≡ Menu

“Ben Bir Paryayım”(Anna Politkovskaya, Mesele, Sayı:1, 2007)

Ben bir paryayım. Bu, ikinci Çeçen savaşı yılları boyunca yaptığım gazeteciliğin ve yurtdışında Rusya’daki hayat ve Çeçen savaşı hakkında bir dizi kitap yayınlamış olmamın başlıca sonucu. Moskova’da, Kremlin’den yetkililerin katılabilecekleri hiçbir basın toplantısına veya diğer türden toplantılara, bu etkinlikleri düzenleyenlerin bana karşı sempati duydukları şüphesini doğurabileceği için davet edilmiyorum. Buna karşın, bütün üst düzey yetkililer, bir makale yazarken ya da araştırma yaparken talep ettiğimde benimle konuşuyorlar – ancak bu görüşmeleri yalnızca gizli olarak, casuslar gibi farklı yollardan gittiğimiz, izlenemeyecekleri yerlerde, açık havada, meydanlarda, gizli evlerde yapmayı tercih ediyorlar.img724

 

Yetkililer benimle konuşmayı seviyorlar. Bana memnuniyetle bilgi veriyorlar. Bana fikir danışıyorlar ve yönetimin zirvesinde neler olup bittiğini anlatıyorlar. Evet, doğru, ancak bütün bunları yalnızca gizlilik içinde yapıyorlar.

Bu duruma alışamasanız da bununla yaşamayı öğreniyorsunuz. Bu, tam da Çeçenistan’daki ikinci savaş süresince izlemek zorunda kaldığım çalışma biçimiydi. İlk önce Rus federal birliklerinden saklanıyordum, ancak her zaman için güvenilir aracılar yoluyla, bireylerle gizli olarak temasa geçebiliyordum ve böylece bana bilgi veren kişiler, üst düzey generaller tarafından suçlanamıyorlardı. Putin’in Çeçenizasyon (Kremlin’e karşı olan ‘kötü’ Çeçenleri öldürecek, Kremlin’e sadık ‘iyi’ Çeçenler ayarlama) planı başarıya ulaşınca, aynı hile, ‘iyi’ Çeçen yetkililerle konuşmaya doğru genişletildi. Bu insanların bir çoğu “iyi” yetkililer olmadan önce, savaşın en sıkıntılı aylarında beni evlerinde saklamışlardı. Şimdi o insanlarla ancak gizli olarak görüşebiliyoruz; çünkü ben bir paryayım, bir düşmanım. Aslına bakarsanız, yeniden eğitilmeye ikna edilemeyecek iflah olmaz bir düşmanım.

Şaka yapmıyorum. Devlet başkanlığı idaresinin başkan yardımcısı Vladislav Surkov bir süre önce, düşman saflarında yer alan ancak kendileriyle akıllı uslu şekilde konuşulabilecek insanlar olduğunu, fakat bir de bu şekilde konuşamayacağınız, iflah olmaz düşmanla bulunduğunu ve bunların siyasal arenadan bir kalemde ‘temizlenmeleri’ gerektiğini söyledi.

Bu yüzden, beni ve benim gibi olan başka insanları temizlemek istiyorlar.

5 Ağustos 2006’da, Çeçenistan’da kendi halinde bir köy olan Kurçaloy’un küçük merkezi meydanında, kadınlardan oluşan bir kalabalığın ortasında duruyordum. Çeçenistan’da benim yaşımdaki pek çok kadın tarafından tercih edilen tarzda, başı tamamen örtmeyen ancak bütünüyle de açıkta bırakmayan şekilde katlanmış ve bağlanmış bir başörtüsü takıyordum. Bu önlem tanınmamam için gerekliydi ve tanınmam durumunda neler olacağını hiç kimse bilemezdi.

Kalabalığın bir yanında, Kurçaloy’u boydan boya kat eden doğalgaz boru hattının üzerine serilmiş bir erkek eşofmanının altı asılı duruyordu. Eşofmanaltı kanla kaplanmıştı. Adamın kesik başı o sırada alınıp götürülmüştü, ben bu kesik başı görmedim.

27-28 Temmuz gecesi iki Çeçen savaşçı, Kurçaloy’un eteklerinde, Kremlin yanlısı Ramzan Kadirov’a bağlı birliklerce pusuya düşürülmüş. Çeçen savaşçılardan  Adam Badayev yakalanırken, diğeri, Kurçaloy’un yerlisi olan Hoj-Ahmed Duşayev öldürülmüş. Günün ağarmasına yakın, sayıları yirmiden aşağı olmayan, silahlı adamlarla dolu Zhiguli marka otomobiller köyün merkezinde yer alan bölge polis karakoluna doğru yönelmişler. Duşayev’in başını yanlarında getirmişler.

