≡ Menu

“Yılmaz Onay’la Brecht’in Bütün Oyunları’nın Yeniden Yayınlanması Üzerine”

Bertolt Brecht‘in Toplu Oyunları – 1. cildi üzerine Sol gazetesinin Kitap ekinde 27 Şubat’ta yayınlanan Yılmaz Onay söyleşisini paylaşıyoruz:

***

Merhaba Hocam, bu kitap(1) Bertolt Brecht‘in toplu oyunlarının birinci cildi. Peki, Agora Kitaplığı, Brecht oyunlarının telif hakkını elinde bulunduran Almanya’daki Suhrkamp Yayınevi’nin 10 cilt olarak yayınladığı bu serinin tamamının basımını gerçekleştirecek mi?

Tamamını basma kararında, Suhrkamp’tan çeviri ve yayın hakkı o amaçla alınmış. img508

Ne zaman tamamlanması düşünülüyor?

2 ayda bir cilt diye düşünüyorlar. Buna göre 20 ayda tamamlanması söz konusu.

Daha önce Brecht‘in bütün oyunlarını, 13 cilt olarak Mitos Boyut Yayınevi çıkarmıştı. Şimdi ise Agora Kitaplığı’nın bu seriyi yayınlayacağından bahsediyoruz. Mitos Boyut artık basmayacak mı?

Mitos Boyut Yayınevinin elindeki baskısı biterse ikinci baskıyı Mitos Boyut değil, Agora Kitaplığı yapmış oluyor. Basım ve yayın hakları artık Agora Kitaplığı’nda çünkü. Böylesine yüklü bir eseri yayınlamayı, ikici bir yayınevinin daha üstlenmesi, ilginç değil mi? Bu bize, ülkemiz okurlarının Brecht’e yönelik yoğun ilgisinin de azalmayıp attığını gösterdiği gibi, bu ilginin kalitesini de işaret etmektedir. Artık okur, Brecht düzeyindeki yazarların eserini bölük pörçük değil, bütünlemesine görmek ve tanımak istiyor demek ki. Mitos Boyut, attığı cesur adımla bunu kanıtlamıştı. Şimdi – üstelik salt tiyatro yayını yapmayan – Agora Kitaplığı’nın da kısa sürede bu adımın ikincisini atmış olması, başlıbaşına takdire değer olmanın ötesinde, söz konusu okur ilgisinin niteliğini de pekiştirmektedir bence. Umarım yanılmıyorumdur.

Bu 1. cildin tamamı da sizin çevirilerinizden oluşuyor…

Bakın bu tümüyle bir raslantı. Geçen söyleşimizde açıklamıştım hani, Mitos-Boyut, ciltleri daha ince tutmak için, oyun sayısında azaltma yaptı ama oyunların sırasını değiştirmeksizin yaptı bunu, demiştim ya, şimdi Suhrkamp on cildin yine on cilt olarak yayınlanma zorunluluğunu getirince 1. cilt sonuna eklenen “Kentlerin Vahşi Ormanında” oyununu da (daha önceki 2. cildin ilk oyunu olarak, tesadüfen) ben çevirmiş olduğum için yine tamamı benim çevirim olmuş oldu.

İkinci ciltte sizin çevirdiğiniz oyunlar olacak mı?

Olacak tabiî, yalnız bu kez bir eksiği ile: İkinci ciltteki “Adam Adamdır” benim çevirimdi, bir de yeni 2.ciltteki “Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü“ oyununu Aziz Çalışlar ile birlikte çevirmiştik, o oyun ve açıklamaları vbg. var.

Bu kitapta Brecht‘in ilk dönem oyunları yer alıyor. Brecht’in, bu kitaptaki oyunlarıyla son dönemde yazdığı, epik tiyatro kuramının ete kemiğe büründüğü oyunları olan, “Cesaret Ana ve çocukları,” “Kafkas Tebeşir Dairesi” gibi oyunları arasındaki farklar nelerdir hocam?

