≡ Menu

Dünya Edebiyatı

kucuk prens erhan kayaalp cevirisi

Antoine de Saint-Exupéry'nin tüm dünyada milyonlarca okurun gönlüne taht kurmuş kitabı Küçük Prens, yayınevimiz tarafından Erhan Kayaalp'in yazarın sade ve yalın üslubuna sadık kalan çevirisiyle yayınlanıyor.   Türkçesi: Erhan Kayaalp 84 sayfa 1. basım: Nisan 2015 Fiyatı: 10 TL Çocuk kitapları: 1 Agora Kitaplığı: 475   Çeviriye dair: • küçük prens, Küçük Prens'lere Karşı (Osman […] Yazının devamı ->

altin kelebegin gecesi

Bu romanda anlatıcı bir sabah kendisine onur borcunu hatırlatan bir telefonla uyanır. Borcu hatırlatan kişi, Platon diye bilinen Muhammed Eflatun, çabuk parlayan fakat yetenekli bir ressamdır ve “insan vakarının ayaklar altında çiğnendiği” bir Memleket’te yaşamaktadır. Hep sahne ışıklarının gerisinde durmayı tercih etmiş olan ressam artık kendi hayat hikâyesini yazdırma arzusundadır. Hikâye ilerledikçe Platon’un Londra’daki dostu, […] Yazının devamı ->

cellat helmut ortner

Alman hakimi Roland Friesler'in adı, Nazi adaletinden kopmayacak denli birbirine bağlıdır: O, 'Halk Adalet Divanı'nın namlı başkanıydı ve kendisine '3. Reich'ın Kanlı Hakimi' ünvanını kazandıran, 2.200 ölüm fermanının sorumlusuydu. Freisler, Nazi Almanyası'nda iki ünlü direniş grubunun mensuplarını, yani 20 Temmuz 1944'de başarısızlıkla sonuçlanan suikastten ötürü Graf Stauffenberg'in çevresindeki kişiler ile 'Beyaz Gül' direniş hareketinden Scholl […] Yazının devamı ->

selahaddin kapak son dusuk coz

Selâhaddin Eyyubi. Kahire ve Şam Sultanı. İslam dünyasının en büyük hükümdarlarından biri. Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtaran Kürt Savaşçı. Tarık Ali bu tarihsel romanında Selâhaddin Eyyubi’yi, “Yalan ve gerçek aynı yatakta sarmaş dolaş olmuşlarsa, onları birbirinden ayırmak çok güçtür,” diyen Yahudi sır kâtibi İbn Yakub’un ağzından yorumluyor. Sultan’ın hayatı aynı zamanda onun cihadını, cihadı da hayatını […] Yazının devamı ->

Cennetin Kökleri

cennetin kokleri kapak dusuk coz

“Minna, kollarını kavuşturarak bara yaslanmış, Morel’e bakıyordu. Morel, elinde kadehi, başını eğmiş duruyordu. Genç kız, olağanüstü bir inançla bir şeyler bekler gibiydi. Bu sessiz çağrıya bir süre karşı koydu Morel, sonra gözlerini kaldırdı, konuşmaya başladı. Kim olduğundan ve nereden geldiğinden söz etmeden filleri anlatmaya başlamıştı; önemli olan tek şey fillerdi sanki. Her yıl Afrika’da on […] Yazının devamı ->

safakta kapak dusuk coz

‘‘Yaşayan ve ölen canlılar analarını nasıl sevdilerse, ben de annemi öyle sevdim; ne daha çok, ne daha az, ne de başka türlü. Dünyayı, düzeltip doğrulttuktan sonra onun ayaklarına serivereceğim konusunda kendi kendime söz vermiştim. Bu gencecik özlemin yalnızca ona, anneme yönelik olmadığını anlıyorum düşündükçe. Bu, genç bir kişiliğin kendini üçüncü kişilere kanıtlama çabasıydı. "Geçmişe, yaşadığım […] Yazının devamı ->