Adamlardan ikisi Duşayev’in kesik başını köyün meydanından geçen boru hattının üzerinde sallandırmışlar ve altına da o gün görmüş olduğum kanlı eşofmanaltını asmışlar. Silahlı adamlar daha sonraki iki saat boyunca cep telefonlarıyla Duşayev’in başının resimlerini çekmişler.

Duşayev’in başı orada 24 saat asılı bırakılmış ve daha sonra milislerce alınıp götürülmüş, ancak eşofmanaltı olduğu yerde kalmış. Başsavcılık görevlileri çatışmanın yaşandığı yeri incelemeye başlamışlar ve yöre halkı, subaylardan birinin bir astına, “Başı yerine dikmeyi hâlâ bitiremediler mi?” diye sorduğunu duymuş. Duşayev’in vücudu, başı yerine dikilmiş olarak pusunun gerçekleştirildiği yere getirilmiş ve başsavcılık olay yerini normal soruşturma prosedürlerine uygun biçimde incelemeye koyulmuş.

Bu olanları gazetemde yorum yapmaksızın, ayrıntılar konusunda hiçbir hata olmamasına çok büyük özen göstererek yazdım. Çeçenistan’a, gazetenin makalenin yayınladığı sayısıyla tam olarak aynı zamanda vardım. Kalabalıktaki kadınlar beni gizlemeye çalıştılar; çünkü Kadirov’un adamlarının orada bulunduğumu bilmeleri durumunda beni oracıkta vuracağından emindiler. Bana Kadirov’un alenen beni öldürmeye yemin etmiş olduğunu hatırlattılar. Gerçekten de Kadirov, hükümetinin bir toplantısı sırasında artık sabrının taştığını ve Politkovskaya’nın ölüme mahkûm edilmiş bir kadın olduğunu söylemiş. Bana bunu hükümet üyeleri anlattılar.

Ne için? Kadirov’un istediği gibi yazmıyorum diye mi? “Bizden olmayan herkes düşmandır.” Surkov böyle buyurdu ve Surkov, Putin’in maiyetindekiler içinde Ramzan Kadirov’un baş destekçisi konumunda.

Aynı gün, eski bir tanıdık, özel milis kuvvetlerinde görevli kıdemli bir subay, bana şöyle dedi: “Ramzan senin için bana dedi ki, ‘O kadın salağın biri, paranın değerini bilmiyor. Ona para teklif ettim, kabul etmedi.’” O subayla gizlice görüştüm. Benden farklı olarak o ‘bizlerden biri’ ve görüşürken yakalanmamız durumunda başı derde girerdi. Ayrılma vakti geldiğinde çoktan akşam olmuştu ve o benden ısrarla bu güvenli yerde kalmamı istedi. Benim öldürüleceğimden korkuyordu. Bana, “Senin dışarı çıkmaman lazım,” dedi. ‘Ramzan sana karşı çok öfkeli.”

Her şeye karşın oradan ayrılmaya karar verdim. Grozni’de beni başka birisi bekliyordu ve gece boyunca –yine gizli olarak- konuşmamız gerekiyordu. Beni oraya bir askeri araçla götürmeyi teklif etti; ancak bu bana daha riskli geldi. Bu defa da savaşçıların hedefi haline gelecektim. Sözlerini, ‘en azından gittiğin evde silah var mı?’ diye sorarak sürdürdü. Savaş süresince birçok kez iki ateş arasında kaldım. Birileri sizi öldürmekle tehdit ederken, onların düşmanları sizi koruyor ancak ertesi gün tehdit bir başkasından geliyor.

Bütün bunların üzerinde neden bu kadar ayrıntılı olarak duruyorum? Yalnızca Çeçenistan’daki insanların benim adıma korktuklarını ve benim bunu çok dokunaklı bulduğumu anlatmak için. Onlar benim için, benim kendi adıma korktuğumdan daha fazla korkuyorlardı ve ben işte bu şekilde hayatta kalabildim.