Fark, bir kez şuradan geliyor: Senin “epik tiyatro kuramının ete kemiğe bürünmesi” şeklinde güzel bir özetle dile getirdiğin süreç, aslında Brecht’in, Marksizm’i özümlemesiyle birlikte billurlaştırdığı gerçekçilik kuramı içinde epik’i hak ettiği yere çekmesidir. Nitekim, ilk dönem oyunlarında Brecht, elbet Marksizm’in etkisinde ama henüz sanatında gereği gibi özümlemiş değil. Bu nedenle tiyatro alanındaki epik tiyatro “dayatması”(2) biraz biçimsel kalıyor.

bertolt butun oyunlar 1

 

İkincisi de – veya birincinin sonucu olarak – Baal’de gördüğümüz gibi, konuları biraz dağınık ele alıyor. Nitekim Brecht, sonradan oyunlarının hepsine de sahip çıkmış, fakat müdahalelerde bulunarak sahip çıkmıştır. – Meselâ, “Üç Kuruşluk Opera”yı ikinci ciltte göreceğiz. O oyundaki tutarsızlıklara karşı sonradan “Üç Kuruşluk Roman“ı yazmıştır. “Üç Kuruşluk Roman” çok daha tutarlıdır baktığınız zaman (ve aslında roman olarak da çok güzeldir, çevirisi yayınlanmış durumda, okumanızı öneririm, ama işte Brecht romancı olarak ünlenmediği için olsa gerek, pek bilinmez).- Baal’deki dağınıklıkta da dönemin etkili akımlarından ekspresyonizmin muhalefet tarzı görülür.

Çünkü, “Mezbahaların Kutsal Johannası” oyununa kadar, oyunların içeriğindeki politik “tavır” pek belli değildir. Meselâ ‘’Adam Adamdır’’ oyununda, asıl konu, bir taşıma işçisinin İngiliz askerleri tarafından “dönüşüme” uğratılarak askere evriltilmesidir. Ama işte, ilk yazımlarda bu olguya olumlu bir bakışla baktığı için sonrasında bir karışıklık vardır. O karışıklık politik tavırdaki karışıklıktan geliyor. Bir liman işçisinin, zorla işgal ordusunun askerine dönüştürülmesi, olumlu olarak baktığınızda başka şeydir, olumsuz olarak baktığınızda başka şeydir. Şimdi önceleri metni yazarken kendisi de bu olguyu, üstelik sosyalizm açısından(3) savıyla, figürün bireyselliğinin giderek toplumsallaşması şeklinde bakarak, olumlu görüyor. Sonra ise aynı dönüşümü, işçinin, emperyalist ordunun askeri haline gelmesi anlamında tam olumsuzlayarak görüyor ve nitekim sahnelemesi de farklı oluyor.

Meselâ, hep “Adam Adamdır“ oyunu örneği verilir: Oyunda, tellerle ve sırıklarla askerlerin omuzları aşırı geniş ve boyları çok uzun hale getirilir. Taşıma işçisi Galy Gay de askere evrildikten sonra diğer askerlerle aynı fiziksel özelliklere sahip oluyor. O zaman işte sahnelemede de tam olarak olumsuzlanıyor ve oyun yerine oturuyor. Çünkü ilk oyun metinlerinde de zaten çeşitli olumsuzlamalar vardı. Ama bunlar olumlu bakışla çelişiyordu. Bu ise burjuva eleştirel gerçekçiliğinin tipik niteliklerindendir(4).

Dışavurumcu etkilerinin görüldüğü son oyunlarından biridir “Adam Adamdır”. Peki, bu dışavurumcu etkiler, “Baal”, “Gece Trampet Sesleri”nde nasıl ortaya çıkıyor?

“Baal”de meselâ, şair bir adamın başından geçenler anlatılıyor. Baktığınız zaman, küstahça erkek-egemen bir bakış var neredeyse. Bugün değişik bir bakışla sahnelediğiniz zaman güzel şeyler çıkıyor evet ama o bakışla yazılsa metin de farklı olurdu. Yani diyelim ki, Baal’de çevreyle alay ediliyor, evet, ama Baal’in kendisinde, karşı çıkanlardan çok daha fazla tutarsızlık var. Öyle ki, Brecht’in kendi notları ve yazıları bile dağınıktır o konuda(5).

Peki diğer oyunlarında hocam, “Düğün”de?

Düğün, doğrudan şirin bir küçük burjuva eleştirisi olduğu için sorun değil tabiî. Sadece eleştirel baktığın zaman güzel bir oyundur, hatta finalde tek olumlananın aşk olmasıyla denge daha da güzel kurulur. Düğün Brecht‘in benim en hoşuma giden oyunlarındandır, çünkü alay dozu ve mizahı çok ölçülüdür. Ankara Devlet tiyatrosunda Alman bir rejisör sahnelemişti, çok sert olmuştu. Meseleyi ailenin otoritesinden ibaret almıştı ve oyunun mizahı gitmişti. “Brecht icabında sadece güldürü yazsa bile nasıl olur acaba?” sorusuna bir örnektir oysa “Düğün”. Ki daha sonraki oyunlarında mizah hep vardır ve bu mizah ortaya çıkmazsa oyunlar gümbürtüye gider.

