivil toplum” meselesi olsa gerek. Özellikle Rousseau’nun sivil toplumu egemenlerin ve sermayedarların ganimetlerini garanti altına almak için kurdukları kumpas olarak ele aldığı tezi üstüne düşündüğümüzde, günümüzde anarşist olmakla kendini tanımlayan yapıların klasik bir sivil toplum mantığına dahil düşünülemeyeceğini görüyoruz. Keza Rousseau’nun bahsettiği dünyanın dört bir yanını saran “küresel vicdan” sistemi ve Chomsky’nin bu sivil toplum kuramına dair ortaya koyduğu anlayış birçok noktada uzlaşıyor.

Rousseau’nun otorite tanımaz fedakâr insana dair düşünceleri özgürlüğü arzulayan bireyi anlatıyordu; Chomsky de “Mucizeler kendilerini baskıdan korumak için hepsi de özgür insanlar tarafından gerçekleştirilir” diyen Rousseau’nun yanında saf tutuyor. Ayrıca Kant’ın özgürlüğün kitlelerin tamamen hazır olduğu gün geleceğinin bir kandırmaca olduğu tezine sığınarak anarşizmin kökündeki “özgürleşme” istemini mantıklı bir tabana dayandırıyor. Üstelik terör dönemi olarak adlandırılan Fransız devrimi öncesi döneme kadar bizi taşıyarak, özgürlük mücadelerinin terörize edilmesinin arkasındaki mantığa dair kavrayışı kırarak “anarşizm düşüncesi” üzerine önemli bir tespit yapıyor. Dil tartışmasına paralel giden “özgürleşme” tartışmasında Chomsky insan doğasının ta karşısına özgürleşmeyi koyuyor ve özgürlüğe hazır olmanın ancak özgürleşmenin ta kendisiyle var olacağını hatırlatıyor. Chomsky’nin dünyaya bakışı, Platon’un toplumsal düzen ve nizam saplantısının tam karşısına dikilerek tarihin “devlet gibi gören” bakış açısını kıran bir eğilime sahip.

images

Tüm metinleri incelediğimizde Chomsky hiçbir şekilde bürokratik sosyalizmi ve en önemlisi de kızıl bürokrasiyi anarşizmin yol haritasının bir parçası olarak görmüyor, aksine kızıl bürokrasiye yönelik eleştirilerin üstünden oldukça anlamlı bir şekilde geçiyor. Yine de Marksizm’in tek başına “Stalinizm” diye özetleyebileceğimiz bakış açısına indirgenerek, Bolşevik deneyimini bizzat Marksist bir düzen olarak görme yanılsamasının karşısına dikilerek entelektüel sorumluluğunu yerine getiriyor.

Nasıl bir anarşizm sorusuna cevap verirken temsille kısıtlanmış paradigmalara teslim olmayan bir duruş sergiliyor. Chomsky, kurumlara karşı özgürlüğü ve kolektiviteyi savunduğu konuşma ve yazılarıyla bir “referans” dizisi vaat etmiyor, aksine, düşünceyi eyleme çevirmek için geçmişi berraklaştıran bir yol haritası çiziyor. Kitabı da “kitap” yapan tam da bu özelliği oluyor.

Remzi Kitap, Mart 2013

 

Chomsky üzerine:

– Semih Gümüş: “Noam Chomsky Üstüne – Entelektüel Olmak Değil de Entelektüel Kalmak (Radikal Kitap, 1 Şubat 2013)
– Noam Chomsky’nin Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Hrant Dink Konferansı (18 Ocak 2013)