Ramzan neden beni öldürmeye ant içti? Bir keresinde onunla bir görüşme yapmıştım ve görüşmeyi onun o bütün karakteristik zekâ yoksunu ahmaklığı, cehaleti ve şeytani eğilimleriyle birlikte, olduğu gibi yayınladım. Ramzan görüşmeyi bütünüyle yeni baştan yazacağımdan, onu akıllı ve saygın biri olarak göstereceğimden emindi. Ne de olsa, şu sıralarda gazetecilerin çoğu, ‘bizim tarafımızda olanlar’ bu şekilde davranıyorlar.

Bu birini öldürmeye ant içmeniz için yeterli mi? Bu sorunun cevabı, Putin tarafından bizzat teşvik edilen ahlâk kadar basit. ‘Bizler devletin düşmanlarına karşı acımasısız.’ ‘Bizimle olmayan bize karşıdır.’ ‘Bize karşı olanlar yok edilmelidir.’

“Bu kesik başı neden bu kadar çok kafana takıyorsun ki?” Moskova’ya geri döndüğümde bana bu soruyu soran kişinin adı Vasiliy Pançenkov. Pançenkov, İçişleri Bakanlığı’na bağlı askeri birliklerin basın bürosunun müdürü, ancak -gördüğüm kadarıyla- temiz bir insan. “Kendine dert edeceğin daha iyi bir şey yok mu?” Ondan Kurçaloy’da yaşanan olaylar konusunda gazetemize bir açıklamada bulunmasını istiyorum. “Unut gitsin. Bütün olanları hiç olmamış gibi düşün. Bunu senden kendi iyiliğin için istiyorum!” Ancak, bütün bunlar yaşanmışken, olanları nasıl unutabilirim ki?

Kremlin’in, Surkov tarafından geliştirilen, insanları ‘bizim tarafımızda olanlar’, ‘bizim tarafımızda olmayanlar’, hatta ‘karşı tarafta olanlar’ şeklinde bölen çizgiden nefret ediyorum. Eğer bir gazeteci ‘bizim tarafımızdaysa’ ona ödüller verilir, saygı gösterilir; belki de Duma’da bir milletvekili olmaya davet edilir.

Bununla birlikte, eğer bir gazeteci ‘bizim tarafımızda değilse’, Avrupalı demokrasilerin, Avrupalı değerlerin bir taraftarı addedilir ve otomatik olarak bir parya haline gelir. Bu bizim ‘egemen demokrasimiz’e, bizim ‘geleneksel Rus demokrasimiz’e karşı çıkan herkesin kaderidir. (Bunun gerçekte ne anlama geldiğini kimse bilmiyor; ancak yine de ona sadık kalacaklarına yemin ediyorlar: “Bizler egemen demokrasiden yanayız!”)

Ben gerçekten politika içinde yer almaya uygun yapıya sahip biri değilim. Hayatımda hiçbir partiye üye olmadım ve bunun bir gazeteci için -en azından Rusya’da- bir hata olduğunu düşünüyorum. Geçmişte bu konuda davetler aldığım yıllar olmasına karşın, hiçbir zaman Duma’ya seçilmek için aday olma isteği duymadım.

Bu durumda bana ‘bizlerden biri’ olmama etiketinin yapıştırılmasına yol açan suç nedir? Ben yalnızca tanık olduğum şeyleri haberleştirdim; bundan başkaca bir şey yapmadım. Yazılar yazdım ve -daha az sıklıkla- konuşmalar yaptım. Ben yorum yapmada bile istekli değilimdir; çünkü bu bana fazlasıyla Sovyetler dönemindeki çocukluğumun ve gençliğimin zorla dayatılan düşüncelerini hatırlatıyor. Bana öyle geliyor ki, okurlarımız kendi okuduklarını yorumlayabilecek yeteneğe sahipler. Benim başlıca çalışma tarzımın röportaj olmasının -kuşkusuz zaman zaman araya kendi saptamalarımı ekleyerek- sebebi de bu. Ben bir sorgu hâkimi değilim, çevremizdeki hayatı kendi olanaklarıyla göremeyenlere anlatan biriyim; çünkü televizyonda gösterilenler ve gazetelerin büyük çoğunluğunda onunla ilgili olarak yazılanlar, ideolojiyle hadım edilmiş ve sulandırılmış durumda. İnsanlar, kendi ülkelerinin başka bölgelerindeki ve hatta kimi zaman kendi bölgelerindeki hayat hakkında çok az şey biliyorlar.