Kendini arayan bir Brecht ile karşılaşıyoruz aslında.

Evet.

Hocam Brecht‘in politik kişiliğindeki değişimleri, yazdığı oyunları kronolojik sırayla okuduğumuzda anlayabiliyoruz. Brecht bu kitaptaki oyunları yazdığında Almanya’daki güncel politikada neler oluyordu? O dönemin politik ortamı ile, Brecht‘in bu oyunları arasında nasıl bir ilişki kurabiliriz?

Almanya’da Birinci Dünya Savaşı yeni geçmiştir. Bir devrim denemesi olmuştur. fakat bu deneme başarısız olmuştur. Sonra Sosyal Demokratlar iktidara gelmiştir. O dönem karışık bir dönem. Komünist Parti’nin etkisi var tabiî, ama egemen değil. Sosyal demokrasi var ama o da kendisi ile bile tutarlı olamıyor. Militarizm baskısı önemlidir. Üstelik Brecht’in bulunduğu güney bölgesinde Hitler, işe başlamış durumda. Böyle olunca o dönem yazarlarında, bu dediğim atmosferin etkisi görülür.

Bu yıllar Brecht’in Piscator‘la tanıştığı yıllara mı denk geliyor?

Evet, Piscator‘un Berlin Volksbüne’de yalnızca reji yoluyla proleter tiyatrosu yapma çabasını gösterdiği yıllara denk geliyor. Tersine, onun rejisine uygun oyunların yazılması ise Brecht’le başlıyor, denebilir. Brecht, Piscator‘un yaptığı uygulama için yazılı metinlerin olmadığını fark ediyor ve oyun yazarlığı o yönde gelişiyor. O dönemde sağ eleştiri var, sol eleştiri de var. Sol eleştiri, doğrudan marksist tiyatro eleştirisi düzeyinde. Dolayısıyla, Brecht‘e destek var, ama tam değil(6).

Peki o dönemde Brecht‘in bu oyunları sahneleniyor mu?

Elbette, her yazdığı oyun sahneleniyor, sahnelemenin kesilmesi daha sonradır.

Brecht‘in ve oyunlarının açıkça komünist olarak tanındığı dönemden sonra değil mi?

Evet! Aslında Brecht‘in sahnelenmeleri hep biraz olaylı oluyor, alkışlar kadar protestolar da yükseliyor. Bu ciltte yer alan oyunların sonunda, oyunun yazılış ve oynanış hikâyesi, yaptığı etkiler, aldığı eleştiriler de yazılıdır. Bu ciltlerin en iyi tarafı, bu tür kapsamlı açıklamaların da bulunmasıdır.
(1) B. Brecht, Bütün Oyunları- 1, Türkçesi: Yılmaz Onay; Agora Kitaplığı, İstanbul 2013.

(2) Örneğin, “Gecede Trampet Sesleri” oyununun 1922’deki Berlin prömiyerinde “Provalarda Brecht, sahnelemenin çizgilerini keskinleştirmek için sürekli müdahelede bulunmuştur”. Ama “ Sonuç olarak Berlin sahnelemesi başarısız olmuştur.” (B.Brecht, Bütün Oyunları-1, age, S. 307)

(3) İkinci ciltteki açıklamalarda, Brecht’in oyun üstüne kendi yazıları ve notları içinde: Mitos-Boyut yayını, Cilt 2, İst. 2006, S.443 ve devamı.

(4) Örneğin Balzac, soyut ideoloji olarak kralcıdır, ama eserlerinde “eleştirel gerçekçi” kalemi, ister istemez feodalizmin yoğun eleştirisini içeren gerçekleri işler.

(5) Bknz. “Brecht’in Notları”, age, S.224 vd.

(6) Örneğin Herbert Ihering, her şeye karşın Brecht’i desteleyen yazılar yazmaktadır, ama yeri geldiğinde sözünü ettiğimiz tutarsızlıklarını sergilemekten de geri durmamıştır. Örneğin bknz. age. S. 307.

 

Brecht’in tiyatro anlayışı ve Bütün Oyunları‘nın yayına başlaması hakkında diğer yazılar:

• “Bertolt Brecht’in Yapıtları Yeniden” (Metin Boran, Evrensel, 19 Mart 2013)
• “Brecht’in Devrimci Eleştirisi Yıkmaya Devam Ediyor” (B. Sadık Albayrak, Yurt gazetesi, 16 Şubat 2013)