bilet

‘‘Bana her zaman öyle geldi ki yaşlanma, insanı yaşlılığa hazırlıyor. Değişimin işaretlerini belli eden mevsimler, aşamalar olduğunu düşünüyorum: 'Yavaş yavaş'  oluşmayı sürdüren bir şeyler var ki, bunlar insana, kendini hazırlamak, belirli önlemleri almak ve araya mesafe koymak, böylelikle kendine bir 'bilgelik', bir dinginlik oluşturmak için yeterli zamanı sağlıyor. "Günün birinde insan kendini, bütün bunları kaygıdan […] Yazının devamı ->

rome

‘‘Kitabın adı, ‘Avrupa Eğitimi’. Tadek Chmura önerdi bu adı. Besbelli ki o ironik bir hava katmak istiyordu. "Ona göre Avrupa eğitimi demek, bombalar, kırımlar, kurşuna dizilen rehineler, hayvanlar gibi inlerde yaşamaya mecbur bırakılan insanlar demekti. Ama ben meydan okuyorum. Özgürlüğün, özsaygının, insan olma onurunun bebe masalı, peri masalı olduğu söylensin istediği kadar... "Gerçek şu ki […] Yazının devamı ->

Uçurtmalar

ucurt

“Ben bir kadını bütün mutsuzluklarıyla birlikte seviyordum, hepsi bu. "Gözlerini kaldırıp gözlerimin ta içine baktı. “'Sana hep bir haber göndermek, buraya gelmek istedim, ama kendimi öyle...' “'Kendini suçlu mu buluyordun?' "Bir şey söylemedi. “'Dinle beni, Lila, bu tür suçluluklar hiçbir şey değil bu zamanda; gerçi her zaman için de öyle ya. Bu belden aşağı suçluluklar, […] Yazının devamı ->

Kadının Işığı

kadinin kapak dusuk coz

"İçeri girdim ve kollarıma aldım onu. Tırnaklarını ensemde hissettim. Hıçkırıyordu. Biliyordum ki söz konusu olan ne oydu ne de ben. Söz konusu olan, bir kopuştu. Bu yalnızca bir yardımlaşma anıydı. Her ikimizin de hiçlik bagajlarını daha uzağa taşımadan önce unutmaya, bir konaklama yerine gereksinimimiz vardı. Çölü geçmek gerekiyordu..." "Seven tek insan senmişsin gibi konuşuyorsun. Benim […] Yazının devamı ->

Koca Tembel

kt

“Evime bir Afrika pitonu alışım, hiçbir genç kadının, pitonlara karşı beslenen bir önyargı yüzünden benimle birlikte yaşamak istememesine ve kendi türümden bir dostum olmamasına bir kılıf uydurmak için özellikle başvurduğum bir bahane değildi; bu açıkça belliydi. "Aslında bizim büronun şefi de bekârdı, ama evinde bir piton beslemiyordu. Bense besliyordum. Her ne kadar  Bayan Dreyfus’le aramızda, […] Yazının devamı ->

ksb

“Mösyö Salomon, yaşlılığı düşünmek için çok zamanınız var daha.” “Bizi bekleyen bu duruma alışmak istiyorsak, düşünmek zorundayız. Beklenmedik bir şey çıkmazsa, temmuzda büyük bir olasılıkla seksen beşime basacağım, bu yaşın sonunda yaşlılık bekliyor beni, alışmalıyım bu düşünceye. Bellekte boşluklar olurmuş anlaşılan. İnsan bir tür uyuklama durumunda yaşarmış, kadınlara da ilgi duymaz olurmuş. Hiç kuşkusuz, dinginlik […] Yazının devamı ->