Kremlin buna benim bilgiye ulaşmama engel olmaya çalışarak karşılık veriyor; Kremlin’in ideologları bunun, benim yazılarımı etkisiz hale getirmenin en iyi yolu olduğunu düşünüyorlar. Ne var ki, kendisini, çevremizdeki dünyayı haber yapma mesleğine delicesine adamış birini durdurmak olanaksızdır. Benim hayatım güçlüklerle, sık sık karşı karşıya kaldığım aşağılamalarla dolu olabilir. Sonuçta, artık o kadar genç değilim, 47 yaşında hâlâ reddedilip duruyorum ve her fırsatta bir parya olduğum yüzüme çarpılıyor; ancak bununla baş edebilirim.

Burada seçtiğim yolun başka güzel yanlarından, zehirlenmemden, tutuklamalardan, mektuplarla ve internet üzerinden yapılan tehditlerden, telefonla gelen ölüm tehditlerinden, hemen hemen yazdığım her makale hakkında ifade vermek üzere beni her hafta (ilk sorunun “Bu bilgiyi nasıl ve nereden elde ettin?” olduğu) başsavcılığa çağıran celplerden söz etmeyeceğim. Elbette ki başka gazetelerde ve web sitelerinde beni uzun zamandır Moskova’nın deli kadını olarak gösteren, ardı arkası kesilmeyen alaycı makalelerden hoşlanmıyorum. Bu şekilde yaşamayı tiksindirici buluyorum; biraz daha anlayışlı bir ortamda bulunmayı isterdim.

Bütün bunlara karşın, asıl olan şey, işimi yapmayı sürdürmek, yaşananları sadece gördüğüm şekliyle anlatmak, yayın büromuzda her gün, Kremlin onların öykülerini partinin çizgisine aykırı bulduğu için sorunlarını başka hiçbir yere götüremeyen -bu yüzden, sıkıntılarının kamuoyuna anlatılabileceği tek yer olan gazetemize gelen- ziyaretçileri ağırlamak.

Litvinenko da “Katilim Putin!” Diyerek Öldü

Uranyumdan 400 kat daha radyoaktif olan ve en tehlikeli radyasyon türü sayılan alfa radyoaktivite saçan polonyumla zehirlenen eski istihbarat yarbayı Aleksandr Litvinenko, ‹ngiltere’de ölüm döşeğindeyken Putin’i ölümünden sorumlu olmakla suçladı. Litvinenko’nun Anna Politkovskaya cinayetini açığa çıkaracak belgeler elde ettiği ve bu yüzden de Kremlin’in hedefi haline gelmiş olabileceği söytlenmekte. Litvinenko, ölüm döşeğinde yazdırdığı son mektubunda, Rusya devlet başkanı Putin’e şöyle hitap etmişti: “Barbar ve zalim olduğunu gösterdin. Hayata, medeni değerlere ve makamına saygısız olduğunu gösterdin. Medeni kadın ve erkeklerin güvenine layık olmadığını gösterdin. Bir adamı susturmayı başardın; fakat bütün dünyanın protestoları ömrünün kalan kısmında kulaklarında çınlayacak. Tanrı sadece bana değil, sevgili Rusya’ya ve halkına yaptıklarından dolayı seni affetsin.”  Litvinenko’nun, arkadaşı Andrey Nekrasov’a, “Beni öldürebilirler ama hepimizi yok edemeyecekler. Sadece onlara günlerini göstermek için yaşamak istiyorum. Devlet bir seri katile dönüştü. Listedeki tüm isimleri temizliyorlar,” dediği belirtildi. Putin ise Litvinenko’nun Kremlin yönetimi tarafından zehirlendiği iddialarını ’spekülasyon’ olarak değerlendirdi. Putin, “Maalesef bunun gibi trajik ölümler siyasi kışkırtma için kullanılıyor. Tıbbi açıklamalar bunun bir şiddet sonucu olduğunu söylemiyor. Spekülasyon yersiz.” diye konuştu.

İngiliz polis teşkilatı, Litvinenko’nun ölümünün ardından yaptığı soruşturmada, maktulün cinayete kurban gittiğini resmen açıkladı. Ancak henüz cinayeti kimin, hangi sebeple işlediği konusunda net bilgiler elde edilebilmiş değil. Rusya başsavcılığı da cinayete ilişkin soruşturma başlattı. Ölmeden kısa süre önce ‹slamiyet’i seçen Litvinenko, Londra’da Müslüman inancına göre defnedildi. Litvinenko’nun cenazesinde Çeçen lider Ahmed Zakayev ve Londra’daki bürosunda radyoaktif madde izine rastlanan muhalif Rus işadamı Boris Berezovsky de hazır bulundu.