Yalan-Roman

yalanroman

“İnsan her şeyi anladığında mutlaka ağır bir sinir krizi geçirir. Bilinçlilik bunu gerektirir.” “Kendimden kaçmak için her yolu denedim. Hatta Svahili dilini öğrenmeye bile kalktım; benden fersahlarca uzakta olsa gerekti. Çalıştım, çok uğraştım;   ama boşuna, Svahili dilinde bile kendimi anlıyordum, aidiyet yakamı bırakmıyordu. “Bunun üzerine Macarca-Fince'yi denedim. Cahors'da Macarca-Fince bilen birine rastlamayacağımdan, böylece kendi kendimle […] Yazının devamı ->

Onca Yoksulluk Varken

oyv

“Kapının önüne oturmuş, zamanın geçmesini bekliyordum, ama zaman her şeyden daha yaşlıdır, pek yavaş ilerler. İnsanlar acı çekince gözleri büyür, eskisinden daha anlamlı durur. Madam Rosa’nın gözleri gittikçe büyüyor, nedensiz dövdüğünüz köpeklerinkine dönüyordu. Ta buralardan görüyordum bunu,  oysa Panthieu sokağında, çok lüks mağazaların bulunduğu Champs-Elysée’ye yakın bir yerdeyim. "Madam Rosa’nın savaş öncesinde kalma saçları giderek […] Yazının devamı ->

Azizler ve Alimler

10

1916'da, İrlanda'nın batı kıyısında bir kulübede, sıradışı kaçaklar biraraya gelmiştir. Ludwig Wittgenstein, İngiliz dargörüşlülüğünden yorgun, felsefeden ise tamamen bitap düşmüş bir halde Cambridge'den kaçmıştır. Yol arkadaşı Mihail Bahtin, Rus devrimci hiziplerinin tartışmalarından gına getirip, kendini oburluğa adamıştır. Onlar yüksek meseleler hakkında komik gevezelikler ederlerken, kulübeleri İrlanda Cumhuriyet Ordusu'nun lideri James Connolly ile Joyce'un "Ulysess" romanından […] Yazının devamı ->

Rüyalarının Esiri

114

''Rüyalar özgürdür, oysa günlük hayatımızda zorunluluklarla hareket ederiz. Uyanık hayatımız uzlaşma sanatıyla yürütülürken, rüyalarımız her şeyi göze alır. Hem nasıl hastalık onun düzyazısıysa, rüyalar da hayal gücünün şiiridir.'' Zamane bir Candide'in hatıraları üslûbuyla kaleme alınan bu romanın kahramanı Hippolyte, zorlayıcı bir hayal gücünün ürünü olan rüyalarını, 'gerçek hayat'taki şaşırtıcı deneyimlerinden ayıramayan bir ömür sürmüş ve […] Yazının devamı ->

Ölüm Tüneli

103

Diddy cinayet işledi mi? Hester sevimli bir yalancı mı? Demiryolu işçisi gerçekten öldü mü? Rüyalar, gerçeklerden daha mı gerçektir? Ölüm Tüneli, kahramanı Diddy'nin rüya ile gerçeği hiçbir zaman birbirinden ayıramadığı, hayat, ölüm ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi kurcalayan bir kâbus meditasyonu sanki. Üstelik bu salt bir roman da değil, bir tür, tarifi mümkün olmayan, aşkın […] Yazının devamı ->

310

"Babalar ve Oğullar" adlı romanı bütün dünyada bir klasik haline gelmiş bulunan 19. yüzyıl Rus yazarı İvan Turgenyev'in Rusya, Fransa, Almanya ve İsviçre arasında mekik dokuduğu hayatı boyunca aşklarına, edebi dostlarına ve yakın arkadaşlarına yazdığı, duygularını, elemlerini ve ölümü bekleyişini anlattığı mektupları... Tolstoy, Flaubert, Herzen, Dostoyevski ve Gonçarov gibi büyük yazarlara yazılan tatlı sert, öfkeli […] Yazının devamı ->

264

Nar, ilk çağlardan beri İspanyol yarımadasının en güneyindeki Endülüs bölgesinin simgesidir. Öyle ki Elhamra Sarayı'nı, Generelife Bahçeleri'ni, bir zamanlar Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin barış içinde yaşadığı Albayzin'i bugün bile hâlâ nar ağaçları gölgeler. Onun için, 2 Ocak 1492'de Kraliçe İsabel'in askerleri Müslüman Gırnata'yı ele geçirip Yeniden Fetih'i tamamlayınca bu kıyımın yasını herhalde en çok nar ağaçları […] Yazının devamı ->

Ayna Korkusu

Aşıklar hakikati bilmek ister, ama hiçbir zaman bunu dile getirmeye yanaşmazlar. Bazı solcuların komünizmle ilişkisi de böyledir. Uzun ve sarsıcı bir aşkın bitişi gibi, nihayet hakikati dile getirecek özgürlüğe kavuştuklarında da artık bunu duymak istemeyeceklerini anlamışlardır. Ayna Korkusu, Tarık Ali'nin 'bir Avrupa romanı' yazma girişimi diye nitelendirdiği ve 1920'lerden bugüne değin solun macerasını bütün yükseliş […] Yazının devamı ->

238

Yıl 1153'tür. Sicilya'yı Normanlar idare etmektedirler, fakat bütün adaya ve saraya hâkim olan hâlâ Arap kültürü ve dilidir. Hıristiyanların Kral Roger, Müslümanların Sultan Rucari diye andıkları hükümdarın etrafı Müslüman âlimler, cariyeler ve yetenekli hadımlardan devşirilmiş idarecilerle sarılıdır. Güçlerini arttırıp iktidarı tamamen ellerine geçirmeye hevesli piskoposlar, saraydaki bu 'çürümüşlüğü' kızgınlık ve endişeyle takip etmekte, kendi dinlerinden […] Yazının devamı ->

25

 1870'lerin grev dalgalarıyla sarsılan Amerika Birleşik Devletleri; emekçi hareketinin 8 saatlik işgünü hakkını elde etmek için verdiği kararlı mücadele; büyük gösterilere şahit olan Chicago; 1 Mayıs 1886'da bütün ABD çapında 350 bini aşkın kişinin katıldığı büyük grev; 4 Mayıs'ta Haymarket Meydanı'nda toplanan işçiler dağılmak üzereyken, kalabalığın ortasına ve onların üstüne yürüyen polislere atılan bir bomba; […] Yazının devamı ->

Hürrem Sultan

318

Türkiye'de bir televizyon dizisiyle gündeme gelen ve daha en başından sansüre uğrayan bir aşk üçgeninin gerçek hikâyesi: Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Pargalı İbrahim Paşa. Tutkulu aşkın, ihtirasların ve iktidar kavgasının çalkantılarında; beş yüzyıl öncenin gerçeklerini dahi içine sindiremeyen bir ülkenin resmi tarihinin uzağında. Catherine Clement bu romanıyla ciddi tartışmalara yol açmıştır ve halen […] Yazının devamı ->

Ekotopya

299

"Marissa beni görünce deli gibi sevindi. Linda'nın üzerime titremesi hakkında gıcık gıcık sorular sordu, ısrarla yara izime bakmak istedi, 'Zavallı yaralı Willie'ye bakan güzel hemşire'yle alay etti. Birlikte güldük ve neşe içinde atla dolaştık: Tekrar onunla beraber olmam onu heyecanlandırdı. "Ama söz nereden açıldıysa, birden feci bir tartışmaya daldık. Ağzımdan çıkanları bilmez bir halde buradaki […] Yazının devamı ->

sacco

Helmut Ortner Sacco ve Vanzetti’de, iki masum insanın katli üzerinden 20. yüzyıl başı Amerika’sındaki hoşgörüsüzlüğü ve yabancı düşmanlığını anlatıyor. 1920′de Massatchusetts’te kimliği bilinmeyen kişiler, bir şirketin aylıklarını taşıyan para nakil aracını soyar, bu esnada iki korumayı da öldürürler. Araştırmalarında hiçbir neticeye ulaşamayan polis, olaylarla hiç ilgisi bulunmayan Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti adlı iki göçmeni […] Yazının devamı ->